Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 79 Cilt 2 - Kano Artık Tamamen Umursamaz
Kano, savaşın başladığı o ilk andan itibaren bir savaşçıdan ziyade bir avcı gibi hareket ediyordu. Gevy’ye nefes alacak zaman tanımıyordu. Gözleri artık bir dostun veya bir yol arkadaşının gözleri değildi. Derin bir boşluğun içinden bakan, duygusuz ve cansız bir katilin gözleriydi. Gevy bile bu kadar yüksek hıza adapte olmakta zorluk çekiyordu.
Gevy aldığı her darbede sarsılırken içinden savaşı analiz etmeye başladı.
“Hançerler çok güçlü. Hızı ise rüzgârı kendi arkasına aldığı için çok yüksek. Kırbacımı yenilemeye daha fazla devam edersem manam tükenecek.”
Savaşı mağaranın nispeten güvenli bir köşesinden, gözlerini bir saniye bile kırpmadan izleyen Motoyasu, Kano’nun bu yeni ve ürkütücü halini hayretle seyrediyordu.
“Kano-chan nasıl bu kadar hızlı hareket edebiliyor? Bizi tek hamlede ölümün kıyısına getiren düşmana nefes aldırmıyor.”
Gevy, bir boşluk yakalayıp Kano’nun karnına sert bir tekme attıktan sonra ışık kırbacını mağaranın duvarına büyük bir hırsla vurdu. Darbeyle dağılan devasa taş parçalarını kırbacıyla sarıp Kano’ya fırlatmaya başladı. Ancak bu anlamsız bir çabaydı.
Kano için üzerine gelen bu kayalar sadece havada süzülen çakıl taşlarından ibaretti. Vücudundaki rüzgâr akımlarıyla hepsini birer birer savuşturdu. Gevy’nin asıl planı ise bu taş yağmurunun yarattığı toz ve duman bulutundan faydalanmaktı. Görüşün sıfıra indiği o saniyede Kano’yu kırbaçla ansızın yakaladı ve tüm kas gücünü kullanarak onu mağaranın dışına fırlattı.
“Bu çok yakındı.”
Gevy kazandığını düşündüğü anda Kano yeniden süzülerek mağaraya girdi. Gevy’ye savunması için zaman tanımadan rüzgâr sayesinde hızla yaklaştı. Tam saldıracağı esnada Gevy yeniden doğrularak Kano’nun yüzüne sert bir yumruk indirdi. Bu sefer saldırısı yetersizdi.
“Kutsal Rüzgâr Büyüsü: Çift Kasırga Saldırısı!”
Kano, elindeki ikiz hançerleri havada çarpı şeklinde birleştirerek bu muazzam saldırıyı başlattı. Büyünün sağladığı devasa rüzgâr desteği Gevy’nin kutsal zırhına hasar verdi. Gevy doğrudan fiziksel hasar almamış olsa da savunmasının delindiğini hissederek kırbacını tekrar savurmaya çalıştı. Kano’yu bir anlığına hazırlıksız yakalayıp yüzüne bir yumruk daha attı. Tam o anda Excalibur’un büyüsü devreye girdi. Palator, Gevy’nin gözünün önünde açılarak durumu bildirdi.
“Kutsal Büyü: Yargılanma etkisi altındasınız. Savaş sona erene kadar mana yenilenemez.”
“Yargılanma süreci boyunca tüm iyileştirme ve yenilenme büyüleri %50 oranında zayıflatıldı.”
Gevy, karşısındaki bu ilahi cezayı gördükten sonra bile durmadı. Büyük bir hırsla saldırmaya devam etti. Ancak artık bu savaştan kaçmak dışında başka bir çaresi kalmamıştı. Kano’dan birkaç adım uzaklaşarak kırbacını son bir gayretle savunma pozisyonuna getirdi.
“Hey, biraz dur! Biraz mantıklı düşün! Neden seninle sonu gelmez bir kan davası için savaşmak zorundayım?”
“Kapa çeneni!”
Kano karşısındakinin sahte barış çığlıklarını ya da dini öğretilerini hiç umursamıyordu. Tekrar hançerleri ters tutarak saldırmaya devam etti. Gevy için bu savaş tamamen hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştü. Üst üste iki kez aynı formu kullanması yüzünden artık manasını verimli kullanamıyordu.
Kano’nun hareketleri Gevy’ye kıyasla daha hızlıydı. Elindeki ikiz hançerlere alışık olmaması onun için bir engel teşkil etmiyordu. İçindeki o saf, yıkıcı gücün yüksekliği, tecrübesizlikten gelen tüm açıkları kapatıyordu. Mağaranın içinde çeliğin birbirine çarpmasından doğan sesler etraftakilerin kulaklarını sağır edecek bir seviyeye ulaşmıştı.
“Bu gidişle öleceğim. Son kozumu oynamak için açık yakalamalıyım.”
Gevy avcıyken bir anda çaresiz bir av konumuna düşmüştü. Hançerlerden gelen saldırıları savuşturmaktan başka hiçbir aksiyon alamıyordu. Kano ise savaşın en hararetli anında tek bir ses bile çıkarmadan sadece hedefine odaklanmıştı. Bu amansız baskı sonunda Gevy’ye o çok aradığı küçücük boşluğu sağladı.
“Işık Büyüsü: Yapışkan Kırbaç!”
Gevy kırbacının formunu son bir manevrayla değiştirmeye karar verdi. Bu kez klasik bir savunma yerine, kurbanını çelik kelepçe gibi kavrayan yapışkan kırbaç büyüsünü kullandı. Saniyelik bir farkla üzerine inen hançer darbesinden kurtulup Kano’yu elinden yakalamayı başardı.
“Artık uslu bir kız olma zamanın geldi.”
Kırbacı elinden bırakarak savunmasız Kano’yu boğmaya başladı. Kano kurtulmak için elini uzatıp yerdeki hançerlerini çağırdı. Gevy, hançerlerin sahibine döneceğini bildiği için kırbacı orada bir tuzak gibi bırakarak çevik bir hareketle geriye sıçradı. Hançerler Kano’ya ulaştığında, Gevy o kısa süreli kurtuluş anında asıl büyük büyüsünü hazırlamaya başlamıştı.
İki elini birleştirdi. Tüm manasını bu büyüyü kullanmak için harcamaya karar verdi. Kutsal Savaşçılar’ın yardım edemeyeceği bir yer oluşturmak istiyordu. Gevy biraz sonra iki büyüyü birleştirmek üzereydi. Bir büyücü için iki büyüyü birleştirmek riskliydi. Büyü başarısız olursa Gevy tüm manasını kaybedecekti.
Bu kumarı oynamaya kararlıydı. Kano onu durdurmak için tam saldırıya geçeceği sırada Gevy’nin etrafındaki saf mana bir girdap gibi dönmeye başladı.
“Anlamsız. Neredeyse bitti.”
Gevy, iki büyüyü birleştirmeyi başardığı o anda Kano’yu yakalayıp mağaranın dışına fırlattı ve hemen arkasından kendisi de sıçradı. Onlar havada süzülürken bir anda beliren bembeyaz bir ışık küresi ikisini de yuttu ve dünyadan tamamen kopardı.
“İkili Işık Büyüsü: Maden Ocağı!”
Tıpkı Rodius ve Usami’nin kullandığı büyü gibi kendisine dünyadan soyutlanmış bir mana boşluğu yarattı. Rodius’un büyüsü içine giren kişileri zayıflatıyorken Gevy’nin büyüsü bunun aksine giren kişileri güçlendiriyordu. Buna karşılık olarak madenin patronu Gevy içerideki kişilerden daha az hasar alıyordu.
Kano, hançerlerini ters tutup manadan oluşan o bembeyaz zeminin üzerinde bir rüzgâr gibi koşmaya başladı. Gevy, kendi yarattığı bu evrenin sahibi olarak sadece bekledi.
“Kutsal Rüzgâr Büyüsü: Çift Kasırga Büyüsü!”
Gevy büyüyü gördüğünde Kano’nun hâlâ kontrolü kaybetmediğini anlamıştı.
“Aynı büyü demek. Bana karşı kozlarını saklıyor çünkü burada yeterli hasarı veremeyeceğini biliyor. Gerçekten çok zeki bir düşman.”
Hançerler Gevy’nin hasar almış kutsal zırhını bir kez daha çarpı şeklinde kestiğinde bu kez beklenen o derin yarayı açamadı. Büyüsünü kullanan Kano, o saliselik açık anını verdiğinde Gevy bunu kaçırmadı ve yüzüne sert bir yumruk indirdi. Kano bu darbeyle sendeleyince Gevy onun kafasını sıkıca tutup zemine defalarca vurmaya başladı.
Kano’nun kafasını her vuruşunda bir çığlık, bir acı feryadı duymayı bekleyen Gevy, onun ürkütücü sessizliği karşısında çileden çıktı.
“Neden hâlâ acı çekmiyorsun? İnsan değil misin? Ağlasana seni şerefsiz kadın!”
Kano hâlâ sessizdi. Aldığı her ağır darbeye rağmen o donuk ve umursamaz ifadesini koruyordu. Gevy ona vurmaya devam ederken Kano hançerlerini gizlice tekrar çağırdı. Gevy hançerlerin keskinliğini hissedince hasar almamak için geri çekilmek zorunda kaldı. Kano ise sendeleyerek ayağa kalktı. Hançerlerine ve ardından Gevy’nin gözlerine doğrudan baktı.
“Hayatını insanları kurtarmaya adamış birine yaptığın onca şeyden sonra... Yaptığın pisliklerden sonra benden bir de ağlamamı mı bekliyorsun? Seni burada öldüreceğim Gevy! Sen öldükten sonra senin gibi bir pislik için sevdiklerin üzülmesin diye onları da öldüreceğim!”
“Hah, sen artık bir insan değilsin. Bir canavarla savaştığım gibi savaşacağım! Işık Büyüsü: Yanılsama!”
“Dikkat! Bu büyüyü kullanmanız için gerekli mana, oluşturduğunuz mana alanından alınacaktır. Mana alanı zayıflayacak.”
Gevy sistemin bu hayati uyarısını zerre kadar dikkate almadı. Kano’yu öldürmekten başka bir amacı yoktu.
“Hah, onu burada öldürdüğüm sürece alanın zayıflaması umurumda bile değil! Bu illüzyonla onu tamamen durduracağım!”
Kendisini ışık hızında koşmaya zorlayarak etrafta yüzlerce yanılsama oluşturdu. Bu kopyalar sadece birer görüntü değildi. Her biri Gevy gibi hareket edebiliyor ve mana sayesinde hasar verebiliyordu. Gevy o kadar hızlıydı ki, oluşan bu yanılsamalar aslında onun saliseler sonraki hareketlerinin birer yansımasıydı. Tek yapması gereken, bu karmaşada hareketsiz kalan Kano’yu öldürmekti. Tüm yansımalara ‘Kırbaç oluşturun.’ diyerek koşmaya devam etti.
Tüm yanılsamalar aynı anda ışık kırbaçlarını oluşturarak Kano’nun üzerine bir kabus gibi çöktüler. Ancak Kano için bu devasa saldırı yetersizdi. Hançerlerini hazır konumda bekletti ve kırbaçlar tenine değmek üzereyken asıl gücünü serbest bıraktı.
“Rüzgâr Büyüsü: Rüzgâr Alanı!”
Yaklaşık üç yüz farklı yanılsamanın savurduğu kırbaçlar Kano’ya ulaştığı anda, Kano’nun etrafında dönmeye başlayan o devasa rüzgâr kalkanı sayesinde hepsi hedefinden sapmıştı. Gevy’nin en büyük eforunu harcadığı büyü boşa çıkmıştı. Gevy, manasının tükenişiyle dizlerinin üstüne çöküp ellerini titreyerek yere dayadı.
“T-Tek hamlede… Tek hamlede benim emek verdiğim büyüyü durdurabildi. Kutsal Savaşçı Kano… Sen tam olarak nesin?”
Kano cevap vermedi. Zihninde yankılanan tek bir kelime vardı: Öldür! Artık karşısındaki düşman tamamen savunmasız ve bitikti. Gevy son ana kadar, gururu ve dini için savaşmıştı ama artık yolun sonuna gelmişti. Mana alanını kullanmak için yeterli zamanı kalmamıştı.
“Sen kazandın... Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Shou öldüğü için Efendi Shishu bizim yerimizi dolduracak ve bu dünyayı gerçek ışığa kavuşturacak.”
Kano, Gevy’nin önünde durdu. Sağ elindeki hançerin ucuyla Gevy’nin çenesini kaldırıp doğrudan o bitkin yüzüne baktı. Kano’nun gözlerinde sadece bir infazcının soğuk bakışı vardı. Birden hançerlerini yere bıraktı ve Gevy’yi sertçe yere yatırdı. Göğsünün üzerine oturarak çıplak elleriyle Gevy’nin yüzünü yumruklamaya başladı. Her vuruşunda elleri kanıyor, kemikleri sızlıyordu ama durmadan yumruklamaya devam ediyordu.
“Onu sen öldürdün! Onu benden aldın. Benim bu dünyada tek değer verdiğim, tek umursadığım dostumu… Mutlu mu oldun? Dinini siktiğimin köpeği cevap versene!”
Gevy artık hiçbir saldırıya karşı koyamıyordu. Bilincini korumaya çalışırken son an için fırsat kolluyordu. İki büyük gücün bu kanlı savaşı, mana alanının içinde yankılanarak devam ediyordu.