Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 76 Cilt 2 - Günün Batışı Kahramanın Kurtuluşu

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 76 Cilt 2 - Günün Batışı Kahramanın Kurtuluşu

Shou’nun vücudundan sızan kan mağaranın içine sel gibi akarken, bilincinin son kırıntılarıyla birlikte palatorun mavi ışığı gözlerinin önünde son kez titredi. 

   “Kullanıcı Değerleri”

   “Can Puanı: 1/16347”

   “Mana: 0/6248”

   “Dayanıklılık: 0/18045”

Shikigami’nin hançeri tam kalbinin üzerine saplandığında, sistem son ve en acımasız açıklamaları sundu. Mağaranın sessizliğinde Shou’nun kafasında açıklamaların sesi yankılanıyordu.

   “Kullanıcı ölümcül hasar aldı.”

   “Kullanıcı can değeri 0 seviyesine ulaştı.”

   “Kullanıcı öldü.”

Shou’nun gözleri yavaş yavaş kapanırken, palator da bu sona eşlik ederek bir saniye içinde sönüp kapandı. Mağara zifiri bir karanlığa ve ölümün o ağır kokusuna teslim oldu. Veyr hıçkırıklara boğularak Shou’nun cansız görünen bedenine sarıldı. Minik elleriyle onun zırhını çekiştirirken feryat ediyordu.

Shikigami ise tatmin olduğu için hançerini Shou’nun göğsünden geri çıkardı. Shou’dan akan taze kanı büyük bir iştahla izledi. Veyr, çağırdığı yardımın bu denli geç kalması yüzünden hayatındaki en büyük ilham kaynağını kaybetmişti.

Shou daha yeni Gevy ve Shikigami’ye karşı savaşmaya başlarken Kutsal Savaşçılar gökyüzünde at arabasıyla uçuyorlardı. Kano’nun manası Shou olmadığı zaman savaşlara katılmadığı için epey fazlaydı. Arkada süzülen arabanın içinde oturanlar sessiz bir şekilde duruyorlardı.

Sessizliği daha fazla kaldıramayan Shinobu, rüzgârın uğultusunu bastırmak için Kano’ya doğru bağırdı.

“Ne kadar kaldı Kano-chan?”

Kano her zamanki gibi soruyu umursamadı. Gözü hep canavar kraterini arıyordu. Zihninde sadece Shou’ya duyduğu saygı vardı. Shinobu cevap alamayınca rüzgârın sert darbesine rağmen kafasını küçük pencereden dışarı çıkardı.

“Kano-channnnnn! Sana diyorum. Ne kadar kaldı?”

Kano sonunda bu ısrara dayanamayarak kafasını hafifçe sağa çevirdi. Shinobu’nun endişeden kızarmış yüzünü görünce her zamanki o buz gibi ve umursamaz tavrıyla cevapladı.

“Yakında orada oluruz.”

Kano daha fazla soru gelmesini engellemek için parmak ucuyla rüzgârı yönetti ve Shinobu’nun kafasını pencereden içeri girmeye zorladı. Shinobu sendeleyerek içeri döndü ve kollarını göğsünde birleştirerek somurttu.

“Hmph, ‘Yakında orada oluruz.’ ne demek? Vereceği cevabın ne olacağını bile umursamıyor. Tam bir buz kraliçesi!”

Sora bu gergin atmosferi dağıtmak istercesine hafifçe gülerek lafa girdi.

“Bence sen tatlı olduğun için utandı ve cevaplayamadı.”

Motoyasu ise Shinobu’nun yüzündeki o hüzünlü ifadeye baktığında kendi utangaçlığını bastırmaya çalışarak kekeledi.

“B-Bence Kano-san sadece liderimiz için endişelendi. S-Shou-sama onun için çok d-değerli.”

Gökyüzünde bir kuş edasıyla süzülerek yolculuklarına devam ettiler. Canavar Kraterine yaklaşık iki saat kaldığı esnada Shou son darbeyi yemişti. Florina’nın boynunda asılı duran, üzerinde Anka figürü işlenmiş kutsal kolye bir anda titredi. Florina kalbine bir bıçak saplanmış gibi irkildi. Kolyesine baktığında gizli yeteneğini temsil eden figür artık yerinde değildi.

“S-Shou-sama!”

Florina bir anda Shou’nun ismini bağırarak söyleyince diğerleri endişelendi. Kano bile sürücü koltuğuyla yolcu koltuğu arasında bulunan tahtayı çekerek içeriye baktı. Sora direkt bağırarak cevapladı.

“Ne oldu Florina!”

Florina’nın gözlerindeki o saf korku, odadaki herkesin iliğine işledi. Vücudu üşüyormuş gibi titrerken zorlukla cevap verebildi.

“S-Shou’yu koruyan büyü aktif oldu ve üzerimdeki mananın yarısından fazlasını emdi.”

Sora, Florina’yı kolundan tutarak salladı.

“Peki bu ne demek oluyor Florina!”

Florina az önce yaşadığı şok yüzünden kelimeleri bir araya getiremiyordu. Sora, onun kendine gelmesi için yüzüne sert bir tokat indirdi. Florina sarsılarak gerçekliğe döndü.

“Benim büyüm Anka’nın koruması, sadece ölümle tetiklenir ve öldüren kişinin saldırısına göre manamı kullanarak yaraların üstünü geçici olarak kapatır. S-Shou’nun artık manası yok ve yaraları kendi seviyesinde bir güç tarafından açılmış. Muhtemelen büyüm yaralarını kapatamadı.”

Kano hayatında ilk kez bu kadar yoğun bir korku ve ardından gelen kör bir öfke hissetti. Normalde dünya yansa arkasını dönüp bakmayacak olan o soğuk kadın, artık tek bir duyguyla yanıp tutuşuyordu. İntikam. Shou’nun öldüğünü öğrendiği anda manasını son damlasına kadar rüzgârın emrine verdi.

“Rüzgâr tılsımı açıl. Rüzgâr Büyüsü: Şiddetli Fırtına!”

Kano tüm ruhunu ve enerjisini rüzgârı kontrol etmek için seferber edince at arabası ses duvarını aşacak bir hıza ulaştı. Arabanın tahta gövdesi bu basınca dayanmak için gıcırdıyordu. Fakat bu çılgın hız, ona vaktinde ulaşmaları için yeterli olacak mıydı?

Mağaranın derinliklerinde ise Shou’nun bilinci olmamasına rağmen bedeni sistemin ve Florina’nın büyüsünün mucizesiyle hâlâ hayata tutunuyordu. Veyr cansız bedene sarılmış ağlarken Shikigami bitirici vuruşunu kutlamak için hançerini tekrar kınından çıkardı. Tam o saniyede mağaranın rutubetli havası yerini sıcak havaya bıraktı.

   “Alev tılsımı: Anka’nın Koruması aktif oldu.”

   “Kullanıcının aldığı yaralar tamamen etkisiz hale getirildi.” 

   “Öldürülen canavarlardan A seviye olan yavru iki Vyvern kullanıcıyı koruması için diriltilecektir.”

Mağaranın derinliklerinde Shou’nun en başta kılıçtan geçirdiği o iki yavru canavarın cesetleri bir anda titremeye başladı. Çürümeye başlayan hücrelerine rağmen yeniden yenilenen canavarlar, sonunda gözlerini açtılar. Mağarayı sarsan vahşi bir haykırışla ayağa kalktıklarında Shikigami şaşkınlık ve korkuyla geriye doğru sıçradı.

“Burada ne oluyor? O canavarlar çoktan ölmüştü! N-Nasıl uyanabilirler?”

Gevy her zamanki soğukkanlılığını korumaya çalışarak ışık kırbacını eski formuna getirdi ve belindeki kılıfına yerleştirdi. Elini çenesinin altına koyup olanları analiz etmeye başladı.

“Diriltme büyüsü demek. Sanırım Shou henüz ölmedi Shikigami.”

Shikigami efendisinin yüzüne şaşırarak baktı.

“Fakat onu ben hançerimle öldürdüm bundan eminim! Kalbi tamamen durmuştu!”

“Shou’nun aurasını göremiyorsun çünkü gücü senin seviyeni aşıyor. Aurası artık saf bir kırmızıya dönüştü. Gördüğün Shou şu an bir büyünün koruması altında ve aynı koruma bu canavarları da kontrol ediyor.

Shikigami, canavarlar üzerine atılmadan önce vücudunu gererek ileriye fırladı. Hançeriyle tekrar Shou’nun işini bitirmek için hamle yapmaya karar verdi. Tam yaklaştığı esnada gözleri kan kırmızısına dönmüş olan Veyr araya girerek Shikigami’nin bileğini tuttu.

“Bu velet! Sen de mi büyünün kontrolü altındasın? 

Veyr artık konuşamıyordu. Anka’nın diriltme gücü, Shou’yu yaşatmak uğruna onun en yakınındaki dostunun bedenini ve manasını bir araç olarak kullanıyordu. Shikigami büyüye karşı koyamadığı için Gevy’in yanına çekilmek zorunda kaldı. Gevy ise henüz ciddi bir efor sarf etmediği için vücudundan hâlâ saf mana akıyordu.

Veyr’in bedeni Shou’nun başucunda bekliyor ve rüzgâr büyüsüyle bir kalkan oluşturuyordu. Dirilen canavarlar ise ayağa kalkar kalkmaz doğrudan Shikigami ve Gevy’e doğru yeri göğü inleterek koşmaya başladılar. Mağara bu devasa kütlelerin sarsıntısıyla titrerken Gevy yanındaki bitkin Shikigami’ye baktı.

“Shikigami senin görevin bitti. Derhal bu bölgeyi terk et ve ülkemize geri dön. Ben bu canavarları ve Shou’yu bizzat öldürüp arkandan geleceğim. Papa hazretlerine raporu ben vereceğim.”

“Sizin yanınızda savaşmama izin verin Gevy-sama!”

“Git Shikigami! Artık oyun oynamak yerine ciddi savaşacağım.”

Shikigami, efendisinin otoritesi karşısında başını eğerek mağaradan hızla ayrıldı. Gevy üzerine gelen canavarlardan ilkini kırbacıyla kafasından yakalayıp müthiş bir güçle yere çarptı. A seviye canavarlar onun gibi S seviye bir savaşçı için sorun değildi. Ancak sağ taraftan gelen diğer canavar beklenmedik bir çeviklikle Gevy’i gagasıyla yakalamaya çalıştı.

Shou’nun vücudundan kan akmayınca canavarlar Shou’nun etrafına çekildiler. Büyü hâlâ devam ediyordu fakat zaman geçtikçe Florina’nın ve Veyr’in yaşam enerjilerini emiyordu. Gevy kırbacı yine uzatarak Shou’nun bedenine doğru yürüdü.

Canavarlar için bu yürüyüş bir ölüm fermanıydı. Aynı anda kanatlarını kapatıp birer mermi gibi Gevy’e saldırdılar. Gevy, iki canavarın da kafasını kırbacıyla havada yakalayarak mağara zeminine yapıştırdı. Kırbacını boyunlarına dolayacak şekilde bir kement gibi uzattı.

“Ne kadar sıkıcı ve pis yaratıklar... Kirli elleriyle Tanrı’nın adaletini daha ne kadar geciktirebileceklerini sanıyorlar?”

Sözünü bitirir bitirmez kırbacını sıktı ve canavarların kafalarını vücutlarından tek bir hamlede kopardı. Veyr rüzgâr büyüsünü hiç beklenmedik bir anda kullanarak Gevy’i Shou’dan uzaklaştırdı. Gevy tekrar saldırmak için doğrulduğu esnada kafasız canavarların bedenleri bir kez daha titredi ve kafaları büyüyle yeniden oluştu.

“Lanet gibi çalışıyor demek. Ne kadar savaşırsam savaşayım mana bitmediği sürece canavarlar korumaya devam edecek.”

Kopan kafalar saniyeler içinde yenilenince Vyvernler tekrar Gevy’e saldırdılar. Gevy’in içinde hâlâ büyük bir mana rezervi vardı ancak durmaksızın yenilenen bu canavarlarla dövüşmek ruhsal olarak yorucuydu. Tam dört defa aynı kanlı döngü tekrarlandı. Nihayet Florina ve Veyr’in yaşam enerjileri tükenme noktasına gelince büyü zayıflamaya başladı. Canavarlar artık kendilerini yenilemeyi bıraktılar.

Manası azalan büyü artık aktif olduğu bedeni koruyamayacak kadar zayıflamıştı. Florina ve Veyr’in kalan manaları Veyr’in bedenine aktı. Artık büyü tamamlandığı için Shou’nun etrafındaki kırmızı çember tamamen söndü.

Veyr sıçrayarak Gevy’e saldırmaya başladı. Hızı ve çevikliği içine akan manaya rağmen hâlâ B seviye sınırlarındaydı. Ancak sınırlı gücü olmasına rağmen Gevy’i oyalamayı başarmıştı. Kırbacın hedefini sürekli rüzgâr sayesinde yanıltabiliyordu. Gevy artık daha fazla dayanamayarak Veyr’e karşı gücünü kullanma kararı aldı.

“Işık Büyüsü: Dikenli Kırbaç!”

Gevy ışıkla kaplanmış silahına yoğun bir mana aktararak kırbacın her bir santiminde jilet kadar keskin dikenler oluşturdu. Veyr’i kırbaçla sarıp sıktığında küçük maceracının her yerinden kanlar fışkırmaya başladı. Veyr bu dayanılmaz acıya rağmen son bir iradeyle aurasını kullanarak direndi. Gevy karşısındakinin direndiğini görünce onu mağaranın solundaki sert duvara fırlatarak saf dışı bıraktı.

Artık Shou’nun savunmasız bedenine gitmesini engelleyecek hiç kimse kalmamıştı. Gevy bitirici vuruş için elini uzattığı anda mağara sarsıldı. Kafasını şaşkınlıkla mağaranın tozlu girişine döndürdüğünde asasını öfkeyle uzatmış olan Shinobu’yu gördü.

“Zehir Büyüsü: Yılan Asidi!”

Shinobu’nun asasının ucundaki yeşil taştan çıkan asit dalgası Gevy’in sırtına isabet etti. Ancak kendi aurasını aktif tutan Gevy’e sadece bir sinek ısırığı kadar etki etmişti. Gevy küçümseyici bir tavırla geri dönecekken üzerine doğru gelen tek saldırının bu olmadığını fark etti. Florina yayını saf alevden oluşturmuş, gözyaşları içinde okunu sonuna kadar germişti.

“Alev Büyüsü: Delici Ok!”

Kutsal Savaşçılar, Shou’yu kurtarmak için hayatlarının en geç ama en görkemli gelişini gerçekleştirmişlerdi. Tüm üyeler mağaraya birer birer girdiğinde karşılarındaki kanlı manzarayı gördüler. Kano ise... O her zaman kalbinde Shou’yu efendisi ve koruyucusu olarak görüyordu. Shou’nun dizinin üstünde ölü gibi kanlar içinde duran hareketsiz bedenini görünce gözlerinde kalan son canlılık belirtisi de yok oldu. O an mağaradaki hava dondurucu bir soğuğa büründü. Rüzgârın gerçek tanrıçası uyanıyordu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar
  1. Bi gelemediniz adam acı çekti