Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 74 Cilt 2 - İkiye Karşı Bir

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 74 Cilt 2 - İkiye Karşı Bir

Gevy, adeta bir heykelin kusursuzluğuna sahip olan o göz alıcı yüzüyle Shikigami’nin hemen yanında belirdiğinde, Shou içinde bulunduğu durumu kemiklerine kadar hissetmişti. Shou, profesyonel bir savaşçı içgüdüsüyle kaçış yollarını hesapladı

Aslında tek başına olsaydı kutsal ışınlanmasını kullanarak bu dar kapandan sıyrılabilirdi. Ancak arkasındaki Veyr’i götürecek kadar manası kalmamıştı. Tecrübesiz küçük maceracıyı canı pahasına korumak istiyordu. Onun için kaçmak bir kahramanın onurunu değil, bir insanın hayatını hiçe saymak demekti.

Shikigami, Altın Kilise’nin zirvesindeki o korkutucu güç yanına gelince anında dizlerinin üstüne çöktü. Başını saygıyla öne eğerek konuştu.

“Efendi Gevy, hoş geldiniz.”

Gevy, sadık komutanının bu selamını sanki orada hiç yokmuş gibi umursamadan geçti. Bakışlarını bir saniye bile ayırmadan doğrudan Shou’ya kilitledi. Altın sarısı gözlerinde hem bir dostun sıcaklığı hem de bir celladın soğukluğu vardı.

“Hey, merhaba Kahraman Shou. Uzun zaman oldu.”

Shou, bu muazzam baskı karşısında kılıcını daha sıkı kavramak yerine, garip bir şekilde parmaklarını gevşetmeye karar verdi. Bu bir teslimiyet değildi. Aksine her an patlamaya hazır bir yayın gerginliğiydi. Herhangi bir ani hareketinde Gevy’in üzerine bir fırtına gibi saldıracağını biliyordu.

“Merhaba Gevy. Gerçekten uzun zaman oldu. Bakıyorum küçük çıraklarını üstüme göndermeye başladın.”

Gevy, bu iğneleyici söz üzerine mağaranın duvarlarında yankılanan, neşeli ama iç gıdıklayıcı bir kahkaha attı.

“Haklısın Shou! Gerçekten seni öldürmeye yetmeyeceklerini bilmeme rağmen saldırmaya gönderdim.”

Shou, sol eliyle Veyr’in titreyen omzunu tutarken yüzünde engelleyemediği bir endişe belirdi. Gevy ile savaşmak, bir orduyla savaşmaktan çok daha zordu.

“O halde kaçınılmaz sona geldik, değil mi? Burada savaşacağız.”

“Maalesef seni Tanrı’nın bana bahşettiği o mutlak yetkiyle, bu dünyanın selameti için öldürmek zorundayım. Arkandaki o küçük çocukla hiçbir işimiz yok. Gitmesine izin vereceğim.”

Shou, Veyr’e göz işareti yaparak savaştan uzaklaşmasını istedi. Mağaranın derinliklerine geri dönen Veyr, buradan savaşı izlemeye karar verdi. Kahraman Shou için yapması gereken en büyük yardımı yapmıştı. Shikigami daha ilk göründüğü anda rüzgâr büyüsünü kullanarak yardım istemişti.

Veyr ellerini birleştirerek içinden “Lütfen rüzgâr, benim mesajımı Kutsal Savaşçılar’a ilet.” dedi.

Bu sırada başkentin kalabalık meydanında Motoyasu, loncanın önünde hâlâ hiçbir şeyden habersiz sohbete devam ediyordu. Etrafındaki maceracılarla şakalaşıyordu. Elindeki asayı sallayarak onlara şifa büyüsünün en temel ama en hayati inceliklerini anlatıyordu. Shinobu ise bir süre daha Motoyasu’nun yanında sanki birini bekliyormuş gibi huzursuzca bekledi. Shou’nun gidişindeki soğukluk canını sıkıyordu.

“Shou gitti ya… Ne kadar çabalasam da yetersiz kaldı.”

Motoyasu, maceracılarla olan sohbetini anında keserek Shinobu’ya doğru döndü. Yüzünde her zamanki o yatıştırıcı gülümseme vardı.

“B-Bence Shou-san sadece biraz kafa dağıtmak, o ağır yükten bir anlığına kurtulmak istiyor Shinobu-san. Hem… Kabul edelim ki o gerçekten çok güçlü. Bazen bizim gibi sıradan insanların endişelerini pek anlamıyor ya da bizimle ilgilenmiyormuş gibi görünüyor.”

Shinobu ayaklarını yere vurarak “Güçlü olması bizi görmezden gelebileceği anlamına gelmiyor! Bizi de görmesi, bize değer vermesi gerekiyor. Ne de olsa biz onun en yakın dostları değil miyiz?” dedi.

“Haklısın Shinobu-san. A-Ama ben onun kafasının düzeleceğine inanıyorum. İkinizde havalısınız orası ayrı.”

Shinobu daha fazla bir şey söylemedi. Kafasını dağıtmak için maceracıların arasına katıldı. Uzun bir süre boyunca havadan sudan, canavar avlarından bahsettiler. Shinobu, elindeki asasıyla genç maceracılara birkaç estetik büyü hareketi gösteriyordu.

Tam bu esnada Veyr’in rüzgârla gönderdiği o küçük, buruşmuş kâğıt parçası havada süzülerek gelip tam kafasına çarptı. Başta ne olduğunu anlamayan Shinobu o anki siniriyle kâğıdı eline alıp havaya kaldırdı.

“Kim attı kafama bu kâğıdı? Çabuk çıksın ortaya! Eğer bulursam onun o asil kıyafetlerini büyüyle parça parça edeceğim!”

Çevredeki maceracılardan çıt çıkmayınca Motoyasu merakla yaklaşıp kâğıda göz attı. Kâğıdın üstünde aceleyle yazılmış, titrek ama net yazıların olduğunu fark edince yavaşça Shinobu’nun omzuna dokundu.

“S-Shinobu-san, sanırım o kâğıtta bir şeyler yazıyor.”

Shinobu kâğıdı eline alarak arkasını çevirdi. Gerçekten de arka yüzünde Veyr’in çaresizce karaladığı kelimeler duruyordu. Satırları okumaya başladığı an, Shinobu’nun gözleri dehşetle faltaşı gibi açıldı. Kalbinin hızla çarptığını hissedebiliyordu. 

Motoyasu’nun elinden sıkıca tutarak bir anda loncanın içinde, dostlarının oturduğu o büyük masaya doğru var gücüyle koşmaya başladı. Motoyasu, her zamanki çekingenliğiyle hiçbir şey soramadı. Sadece Shinobu’yu, o panik halindeki arkadaşını takip etmeye karar verdi.

Koşarak Kutsal Savaşçılar’ın toplandığı masaya ulaştıklarında Sora onların bu nefes nefese kalmış halini görünce bir anda kahkahayı patlattı.

“Bak sen şuna! Şimdi de küçük Motoyasu’ya ablalık mı yapmaya karar verdin Shinobu? Onu benden çalıp kendine saklamana asla izin vermem!”

Shinobu, akciğerlerini yakan nefesini kontrol altına alabilmek için birkaç saniye bekledikten sonra sesi titreyerek konuştu.

“Burada oturup şaka yapmanın zamanı değil Sora! Shou’yu hemen kurtarmamız lazım!”

Florina, elindeki yayı bir kenara bırakıp bir anda ayağa kalktı. Yüzü anında ciddileşmişti. 

“Ne demek istiyorsun Shinobu? Shou bize sadece basit bir ısınma antrenmanı yapmaya gideceğini söylemişti!”

Sora ise Shinobu’nun omuzlarını o devasa elleriyle sertçe kavrayarak yüzüne sinirle baktı. Gözlerindeki endişe belli oluyordu.

“Eğer bu bir şakaysa gerçekten hiç komik değil Shinobu. Ne demek kurtarmamız lazım? Açık konuş!”

“Shikigami… Shikigami, Kahraman Shou’yu öldürmek için canavar kraterine gitmiş. Şu an orada savaşıyorlarmış. Bilgiyi orada bulunan maceracı bir kağıtla gönderdi.”

Sora bir an duraksayıp derin bir düşünceye daldıktan sonra Florina’ya doğru döndü.

“Florina, Shou’nun zırhına yerleştirdiğin koruma büyüsü ne durumda?”

Florina gözlerini kapatıp manaya odaklandıktan sonra rahat bir sesle cevap verdi.

 “Büyü hâlâ onun üzerinde duruyor. Aktif hale gelmemiş. Yani henüz doğrudan bir ölümcül darbe almadı ama bu almayacağı anlamına gelmez.”

“Güzel. O halde en hızlı şekilde o kratere ulaşmamız gerekiyor. Ancak o bölgenin buradan atla gidilemeyecek uzaklıkta olması büyük bir sıkıntı. Oraya yetiştiğimizde her şey bitmiş olabilir.”

Büyücü Kano, Shinobu’nun arkasında belirdiğinde hava aniden serinledi. Soluk nane yeşili ve gümüşün akışkan bir karışımı olan saçlarını büyüsüyle sürekli dalgalandırmayı çok severdi. Kutsal Savaşçılar’ın eski amblemi her zamanki gibi saçının sol tarafında takılıydı.

Gözleri saçına benzer bir şekilde nane yeşiliydi. Üzerindeki gece mavisi tuniğin ve beyaz, hava kanallı yeleğin katmanları adeta yer çekimine meydan okuyordu. Eskiden kalma Kutsal Savaşçı pelerinini giymeyi unutmamıştı. İki bileğinde de ikişer tane bulunan halkalar, büyüyü rahatlıkla kontrol etmesini sağlıyordu. Büyüsü aktifken her adımı rüzgârın melodik bir şarkısını fısıldıyordu. O sadece rüzgârı kullanmıyordu. O, rüzgârın ta kendisiydi.

Shinobu’ya arkadan yumuşakça sarılarak güven veren bir sesle konuştu.

“Merak etmeyin dostlarım ben buradayım. Hiçbir yere geç kalmayacağız.”

Shinobu arkasını döndüğünde Kano’nun umursamaz ama güven verici yüz ifadesini gördü. Kano, diğerlerinden farklı olarak kendi büyüsünde tam ustalaşmıştı. Uzun zamandır ayaklarını yere basma ihtiyacı bile duymadan sürekli havada süzülmeyi başarabiliyordu.

“Kano-chan… Sayende onu kurtarabileceğiz!”

Sora ise tedbirli bir tavırla araya girerek “Kano’nun büyüsü hayatta olmaz. Hepimizi taşıyabileceğinden emin değilim.” dedi.

Haganezuka, mızrağının ucunu dikkatle sildikten sonra mızrağını yanındaki sandalyeye koyarak hafifçe doğruldu. Sora’ya bakarak ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi.

“O halde sadece Kano, Shinobu, Florina, Sora ve Motoyasu... Siz beşiniz hemen yola çıkın. Diğerlerimiz burada bir artçı birlik olarak beklemeye devam edelim. Zaten o aptal Akira ve diğer üç salak, dünya yıkılsa bile hayatta vaktinde gelmezler.

Shinobu, Sora’nın yüzüne umutla bakmaya başladı. Haganezuka’nın fikri Sora’ya da mantıklı gelmişti ancak o, Kano’dan yardım istemekten her zaman nefret ederdi. Yüzünü sokağa doğru dönerek mırıldandı.

“Hah, nasıl isterseniz öyle olsun.”

Kano, aslında etrafında dönen bu küçük tartışmaları pek umursamıyordu. Ancak Kahraman Shou onun için paha biçilemez bir değere sahipti. Bu yabancı dünyaya ilk geldiğinde kimse onun rüzgâr büyüsünü değerli bulmamıştı. Herkes onun güçsüzlüğüyle dalga geçmişti. Herkes onu dışlarken Shou yanına gelmiş ve ona bu büyünün aslında ne kadar yıkıcı ve işe yarar olduğunu sabırla öğretmişti.

Kano içinden “Shou-san… Benim hâlâ savaşıyor olmam sizin sayenizde. Lütfen ben yetişene kadar hayatta kalın.” dedi.

Sora’nın onayının ardından hepsi hızla toplanarak loncanın dışındaki büyük bir at arabasına bindiler. Kano, şoför koltuğuna oturarak tüm rüzgâr gücünü arabayı yerden kaldırmaya odakladı. Başta arabanın ağırlığı nedeniyle büyüsü yetmeyecek gibi olunca başka bir büyü kullandı.

“Rüzgâr Büyüsü: Süper Hafifleştirme!”

Normalde kendi üzerinde kullandığı büyüyü manayla daha çok besleyerek maddeleri ve insanları hafifletecek şekilde kullandı. Araba bir anda ağırlığını kaybetti ve havaya doğru yükseldiler. Havalandıkları anda Shou’nun yanına doğru yolculukları başladı.

Bu sırada canavar kraterinde Shou, Gevy’e karşı hayatının en zorlu savaşlarından birine başlamıştı. Silah olarak kullandığı o esnek ve ışık saçan kırbaçla Gevy, Altın Kilise’nin sarsılmaz inancının en parlak, en güçlü ve en acımasız meşalesiydi.

Göz kamaştırıcı altın ve beyaz zırhları, üzerinde taşıdığı kutsal sembollerle adeta bir azizin aurasını yayıyordu. Aşırı dindar kişiliği ona korkutucu bir sakinlik ve sarsılmaz bir kararlılık verirken, bakışları günahkârları titreten kutsal bir ateşle yanıyordu. 

O, sadece ışık büyüsünde usta bir büyücü değildi. Aynı zamanda bu gücü alışılmadık ama ölümcül bir silaha dönüştürmüş bir savaşçıydı. Elinde büyüsünü kanalize ettiğinde akkor halinde parlayan bir ışık kırbacına dönüşen o amansız silahıyla düşmanlarını sadece cezalandırmakla kalmazdı. Onları ilahi bir alevle arındırırdı. Gevy, kilisenin düşmanları için hem bir kurtarıcı ışık hem de amansız bir kâbustu.

Shou, bu kadar güçlü bir rakiple ikinci kez karşılaşıyordu. Daha önce Şeytan Kral Tokito karşısında yaşadığı o iliklerine kadar işleyen korkunun ardından, Gevy’in yaydığı S seviye aura yeniden dizlerinin bağını çözmeye başlamıştı. Üstelik Shikigami’nin fırsat kollayarak savaşa dahil olması durumu Shou için zorlaştırıyordu.

Shikigami sürekli Shou’nun savunmasında küçük bir açık ararken Gevy o ışık kırbacıyla onu nefes aldırmadan oyalıyordu. Shou, kılıcını savururken artık kollarının ağrıdığını hissetmiyordu. Adrenalin ve hayatta kalma güdüsü gözlerini tamamen kör etmişti. Hızı kendi potansiyelini bile aşmıştı.

Gevy, kırbacını Shou’yu her darbede biraz daha geriye itecek kadar büyük bir hızla sallarken soğukkanlılığını koruyarak konuştu. 

“Fena değilsin Shou! Tanrı’nın adaletine karşı direnmek zordur.”

Shou, kılıcını bir kalkan gibi kullanarak darbeleri savuştururken Gevy’in ne dediğini pek dinlemiyordu. Kafasında sadece Veyr’i korumak vardı. Hayatta kalmak onun için ikinci plandaydı.

“Işık Büyüsü: Sıkı Kucaklama!”

Gevy, manasını kırbacına aktararak onu daha uzun ve esnek bir hale getirdi. Shou daha tepki veremeden etrafını sararak hareket etmesini engelledi. Shou, çaresiz bir şekilde kurtulmaya çalışıyordu. Shikigami bu fırsatı yakalayarak ilk işareti Shou’nun göğsünde bıraktı.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar
  1. Shou ikiye karşı yine iyi savaşıyor da veyr ne skime yarıyor sfdsdfsdfsdf