Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 9 - Yolda Kurulan Tuzak

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 9 - Yolda Kurulan Tuzak

Dralon bölgesine doğru yola çıkan Tokito, ordusuyla birlikte tekinsiz bir üne sahip olan Büyülü Orman'dan geçmek zorundaydı. Ağaçların gövdeleri simsiyah, yaprakları ise kan kırmızısıydı. Ormanın içindeki sis, askerlerin görüş alanını kısıtlıyor ve morallerini bozuyordu. Nanagi atıyla önden giderek orduya önderlik ediyordu. Ancak normalde yorulmak nedir bilmeyen askerler bile kılıçlarını tutmakta zorlanıyordu.

Nanagi atını yavaşlatıp yanındaki subaya seslendi.

"Komutan, ordunun durumu ne?"

"Efendim, arka birliklere göz gezdirdiğimde epey bir yorgun görünüyorlardı. Sanki manaları emiliyor gibi... Bu yolun güvenli olması lazım. Saldırı almadığımız sürece güvendeyiz ama askerlerin hâli beni endişelendiriyor."

İçimden bir ses bana saldırıya uğrayacağımızı söylüyor. Bu ormanın sessizliği hiç hayra alamet değil. Efendimin yanında durup onu mu korusam? Bu yol biraz uzun. Büyülü ormanı geçince Dralon bölgesinde olmalıyız.

"Orduya önderlik et, ben efendimizin olduğu bölgeye çekilmeliyim."

"Nasıl isterseniz efendim."

Hemen arka taraflara çekilmeliyim. Çok fazla zaman kalmadı gibi görünüyor. Bir an önce oraya gitmeliyim. Hislerim beni yanıltmaz.

Atıyla ordunun merkezine doğru geri dönen Nanagi endişeli görünüyordu. Hissettiği şey ne olabilirdi? Ümitsizce atını koşturmasına rağmen ordunun arka kısmı, sisin içinde kaybolmuş gibi çok gerideydi.

Tokito'nun olduğu arabadaysa durum daha farklıydı. Tokito, dış dünyadan habersiz, lüks koltuğunda oturuyordu. Kortus ona porselen bir demlikte, nadir bulunan bitkilerden yapılmış bir çay hazırlamakla meşguldü. Kortus'un yüzünde o her zamanki sakin gülümsemesi vardı, Tokito ise sıkılmış bir suratla cama bakıyor, sisin içinde ilginç bir şeyler görmeye çalışıyordu. Araba aniden sert bir şekilde sarsılınca panikleyen Tokito, fincanı devirmemek için çabalarken kapıya bakmaya başladı. Çay hazırlayan Kortus kapıda olan kişiyi bildiği için sakin görünüyordu.

"Benim, Nanagi. Sizi buraya uyarmak için geldim efendim."

Tokito, elindeki fincanı titrek bir şekilde masaya bıraktı.

Öyle bir anda arabayı sarsmasana be kadın! Kalbim dursa suçlusu sen olurdun! Şeytan Kral korkudan öldü diye tarihe geçmek istemiyorum!

"Bir dahaki sefere haber ver olur mu? Seni anlık şokla yok edebilirdim. Biliyorsun, gücümü kontrol etmekte bazen zorlanıyorum."

"Özür dilerim. Uyarıya gelirsek efendim, düşmanımız tarafından izleniyor olabiliriz. Hatta şu an bir büyünün etkisi altında olabiliriz."

"Bana düşman olabilecek kadar aptal bir şeytan olabilir mi?"

Bunu ben de düşünmüştüm. Bu yolculuk başından beri garip geliyordu. Askerlerin yorulması normal değil, çok hızlı yoruluyorlar. Sanırım bir tuzağa maruz kalabiliriz. Fujih o kadar cüretkâr olabilir mi?

"Sizin yeni şeytan kral olmak için harekete geçtiğiniz biliniyor. Ordu normale göre fazla hızlı yoruldu. Bir 'Yorgunluk Laneti' olabilir. Bu bölge, pusu kurmak için çok uygun."

"Peki bizi bu durumdan nasıl kurtarmayı planlıyorsun?"

Aslında bir planım var fakat sanırım söylersem kabul görmeyecek. Beni geride bırakıp kaçmanızı isteyeceğim. Ama onlara uymam en iyisi.

"Her zamanki gibi sizi koruyacağız. Bizler efendimiz uğruna ölmek için yaşarız."

"Benimle dalga geçme! Kendini feda edince o çöp vücudunu bir hiç uğruna feda etmiş oluyorsun! Ben yaşayan hizmetkârlar istiyorum, ölü kahramanlar değil!"

"Dediğiniz tamamen doğru fakat arabadan çıkmayın biz halledeceğiz. Sonra güz-"

Tam o anda Tokito'nun önünde kırmızı, yanıp sönen bir ekran belirdi.

DİKKAT: Yüksek Seviye Tehdit Tespit Edildi!

Bölge: Dralon Sınırı-Büyülü Orman.

Tehdit Tipi: Yüksek Seviye Suikast Birliği.

Tahmini Sayı: 1442.

Hedef: Kullanıcı.

Önem Derecesi: KRİTİK, hayatta kalmak için savaşın veya kaçın!

Bu bir şaka değil mi? 1442 düşmanla nasıl dövüşmem gerekiyor? Lanet olsun, Nanagi ve Kortus o kadar askerle ilgilenemez üstüne ordumuz sadece yolculuk ediyor ve lanet yüzünden yorgunlar!

"Araba neden durdu? Efendim sakın dışarı çıkmayın. Eğer çıkarsanız bu dövüş bir hiç uğruna olur."

Nasıl olur da erken fark edemem? Eğer daha erken öğrenseydim orduyu dinlendirip dinç bir şekilde savaşma fırsatı elde ederdim. Lanet olsun bu sisteme!

Nanagi at arabasının dışına çıktığında ordusuna saldıran bir sürü şeytan gördü. Ağaçların tepesinden, yerin altından ve sisin içinden fırlıyorlardı. Hepsi yüksek seviye ve ağır silahlıydı. Yorgun ordu, son güçleriyle silahlarına sarılıp karşılık verince orman bir anda kan gölüne dönen büyük bir savaş alanına dönüştü.

Kılıcını çekip savaş alanına atlayan Nanagi, at arabasının etrafını koruyordu. Düşmanlar üzerine geldikçe kılıcıyla kesiyordu ve sıradaki düşmana geçiyordu. Hareketleri o kadar hızlıydı ki, kılıcı havada gümüş bir iz bırakıyordu. Ancak düşman bitmek bilmiyordu. Komutan gibi görünen, yüzü maskeli ve şapkalı bir şeytan da kılıcıyla Nanagi'nin üzerine atladı.

"Sen neden buradasın Nanagi? Bize uslu bir şekilde teslim edersen canını bağışlarım. Efendimiz senin yeteneklerine saygı duyuyor."

"İsmimi nerden biliyorsun?"

"Bunu bilmene gerek yok, ne de olsa teslim olmazsan öleceksin."

"Ölü bedenimi çiğnemeden efendimin kılına bile dokunamazsın!"

"Eh, kararını verdiysen artık seni uğurlayalım. Patlama Büyüsü: Patlayıcı Toplar!"

Düşman, elinden etrafa küçük, parlayan küreler fırlattı. Bu toplar Nanagi'ye temas ettiği anda şiddetli bir şekilde patlıyordu. Nanagi'yi uzaktan öldürmeyi planlıyordu. Nanagi kılıcıyla topları kesmeye çalışsa bile patlamaların şoku onu geriletiyordu. Hızı yetişmiyordu. Nanagi sürekli hasar alıyor, kıyafetleri yanıyor ve düşmanına yaklaşamıyordu bile.

Manası bitmeye başlayınca kılıç savaşına giren Nanagi artık zayıf düşmeye başlamıştı. Zayıf hâli bile epey bir güçlüydü ama karşısındaki düşman dinçti. Daha fazla zaman kaybetmek istemeyen düşman, Nanagi'nin bir anlık boşluğunu yakaladı ve kılıcıyla Nanagi'nin sırtında uzun bir çizgi şeklinde yara açtı.

Nanagi acıyla inleyerek yere düştü. Yerden kalkmaya çalışsa da düşman ayağıyla sertçe göğsüne basarak onu geri düşürdü. Artık ayağıyla sürekli onu tekmelemeye başlamıştı.

"Nasıl, güzel hissettiriyor mu? Sana teslim olmanı söylemiştim Nanagi. Şimdi o sadakatinle efendinin yanında öleceksin."

Nanagi kan kusuyordu fakat kılıcını yere batırarak, titreyen bacaklarıyla ayaklanmaya çalışıyordu. Ayaklanınca düşman tekrar bir tekme attı. Yerde karnını tutmaya başladı.

"Sana ölsem bile teslim olmayacağım! Efendi-"

"Belirsiz hasar tespit edildi."

K-Konuşamıyorum... Palator bile artık başaramayacağımı düşünüyor. Ordum burada kaybetmemeli... Ne kadar da acınası bir komutanım... Efendimi koruyamadan öleceğim.

"Konuşmayı bile beceremiyor musun? Kalksana hadi devam edelim."

Nanagi kılıcına dayanarak yavaşça ayağa kalktı. Ayak kemikleri kırıldığı için artık yürüyemiyordu, sadece sürünerek kılıcını savurmaya çalışıyordu. Ordusu da bir, bir katledildiği için artık onun için son yaklaşıyordu.

Tokito ise at arabasında dışarıdaki sesleri, çığlıkları ve patlamaları dinliyordu. Her patlama sesi yüreğinde bir korku yaratıyordu. Dışarı çıkmak istese de Kortus, kapının önünde bir gardiyan gibi duruyor, buna izin vermiyordu. Sinirli bir şekilde onu itmeye çalışsa da çocuk olduğu için gücü yetmiyordu.

"Bırak beni Kortus!"

"Dışarı çıkmanıza izin veremem efendim. Kaçmanız gereken zaman hâlâ gelmedi."

Sen neyden bahsediyorsun? Amacım kaçmak değil savaşmak. Nanagi'yi kesinlikle ölüme terk etmeyeceğim.

"Kaçmak mı? Düşman güçlü olunca kaçmalı mıyım? Ben Şeytan Kralım!"

"Lütfen zorluk çıkarmayın efendim. Siz krallık için gereklisiniz. Bir komutan parçası ve küçük bir orduyu umursamayın. Onlar harcanabilir kaynaklardır."

"Beni anlamıyorsun Kortus eğer yardım etmezsek etrafımız sarılacak! Onlar benim halkım!"

"Neyden bahsediyorsunuz efendim?"

"Ne yani bu ekr-"

"Kullanıcı yasaklı kelime kullandı. Susturma cezası verildi."

Ekrandaki düşman sayısını diğerleri göremiyor mu? Neden sadece ben görebiliyorum? Lütfen biri bana yardım etsin... Sesim çıkmıyor!

Nanagi zar zor ayakta kalmayı başarsa da düşman lideri yeniden kılıcıyla saldırdı. Karşılık veren Nanagi için artık çok geçti. Nanagi'nin kılıcını uzaklara fırlatan düşman, elindeki uzun ve geniş kılıcını acımasızca Nanagi'nin karnına soktu.

Camı kırarak atlayan Tokito, Nanagi'yi o hâlde görünce donakaldı. Zaman sanki yavaşladı.

N-N-N-NANAGİ? Karşımda dura- Neden karnında kılıç var Nanagi? Lütfen birisi kâbus olduğunu söylesin! Tanrım bana yardım et nasıl kurtulacağım?

"Güç mü istiyorsun? Onları kurtarmak mı istiyorsun?"

Evet, hepsini kurtarmak istiyorum. Ne bedel gerekiyorsa öderim!

"Zamanı gelmedi. Tek yapman gereken zamanı gelene kadar kaçmak."

Sen de mi beni bırakacaksın ekran? Hepiniz sevdiğim kişilerin ölmesini mi istiyorsunuz? Dayanamadığım için Kortus'u zorla iterek kapıdan çıktım. Karşımda Nanagi'yi ayağıyla ezen, maskeli düşman vardı.

"Hey, sen yoksa bu şeytan kral olmak isteyen çocuk musun? Beklediğimden daha küçükmüşsün."

"Çevremdekiler öyle söyler fakat ben Şeytan Kralım. Ellerini Nanagi'den çek!"

Nanagi kafasını kaldırdığında, sislerin arasından gelen bir çocuk vücudu gördü. Bu efendisiydi… Gözünden yaş geliyorken elini uzattı fakat gücü kalmamıştı.

"Efendim neden dışarı çıktınız? Tüm bu emeklerim... Şimdi sizi öldürecek! Lütfen kaçın efendim hâlâ ordunuz varken."

Saldıran düşman karşısında duran çocuğa tehditkâr bakışlar atıyordu. Kılıcını kaldırarak çocuğu işaret edecek şekilde doğrulttu. Kılıcın ucundan Nanagi'nin kanları damlıyordu.

"Çekmezsem ne yapacaksın peki velet? Ağlayarak anneni mi çağıracaksın?"

"Dene ve gör."

Sana güveniyorum Kortus sen başarırsın! Lütfen bu şerefsizi öldür! Yüzü maskeli adam Nanagi'nin karnında bulunan kılıcı hareket ettirerek onun canını yakıyordu. Nanagi acıyla inledi. Güçsüz olduğum için yardım bile edemiyordum. Acınası hâlim yüzünden ağlamaktan sıkıldım. Bu küçük vücutta olmamın cezası bu mu?

Kılıcını karnına batırdıktan sonra tekrar Nanagi'nin karnından kılıcı çıkardığında Nanagi kan kustu. Onu boynundan tutarak havaya kaldırdı ve boğmaya başladı. Kortus benim ne yapmak istediğimi anlayınca arkadan saldırmak için yelpazesini oluşturmuştu. Bunu yapacağını kesinlikle biliyordum çünkü onun da bir kalbi var.

"Şimdi nasıl kurtaracaksın sevgili köleni? Ah, kıyamam bunu yapamazsın."

"Ona köleymiş gibi davranma seni böcek! Cehennem aleviyle yanacaksın!"

"Senin gibi küçük bir çocuk mu yapacak? Hah, ne kad-"

"Efendim hakkında kötü konuşma seni aptal!"

Karşımda duran salağın sesi kesildiğinde küçük yanaklarımda sıcak bir sıvı vardı. Elimle dokunduğumda kan olduğunu gördüm. Kortus, sessizce arkasında belirmiş ve keskin yelpazesiyle düşmanın kafasını gövdesinden ayırmıştı. Başarılı bir şekilde öldürmüştü. Korkudan Nanagi'nin yanına giderek küçük ellerimle onun vücudunu ittirmeye çalıştım.

Ne olur beni bırakma Nanagi! Hem bak savaşı kazanacağız değil mi? Düşman liderini öldürdük artık endişelenmene gerek yok.

"Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (1236/1442)"

Yani bunu başarabiliriz. Umarım Kortus bunu başaracak kadar güçlüdür. Orduyu toparlarsak bunu başarabiliriz. Komutanları artık yok.

"E-Efendim..."

"Dinlenmeye bak Nanagi. Seni koruyacağım."

"Efendim Nanagi'yi kurtardık artık kaçmalıyız."

"Bizi bu durumdan kurtarman gerekiyor Kortus. Bir şeyler yap ne olur..."

"Elden bir şey gelmez. Sizi koruyacağım efendim. Öncelikle orduyu toparlamamız gerekli."

Sana güveniyorum Kortus. Lütfen bir an önce bu aptal savaşı bitir ve bizi önümüzdeki şehre ulaştır.

Kortus ikinci yelpazesini de çıkarıp düşman ordusu içlerine karışmaya başlamıştı. Her birini sanki bir seri katil gibi, zarif ama ölümcül hareketlerle öldüre öldüre ilerledi. Yolda duran askerlerin hepsini son savunma bölgesine çekmeye başladı. Düşman geri çekilen askerleri takip ederek benim tarafıma doğru geliyordu.

"Güzel bu gidişle hepsini komutanlarının öldüğü yere çekebilirim. Komutanlarının ölmesi kaçmalarını sağlar."

"Askerler beni dinleyin! Hepiniz derhal merkeze çekilin efendimizi korumamız gerek!"

Kortus'un bağırmasıyla askerler daha hızlı bir şekilde etrafıma kalkan oluyordu. Kortus komutasında olan ordu tamamen donanımlı gibiydi. Kendimi ülkeler arası bir savaşta hissediyordum.

"Ölmeyin askerlerim! Sizler krallığımız için lazımsınız! Düşmanın komutanı öldü!"

Askerlere moral vermem lazım. Yorgunlukları yüzünden silah sallayamaz durumdalar. Kortus geride kalan askerleri getirmesi lazım.

"Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (1074/1442)"

Yavaş yavaş azalıyorlardı şimdi bir anda azalmışlar. Sanırım Kortus azaltmış olmalı. O olmasaydı bu savaşı kaybetmiştik.

"Efendim, siz komutanla arabaya binin yoksa sizi korumak zor olacak."

"Dikkatli ol çöp parçası. Ölünüz işime yaramaz sağ bedeniniz bana lazım."

Nanagi'yi elinden çekerek arabaya doğru çeken Tokito bir yandan da yerdeki kılıcı alıp, boyundan büyük olmasına rağmen etrafına savurmaya başladı. Askerler önüne geçip onu korudular. Bu sayede arabaya Nanagi'yi götürmeyi başaran Tokito onu koltuğa yatırdı ve başını bacağına koydu. Nanagi'nin kanı, Tokito'nun pahalı kıyafetlerini ıslatıyordu ama Tokito bunu umursamıyordu.

"Neden bir başına savaştın Nanagi? Sen ölseydin bana ne olurdu tahmin etmedin mi? Şu yaralara bak hayatta kalman mucize."

Kortus hâlâ arabaya dönmeye çalışıyordu. Nanagi'yi tuttuğu için yerinden hareket etmiyordu. Ordusuyla koşturan Kortus kendisine saldıran şeytanları teker teker öldürüyordu.

"Yavaş yavaş dönüyoruz umarım efendim güvendedir. Eğer ona bir şey olursa kendimi asla affetmem."

Kortus arabaya yaklaştığında yerde sadece kan vardı ve Nanagi'yle Tokito yoktu. Sinirlenen Kortus düşmanları paramparça ederek devam etti. Kapının önünde savaşan askerlerin düşmanlarını öldürüp onlara soru sordu.

"Efendimiz nerede? Şeytan Kral nerede!"

"At arabasının içine girdi. Orası güvenli olduğu için gönderdim efendim."

"Oh, ölmemişler buna çok sevindim. Savaşın durumu ne bilgi ver."

"Sanırım çok zorlanıyoruz. Düşman komutanı ölse de yorgun ordumuz savaşamaz."

"Elimden geldiğince çok düşman öldürürüm ben de. Bu büyüyü kullanmak istemiyorum ama... Melodi Büyüsü: Katilin Şarkısı."

Kortus yelpazeleriyle dans etmeye başladığında, havada ölümcül bir melodi yankılandı. Ritimlerle beraber düşman kafalarını kesmeye başladı. Her birini katlederek ilerleyen Kortus düşmanı azaltıyordu ve ordusunu düşmanlara karşı avantajlı hâle getirmeye çalışıyordu.

"Böyle devam edersem hepsini katledebilirim. Efendim için her şeyi yaparım!"

Dışarıdan gelen ölen asker sesleri Tokito'yu endişelendiriyordu. Kafasıyla camdan dışarı bakmak istese de boyu çok küçüktü. Ekran yeniden açıldığında sürekli yenileniyordu.

"Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (886/1442)" "Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (792/1442)"

Gittikçe düşüyor. Bu Kortus'un gerçek yüzü mü? Şeytan ordusunu bir şey değilmiş gibi kesiyor.

"Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (634/1442)" "Düşmanları öldür ve hayatta kal. Öldürülmesi gerekenler (634/1442)"

Sayaç artık güncellenmeyince endişelenmişti. Kapıdan ses gelince gözünü oraya çevirdi. Kapıyı açan Kortus içeriye girdi. Üstü başı kan içindeydi ama gözleri parlıyordu. Efendisini görünce hemen sarıldı. Efendisi de ağlayarak ona sarıldı. Tokito ve Kortus epey yorgundu fakat savaş bitse de zararı büyük olmuştu.

"Hayatta olduğunuz için çok mutluyum efendim."

"Beni boş ver onunla ilgilen Kortus!"

Nanagi'nin kıyafetini yırtıp yaralarına bakan Kortus hiçbir şey hissetmese de Tokito ruhsal çöküş yaşıyordu. Olaylar moralini derinden etkilemeye başlamıştı. İlk belirtisi duygularının baskılanmaya başlamasıydı.

"Efendim bu kızın işi bitmiş. Organlar büyük hasar almış ve parçalanmış. Üstüne her yerinde kırık var. Sanırım kısa bir süre sonra ölecek."

Hayır, hayır, hayır, bu gerçek olamaz değil mi? Onun ölmesine imkân yok. O benim ilk komutanım!

"Yenilenmesi yok mu?"

"Maalesef efendim biz şeytanlar insanlara göre daha hızlı yenilenmeye sahip olsak bile yenileyemeyeceğimiz kadar büyük hasarlar tamamen yok eder bizi."

"Bir yolu olmalı... Şifacımız yok mu?"

"Bu büyüklükte organ parçalanmasını ancak A seviye şifa büyüsü halledebilir. Ve şu an burada öyle bir büyücü yok."

"Düşmanlar temizlendi. Ekstra deneyim puanı elde edildi. Deneyim puanları kullanılsın mı?"

Hepsini karanlık şifa büyüsüne kullanacağım. Böylelikle seviye atlayacaktır. Umarım işe yarar. Başka çarem yok!

"Karanlık şifa büyüsü B seviyeye ulaştı. Karanlık şifa büyüsü A seviyeye ulaştı."

Sanırım bu işe yarar. Umarım onu kurtarabilirim. Tek elimde kalan yetenek bu, tüm her şeyimi buna yatırdım.

Tokito karanlık şifa büyüsünü aktif ederek titreyen ellerini Nanagi'nin parçalanmış organlarına tuttu. Ellerinden çıkan siyah ve yeşil karışımı ışık, odayı aydınlattı. Büyü, organları yavaş yavaş toparlıyordu fakat kırıkları yenileyemiyordu. Karnı kapanınca manası tamamen tükenen Tokito, gözleri kararak Nanagi'nin üzerine yığıldı. Bayılmıştı. Nanagi'nin kurtulduğunu öğrenemeden karanlığa gömüldü.

Kalktığında kendisini çok farklı bir alanda bulacaktı. Yolculuğu hâlâ devam ediyordu ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar