Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 8 - Hertoria Yolculuğu

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 8 - Hertoria Yolculuğu

Bu uzun yolculuk canımı sıkmaya başladı. Nereye gittiğimizi bile bilmiyorum. Kafalarına göre bir yere götürüyorlar. Pencereden dışarıya baktığımda sadece birbirinin aynısı olan ağaçlar ve kasvetli bir gökyüzü görüyorum. Bu dünyada hiç güneş açmaz mı? Bir çocuk bedeniyle bu kadar uzun süre hareketsiz kalmak işkence gibi. Sanırım sorsam iyi olacak.

"Bizi nereye götürüyorlar biliyor musun?"

Kortus elindeki işlemeli mendille ağzımın kenarını silmeye çalışırken cevap verdi.

"İlk durağımız Hertoria bölgesi efendim. Bu bölgede bir süre konaklamak zorundayız. Merak etmeyin başkente dönerken kestirme yol kullanacağız."

Neden şimdi de kestirme yol kullanmıyoruz? Hepsi birer aptal bence. Neyse yolculuk iyi geçtiği sürece benim için sorun yok. Yine de bu sıkışıklık hissi beni boğuyor. Gücümü test edemiyorum, yürüyemiyorum, hatta tuvalete giderken bile bu koca kuyruklu kadınlar peşimde dolanıyor. Şeytan Kral olmak bu kadar utanç verici olmamalıydı.

Hertoria bölgesine doğru giden yol sessiz ve çoğunlukla çam ağaçlarıyla doluydu. Ormanın derinliklerinden gelen uluma sesleri ve tekerleklerin taşlara çarparken çıkardığı sesler dışında bir sessizlik hakimdi. Ancak bir süre sonra rüzgârın yönü değişti ve burnuma tanıdık bir koku geldi: Kan ve duman kokusu.

Ordunun sesini duyan Şeytan Kral ne olduğunu görmek için dışarıya baktı.

Dışarıda gördüğü bir savaştı. Ama bu düzenli bir ordu savaşı değildi; bu bir katliamdı. Bir tarafta derme çatma zırhlar giymiş, yüzleri maskeli haydutlar; diğer tarafta ise ellerinde tarım aletleriyle kendilerini savunmaya çalışan çaresiz köylüler vardı. Yanan bir kulübenin önünde, bir kadın çocuğuna sarılmış ağlıyordu. Oturduğu yere geri dönmek istese de yardım etmek istiyordu. Sonunda kararını verip dışarı çıktı.

Burada ne oluyor? Burası şeytanların bölgesi değil mi? Neden birbirleriyle savaşıyorlar? Babamın kurduğu düzen bu mu? Güçlünün zayıfı ezdiği, kendi halkımın birbirini boğazladığı bir krallık mı bıraktı bana?

"Burada ne oluyor böyle Nanagi?"

Nanagi atını yavaşlatıp sakin bir sesle cevap verdi. Gözlerinde en ufak bir şaşkınlık yoktu.

"Sıklıkla gerçekleşen bir olay efendim fakat neden dışarı çıktınız?"

"Beni bir arabada bağlayabileceğini mi sandın?"

"Haklısınız efendim fakat merak etmeyin birazdan bu bölgenin askerleri gelip sona erdirecektir."

"Bu çelimsiz yaratıkları dümdüz edip devam etmek varken neden duruyoruz?"

Hızlı bir şekilde ulaşmamız gerekirken yaşadığımız şu soruna bak. Askerler gelene kadar o köylülerin hepsi ölmüş olacak. Eğer bu hareket etmeyecekse ben ederim! Savaşan taraflardan bir tarafını haydutlar diğer tarafını yerli şeytanlardan bir grup kapsıyordu. Haydutlardan biri, yere düşen yaşlı bir adamı tekmelemeye başladığında Tokito'nun sabrı taştı. Çocuk hâliyle karışmaması gereken bir olaya karışmak için yürümeye başlayınca Nanagi onu durdurdu.

"Efendim onları durdurursak bölge vikontuyla sorun yaşayabiliriz. Siyasi dengeler şu an çok hassas."

Siyaset mi? Karşımda halkım katlediliyor ve bu bana siyasetten mi bahsediyor? Bu onları ölüme terk etmem gerektiğini göstermez! Halkı ölürken izleyen kral mı olur? Dalga geçmeyin lan benle!

"Sen geride kalabilirsin. Ben hepsini katledeceğim."

Nanagi derin bir iç çekti. Efendisinin inadını kırmanın imkânsız olduğunu anlamıştı.

"Siz gidiyorsanız sorumluluk alıp sizi korumak zorundayız."

"Ne istersen onu yap."

Tokito büyüsü olmamasına rağmen savaş alanına doğru yürürken haydutlar önünü durdurdu. Küçük bir çocuğun, üstelik bu kadar süslü kıyafetler içinde savaş alanına girmesi onlara komik gelmişti. Elindeki baltayı Tokito'nun kafasına doğrultan haydutların lideri, dişlerinin arasından tükürerek güldü. Nanagi ise gölgesi gibi belirip onu durduruyordu.

"Efendimize elini sürersen ordumla hepinizi dümdüz ederim!"

"Sen de kim oluyorsun? Belli ki bu bölgeden değilsin. İşimize karışma yoksa seni de bu zayıf şeytanlar gibi öldürürüz. Bu çocuğun üzerindeki kıyafetler iyi para eder!"

"Hey, burada olduğumu görmüyor musun çöp parçası? Seni tanrının yanına göndereyim mi?"

"AHAHAHAH, bir çocuk bana ne yapabilir? Annesinin sütünü emmeye gitmesi gereken bir velet bana kafa mı tutuyor?"

Baltasını kaldıran haydut lideri diğer taraftan onun kafasına hedef alarak vuruş yaptı. Havadaki baltanın sesi, Tokito'nun kulağının dibinden geçti fakat isabet eden balta kafasını koparmıyordu çünkü Nanagi kılıcını çok hızlı bir şekilde efendisinin boynunu koruyacak şekilde yerleştirdi. Metalin metale çarpma sesi ormanda yankılandı.

"Sana ona dokunmamanı söyledim! Askerler, hepsini katledin!"

780 askerden oluşan Koloton'un ordusu emirle beraber harekete geçip efendilerine baltasını tutan kişiyi ve ordusunu katletmeye başladılar. Bu bir savaş değil, tek taraflı bir temizlikti. Eğitimli askerler, disiplinsiz haydut sürüsünü saniyeler içinde biçiyordu. Bir, bir düşen haydutları sıkıştıran Nanagi'nin ordusu en sona liderlerini bıraktı. Az önceki kibri sönmüş, yerlerde sürünüyordu.

"Yalvarırım beni öldürmeyin. Biz sadece aldığımız emirleri yerine getiriyorduk. Bize bu köyü yağmalamamız için para verildi!"

"Ne yaptığınız gram umurumda değil fakat efendime dokunmaya çalışan herkesi öldüreceğime dair vikontuma yemin ettim."

"Y-Yoksa siz..."

"Böceklerin yaşamaya hakkı olmamalı."

Kılıcını haydudun kalbine sokan Nanagi kılıç içerideyken çekerek çıkartmak yerine çapraz bir şekilde haydudun vücudunu keserek çıkardı. Kan, kurumuş toprağa sıçradı. Tokito tüm bu vahşi sahneye tanık olmuştu fakat vücudunda tepki yoktu. Normal bir çocuk çığlık atar, ağlardı. Ama o sadece izliyordu.

Neden şeytanlar şeytanlara saldırıyor? Bizlere saldırmalarının amacının olmaması gerekiyordu… Nanagi az önce bir şeytanı gözümün önünde öldürdü peki neden kendimi korku dolu hissetmiyorum? Bu vücudun bir özelliği mi? Yoksa ruhum da mı şeytanlaşıyor?

Kortus dışarı çıktığında efendisinin yanına giderek, elleriyle Tokito'nun üzerindeki görünmez tozları silkelemeye başladı. "Efendim... Neden dışarı çıktınız ki? Kıyafetleriniz kirlenebilirdi!"

"Dışarı çıkması benim hatam özür dilerim. Başında bunu yapmam gerekiyordu."

"Kapa çeneni sen! Efendimizi tehlikeye attın."

"Nas-"

Tam o sırada, tepenin ardından boru sesleri duyuldu. Bölgenin resmi birliği, ağır zırhlı askerler ve büyücülerle birlikte olay yerine vardı. Ancak geç kalmışlardı; ortalıkta sadece cesetler vardı.

"Burada ne olmuş böyle? Siz de kimsiniz? Askerler hepsini tutuklayın!"

Onlar konuşurken Hertoria Bölgesi komutanı olaya el atmıştı. Karşı çıkmalarına bile izin verilmeyen askerler bir, bir esir alındılar. Hata yaptıklarını söyleyen Nanagi'yi dinlemeden hepsini götürdüler. Tokito, itiraz etmek için ağzını açtığında başına geçirilen kaba bir çuval ile susturuldu. Elleri bağlanmadı belki ama bir asker tarafından kucaklanıp sertçe bir kafes arabasına fırlatıldı.

Bu ne cüret! Ben Şeytan Kralım! Beni bir hayvan gibi kafese mi atıyorsunuz? Ah, bu koku da ne? Ter, kan ve pas... Lüks arabamdan sonra bu teneke yığını midemi bulandırıyor.

Gözleri kapatılan Tokito nereye götürüldüğünü bile bilmiyordu. Yolculuk sarsıntılıydı. Kafasını çevirdiğinde çarptığı şey başka bir kafaydı; muhtemelen Kortus'tu. Uyumaya karar veren Tokito tekrar uyandığında gözlerinde bulunan kumaş kaldırılmıştı. Bulunduğu yer Hertoria bölgesiydi. Bu bölge aslında Viker Hertoria'ya aitti fakat o olmadığı için emir komutanı Gabri tarafından verilmişti. Burası, Dralon'a kıyasla daha aydınlık ama bir o kadar da disiplinli görünüyordu. Duvarlarda Viker'in armaları asılıydı.

Tahtta oturan Gabri gözlerini açan Tokito'ya bağırarak seslendi. Tokito daha yeni uyandığı için aklı karışmıştı. Nanagi kalktığında olayları kavramış, üzerindeki tozları silkeleyip cevap vermek için Gabri'ye yönelmişti.

"B-Bizi yanlış anladın Gabri! Biz Vikont Koloton'un emriyle Şeytan Kral'ı ulaştırmak için gönderildik. Bize yaptığın bu muamele savaş sebebidir!"

"Sen neyden bahsediyorsun alçak Nanagi? Şeytan kral öldü o artık yok! Bölgemde izinsiz ordu dolaştırıp katliam yapıyorsun. Bunun cezası idamdır!"

"Yanımda duran çocuk görünümlü bu kişi eski şeytan kralın oğlu."

Gabri kahkaha attı. "Bu velet mi? Altını bile ıslatıyordur bu!"

"Elinde bunu kanıtlayan bir şey var mı?"

"Efendi Viker'dan gelen mektubu cebimden alabilirsin. Eğer okuma yazman varsa, yaptığın hatanın büyüklüğünü anlarsın."

"Askerler mektubu alın!"

Emirle beraber Nanagi'nin cebinden mektubu alan askerler Gabri'ye teslim ettiler. Mektubu eline alan Gabri gönderenin efendisi olduğunu mühürden anlamıştı. Yüzündeki alaycı ifade yavaşça silindi, yerini derin bir korkuya bıraktı.

Efendim Viker mı göndermiş? Neden efendim bana bir mektup göndersin ki? İçinde yazanı okumam lazım.

"Ben Hertoria Bölgesi vikontu Viker Hertoria. Bu mektubu okuyorsan Gabri, karşında duran kişi gerçek şeytan kraldır. Biz vikontlar Loropis Bölgesi'ni efendimiz için güvenli bir yer yapmak için bir süre yokuz. Eğer ona karşı bir harekette bulunursan seni anında infaz ederim. Komutan Nanagi ondan sorumlu tek kişidir. Bu ikisi ne derse yapacaksın."

Gabri'nin elleri titremeye başladı. Alnından soğuk terler damlıyordu. Gözlerini yavaşça Tokito'ya çevirdi. Az önce "velet" dediği çocuk, tahtta oturan bir kral gibi ona bakıyordu.

Gerçekten onun mektubu bu. Karşımda duran kişi şeytan kralmış. Çocuk olduğu belli fakat manasından bile tanıyamadım. Ne kadar da yetersiz bir komutanım, utanmam gerekiyor. Az kalsın Şeytan Kralı hapse atıp idam edecektim!

Gabri hızla tahtından inip yere kapandı.

"Nanagi ve onunla gelen herkesin ellerini çözün, silahlarını geri teslim edin. Efendi Viker onları efendimiz olarak kabul etmemizi emretti."

"Sana ne demiştim Gabri? Kafana buyruk gitmemen için uyardım seni."

"Bu mektup hayatını kurtardı. Sanırım gittiğiniz her bölge için bir tane var elinizde."

"Bundan sonraki bölgenin vikontu orada olmalı. Onun için Vikont Koloton'un mektubu yeterli olacaktır."

"Benden istediğin bir şey var mı Nanagi? Canımı isterseniz hemen şurada..."

"Efendim yorgun hissediyor. O kafes arabasında hırpalandı. Onun bu bölgenin en iyi banyosunda dinlenmesini istiyorum."

"Anlaşılmıştır. Efendimizi en iyi şekilde ağırlayacağımdan şüphen olmasın. Kraliyet banyosunu hemen hazırlatıyorum!"

"Yanlış anlama Gabri fakat benden başka kimse efendimizin narin vücuduna dokunamaz."

"Sen de kimsin? Seni hiç tanıyamadım fakat sen kadınsın bir erkek ilgilenmeli onunla!"

"Ben eski şeytan kralın ve şimdiki kralın hizmetkârıyım. Ona hizmetkârdan başka kimse dokunamaz."

"Dokunursam ne olur?"

"Çenenizi kapatacak mısınız yoksa ikinizin de çenesini zorla mı kapatayım?"

Gabri başını eğerek "Özür dileriz efendim."

"Sizi yıkayacağını söyledi bu şerefsiz şeytan. İzin verin cezasını vereyim."

"Kortus sen kadın değil misin?"

"Sizin hizmetkârınız olarak bu kadarını yapabilmeliyim."

"Ne istersen onu yap."

"Hihihihi, ben kazandım Gabri istediğin kadar kudurabilirsin. Küçük efendi sadece benim olacak."

"Merak etmeyin ordunuzu özgür bırakıp kendimden 20 asker daha vereceğim. Eğer isterseniz Dralon'a kadar eşlik edebilirim."

"Gereksiz, sen burada bölgeni korumaya bak. Birisi saldırıp ele geçirirse Viker'in sana yapacakları kötü olur."

Bölgelerden vikontlar çekilmeye başladığı için komutanlar önemli bir rol oynuyor olmalı. Onların benimle gelmesi krallık için iyi olmaz. Nanagi de beni yalnız bırakıp bölgesine bakmalı yoksa Koloton'un dönmesi uzun sürerse bölgelerde olan üstünlük hiç olur.

Tokito kalktıktan sonra Kortus'la banyoya gittiler. Biraz gerzek olan Kortus koridorda sürekli boş boş konuşuyordu. Arkalarından gelen Nanagi onlarla banyoya girmek istiyormuş gibi görünüyordu. Koridorlar buharla ısınmıştı ve havada lavanta kokusu vardı.

Efendime hizmet etmek için ona banyo yaptırmalı mıyım? B-Biraz utanıyorum ama görev her şeyden önce gelir değil mi? Sadece s-sırtını yıkayacağım bu kadar. Pekâlâ, bunu yapacağım!

Acaba Dralon Bölgesi'nin vikontu nasıl birisi? Görmek için sabırsızlanıyorum. Yola çıkmak için bir an önce şu banyo şeysinden ve bizi takip eden sapıktan kurtulmalıyım. Hem neden bizi takip ediyor ki?

"Efendim, banyo hazır. İstediğiniz gibi sıcak ve sabunla donatıldı."

Ahhh, isekai mükemmel be! Fantezi dünyasında her istediğinin gerçekleşmesi benim gibi bir doktorun en çok isteyeceği şey. Şu suyun berraklığına bak!

Gerçekleşecek olaydan habersiz olan Tokito banyo kapısından girdi ve soyunma odasına girdi. Üstünde bulunan arma ve zırhı çıkarttı. İç çamaşırlarını da çıkarttıktan sonra banyoya giren Tokito sıcak suyun içine girdiğinde sanki içini huzur kaplıyor gibiydi. Tüm kasları gevşedi, kafes arabasının bıraktığı ağrılar uçup gitti.

Bu keyif için bu yolu çektiğime değdi. Hayatımda gördüğüm en iyi banyo lan bu! B-Bir dakika sırtımda iki tane el mi var? Benim sırtımda niye el var lan!

Tokito soluna baktığında Kortus'u sağına baktığında Nanagi'yi çıplak görünce o anda yüzü domates gibi kırmızı oldu. Olayın şaşkınlığı gözünü kör etmiş gibi görünüyordu. Buharın arasında iki silüet görmek, huzurunu paniğe çevirmişti.

B-B-B-B-B-B-B-B-Bir dakika! Erkeklerin banyosu değil mi burası? O hâlde bu iki aptal burada ne arıyor? Gerçekten kaldıramayacağım. Çıkın lan odadan!

"Size izin almadan girebileceğinizi kim söyledi? Dokunmayın çöpler sizi!"

"Çocuk olduğunuz için size yaptığımız bu hizmet bence en iyisi efendim..."

"S-S-Sonuçta efendimize hizmet ediyoruz. Biraz utanç verici olsa bile..."

Utanç vericiyse yapma lan! Bana mı sordun girmek için? Gerçekten, ele avuca sığmayan iki aptal kadınla banyoda durmaktan daha zor olan bir şey yok.

"Siz sırtınızı dönün efendim hemen bitecek."

Tokito utansa da kızların üstelemesi yüzünden karşı çıkamadı. Küçük sırtını nazikçe sıvazlayan Kortus ve Nanagi ona hayatında yaşayamayacağı bir hatıra vermişti. Ancak Tokito'nun aklı başka yerdeydi; bir an önce buradan çıkıp otoritesini yeniden kazanmak istiyordu.

"Bu kadar yeterli çıkmak istiyorum."

Erkenden çıkan Tokito hızlıca kurulanıp kıyafetlerini giydi. Dışarı çıktığında askerler dizlerini çökerek efendilerini selamladı. Tokito koridorda sanki kaçmak istiyormuş gibi yürüyordu. Arkasından takip eden Kortus ve Nanagi daha tam olarak üstlerini bile giymemişlerdi. Saçlarından sular damlıyordu.

Tokito'yu yakalamalarına rağmen o çoktan dışarı çıkmıştı. Kapıda ordusu bekliyordu. At arabasına binmek isteyen Tokito'yu Gabri durdurdu. Elinde yolluk olarak hazırlattığı sepetler vardı.

"Şimdiden gidiyor musunuz? Sizin için ziyafet hazırlatmıştım!"

"Biraz daha kalırsam kafayı sıyıracağım. Ordu hadi yola çıkıyoruz!"

"Efendim beni bekleyinnn!"

Tanımıyorum bu koşan şeytan ablayı. Sür kaptan onsuz gidelim.

Kortus nefes nefese arabaya atlayıp kapıyı kapattı. Ordunun başına geçen Nanagi yolculuğu başlattı.

"Bana sinirli misin yoksa efendim?"

"Kapa çeneni."

"Ben sadece yardım etmek istemiştim. Neyse bu konuyu Dralon'da konuşuruz efendim."

Evet, nihayet yola çıkabildim. Sıradaki hedefim Dralon bölgesi! Umarım orası buradan daha iyi bir yerdir. En azından bir daha banyoya girmeyeceğime yemin edebilirim. Ama içimde kötü bir his var... Sanki Dralon'da bizi bekleyen şey, sadece sıcak bir karşılama olmayacak.

Yolculuğuna başlayan Tokito artık Fujih Dralon'a doğru gidiyordu. Onu orada karşılamak isteyen Fujih bu olmadan önce Şeytan Kral'ı durduracak mıydı?

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar