Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 7 - Dralon Bölgesi

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 7 - Dralon Bölgesi

Dralon bölgesi, Fujih Dralon'un yönettiği kurak araziye inşa edilen bir şehirdir. Şehir çoğunlukla karanlık renklerden oluşan binalara sahiptir. Gelirini savaşlardan kazanarak devam ettiren bu şehrin daire şeklinde bir şehir suru vardı. Şehrin içinde halkın ve askerlerin arasında bazı dedikodular başlamıştı.

"Yeni şeytan kral seçilecekmiş duydun mu?"

"Güçlü birisinin seçileceği belli. Şeytan kralın çocuğu güçlü olmalı."

"Bence çocuğu başa gelmez artık. Güçlü birisi tahtı ondan alır."

Nöbetçiler aralarında sessiz bir şekilde konuşurken yüksek rütbeli birisi onların konuştuğunu fark etti. Nöbetçilerin yanına sinirli bir şekilde yürüyordu. "Siz ikiniz orada ne yapıyorsunuz? Şu anda nöbet tutmanız gerekiyor!"

"Geldi yine sapık adam. Sanki bize saldırabilecek kişiler varmış gibi."

Nöbetçiler aylaklık ederken bir elçi kapıyı çaldı. Nefes nefese kalan bu elçiyi içeri alan askerler şaşırdılar. Kanlı eliyle bir mektup tutuyordu. Üzerinde örtü olduğu için askerler tanıyamadı. Bir tanesi yanına yaklaşıp soru sordu.

"Sen kimsin? Burada ne işin var?"

"Ben buraya Vikont Koloton tarafından gönderilen bir elçiyim. Dralon bölgesinin vikontuna bildirmem gereken bir durum var."

"Biraz bekle komutanla konuşmalıyız."

Elçiyi bekletip komutanın yanına giden askerler onun önünde diz çöktüler. Komutan ikisine de sinirli bir şekilde bakıyordu.

"Ne oldu? Yine ne söyleyeceksiniz aşağılık herifler?"

"Vikont Koloton'un elçisi geldi. Vikont Fujih'e bildirmesi gereken durum varmış."

"İçeri alın ben bildiriyorum efendimize."

Askerler kalkıp gittiler. Komutansa Fujih'in bulunduğu kaleye doğru yola çıktı. Elçiye haber vermek için giden askerler onun orada olmadığını çoktan fark etmişlerdi. Etrafta elçiyi arasalar bile elçi çoktan koşarak efendisinin yanına geldi.

Vikontun bulunduğu kapıyı açmadan direkt camdan içeri atlayan elçi Fujih'i korkutmuştu. Silahını çeken Fujih bir süre sonra durumu anlayıp silahını yerine geri koydu.

"Sonunda geldin demek. Nasıl gidiyor durumlar yardımcım?"

"Emrettiğiniz gibi şeytan kralı takip ederek buldum ve askerlerden öğrendiğim bilgiye göre buraya doğru geliyorlar."

Fujih bir anda tedirgin bir ruh hâline büründü. Ellerini yumruk yaptı ve karşısında duran yardımcısına sert bir bakış attı.

"Buraya mı dedin? Neden o çocuk buraya geliyor?"

"O kadar detay öğrenemedim fakat bildiğim kadarıyla büyü komutanı için gittikleri bir yer varmış."

Sanırım Koloton'un bölgesine doğru gidiyorlar. Bildiğim kadarıyla büyü komutanı denen aptal ucube orada yaşıyordu. Onu zamanında öldürmek istiyordum fakat çok güçlü. O hâlde ben de onun, ona ulaşmasını engellerim.

"Sorun değil. Yanına en iyi birliklerini al ve Şeytan Kral adayını öldür. Eğer öldüremezsen ölürsün anladın mı?"

"Merak etmeyin efendim, başaracağımdan emin olabilirsiniz."

"Güzel, gözümden kaybol şimdi!"

Fujih eliyle duvara hızlı bir yumruk attı. Yumruğu duvarı paramparça etmeye yetecek kadar güçlüydü. Yardımcısı gittikten sonra tahta geri oturdu. Sinirden dudağını ısırıyordu.

Lanet olsun! Bir çocuğun aklıyla başa çıkamıyoruz. Eğer büyü komutanıyla buluşursa kesinlikle kaybederiz. Kesin bunlar o şerefsiz Gefrit'in işi!

Şarabından bir kadeh içen Fujih tahtından kalkıp cam kenarına geçti. Derin derin düşünceler onu boğuyorken, büyü taşı Fujih'in önünde görüntüye sahip bir ekran açtı. Onu arayan General Guter'di. Yara izleriyle dolu yüzü olan Guter Fujih'in durumunu anlamıştı.

"Yüzün hiç iyi gözükmüyor. Herhangi bir sorun mu var?"

"Hayır efendim. Sadece plan kuruyorum. Eski şeytan kralın oğlu harekete geçti."

"Bir çocuktan mı korkacaksın? Merak etme o bizim karşımızda sadece bir çöpten ibaret."

Efendim haklı fakat bunca zamandır elde etmek istediğimiz tahtın karşısında çıkan sorunlar beni sinirlendiriyor. Bir an önce o çocuğu tamamlanmadan öldürmeliyiz. Eğer tamamlanırsa kimse karşısına çıkamayacak!

"Haklısınız efendim, boşuna endişelendim. Siz varken bu iş basit."

"Hahahah, beni gözünde fazla büyütüyorsun."

Evet bazen sinirimi bozuyorsun fakat taht için beraber çalışmak zorundayız. Benden güçsüz olsaydın seni şimdiye öldürmüştüm. Ben sadece kraliyet ailesine son vermek istiyorum.

"Efendim peki sınırlarla ilgili nasıl bir tavır sergileyeceğiz?"

"Eski kralın yokluğu bizi sarstı. Şeytan kral seçimine kadar herhangi bir şey yapmak tehlikeli. Bir süre daha sınırı gözleyeceğim sen o küçük adayın icabına bak."

"Emredersiniz, güvendiğim komutanım onu ve yanındaki herkesi iz bırakmadan öldürecektir."

Tokito, ultra lüks at arabasında Kortus ve Nanagi ile yolculuk ederken, lüksün tadını çıkarıyordu. Dışarıdaki askerlerin at sırtında rüzgârla mücadele etmesi onun umurunda değildi.

"Kortus, bana Nanagi'nin neden bu kadar dar kıyafetler giydiğini açıkla. O bir komutan değil mi? Güvenli mi bu?"

Kortus gülümsedi. "Nanagi, efendim, bir görev şeytanıdır. Kıyafetleri hareket kabiliyetini artırır ve hafif zırhlıdır. Hem de kendisi, ordunun en çevik ve güçlü komutanıdır."

Tokito gözlerini devirdi. "Koca kuyruklu, tatlı suratlı... Her neyse. Kaç günümüz kaldı, Kortus? Sıkılmaya başladım."

"Loropis bölgesini yeni geçtik efendim. Tahmini 7 gün daha gitmemiz gerekiyor. Büyü komutanının saklandığı bölgeye ulaşmak için önce Hertoria bölgesinden geçmemiz gerekiyor. Ardından Dralon Bölgesinin büyü ormanlarından geçeceğiz."

"Dralon... Orası Fujih'in bölgesi değil mi? Sanırım kuzenim Gefrit bahsetmişti." Tokito, aklına gelen 'çöp' kelimesini kullanmaktan kendini alıkoyamadı. "O çöpün bölgesinden geçmek güvenli mi?"

Nanagi'nin dışarıdan gelen sesi netti. "Efendim, bu güzergâhı özellikle seçtik. Büyülü orman, hızlı ve gizli hareket etmek için en uygun yoldur. Fujih Dralon, kibri nedeniyle ormanları nadiren denetler."

Ah, bir çöpün kibirli olması ne kadar işime yarıyor! Tokito, planın işe yaramasına sevindi. Naif ve tecrübesiz aklı, bu güzergâhın Koloton ve Gefrit tarafından planlanmış olmasını, Fujih'in kendisini engelleme ihtimalinden daha yüksek görüyordu.

"Güzel. O hâlde askerlerine söyle, artık daha fazla hızlansınlar. Siktiğimin yolculuğu bitsin artık!"

Tokito, düşmanın planının tam ortasına, kendi isteğiyle daha hızlı ilerliyordu.

Fujih arama kapandıktan sonra oda kapısına yöneldi. İki kapıyı da çekerek açtı ve dışarı çıktı. Koridorda dışarı doğru yürürken yanına yüzü kapalı birisi geldi. Kimliği belirsiz bu kişi Fujih'e bir mektup verdikten sonra kayboldu.

Demek sonunda o beklenen mektup geldi. Fujih, mektubu avucunda buruşturdu. Elveda yeni doğan şeytan kral. Seninle bir sorunumuz yoktu fakat bu krallık için gereksizsin. Biz seni artık istemiyoruz. Biraz dışarıda dolaşsam iyi olacak. Halkımla son kez ilgilenmem lazım. Ne de olsa planımız başarılı olunca burada değil başkentimde uyuyor olacağım.

Gülerek koridorda yürüyen Fujih morali yerinde görünüyordu. Askerleriyle şehre çıkıp gezme kararı aldı. Bir elinde kılıç diğer elinde köle tasması tutuyordu. Çarşıdan geçerken tüm şeytanlar ona bakıyordu.

Köle taciriyle karşılaşan Fujih onu tutarak durmasını söyledi. Köle taşıdığı hapishaneden oluşan at arabasıyla duran köle taciri inerek önünde diz çöktü. Fujih kılıcını boynuna tutarak sinirli bir şekilde baktı.

"Sana bulmanı söylediğim köle nerede?"

Köle tüccarının eli ayağına dolanmıştı. Sürekli etrafına bakıyordu. Karşısında duran Fujih ondan cevap beklediği için söylemek zorundaydı. Buruşuk ağzıyla cevap verdi.

"E-Efendim onu alan köle tüccarı..."

"Bana bulacağını söylemiştin aptal herif! Senin yüzünden yarım kalan işimi bitiremiyorum!"

"Biraz daha zaman lazım efendim. Elbet onu yakalayacağım merak etmeyin."

"Senin o canın artık bana lazım değil."

Kılıcını hızlıca çekip köle tüccarının kafasını koparan Fujih, akan kanına ayağıyla basıp ölü bedenine kılıcı sapladı. Göğsünde bulunan yarası sızlayan Fujih çok fazla sinirliydi.

Bu yarayı bana bırakan o şerefsiz Elf! Seni bulduğum yerde öldüreceğime yemin ettim! Seni de esir alan o aptal köle tüccarını da acı çektirerek öldüreceğim! Sen yaşadıkça huzur elde edemeyeceğim.

Köle tüccarının ölü bedeninden kılıcını çıkartarak kınına geri yerleştirdi. Yine etrafta gezmeye devam eden Fujih'in morali biraz bozulmuş gibi duruyordu. Ona bu acı dolu ve iyileşmeyen yarayı bırakan kimdi?

Yanlış hatırlamıyorsam 350 yıl önceki sefer yüzündendi. Ordumla sınırımızı genişletmek için savaşıyordum. Önümde ne varsa öldürerek devam ediyordum fakat karşıma bir anda o şerefsiz çıktı! Gökyüzü gibi mavi ve uzun mor bir saçı vardı.

Karşıma çıktığında güzelliği gözümü büyütmüştü. Şeytan kralımızı görünce bir anda sinirlendi ve elinde bulunan mızrakla bize saldırdı. Su büyüsü kullanmasına rağmen iyi bir savaşma stili vardı. Sanki bana bir deniz canavarını andırıyordu. Elfler ondan nefret etmesine rağmen beni oyalıyordu.

Mızrağı göğsümü deldiğinde bu iyileşmeyen yarayı elde ettim. Ne zaman görsem aklıma o pislik geliyor. Şeytan Kral beni kurtarmasaydı şu an burada yoktum. Ölmediğine eminim o kesinlikle köle olarak esir alındı. Şeytan Kral'ın her şeyi kesen anomali kesiği bile onun vücuduna zarar verememişti.

Bir daha onunla karşılaşırsam elimde duran bu kılıcı kalbine saplayıp bu yara için teşekkür edeceğim. Hayatımı mahvettiği için canını asla bağışlamayacağım!

Fujih sızlayan yarasını eliyle sıvazlarken bir asker yanına gelip dizinin üstüne çöktü.

Fujih ona sert bir bakış attı. Asker korkudan titrek bir sesle konuşmaya başladı.

"Efendim, sınırda hareketlilik tespit ettik. Düşman ordusu toparlanıyor."

"Öldürün ve sorunu çözün. Neden bana sorma girişiminde bulunuyorsunuz?"

"Efendim, saldırmak için hazırlanan taraf Yarı İnsan İmparatorluğu. Ülkelerinin en iyi komutanlarını içeren Cennetin Katilleri harekete geçti. Üyelerinden bir tanesi şu anda ordularının başına geçti."

Bu alışıldığın dışında bir olay. Normalde onlar asla bize karşı harekette bulunmazdı. Sanırım kralımız olmadığı için krallığımız zor durumda.

"Vikont Beril bununla ilgilenir. Haber edin onların düşmanı o olsun."

"Emredersiniz, son bir şey efendim. Vikontların çoğu sessiz. Hepsi sanırım General Guter'in Şeytan Kral olmasına bir şey demeyecek."

"Ah, ne kadar da zarif bir haber. Yakında düşmanlarımızı ezecek yetkiyi elde edip savaşacağız!"

Evet doğru, önce tahtı sonra düşmanlarımın kellesini alacağım. Gücümüzü sınamanın ne demek olduğunu onlara ilk elden göstereceğim.

Herkes şaşkın yüzlerle şehirde gülerek yürüyen Fujih'in yüzüne bakıyordu. Morali yerindeydi çünkü yakında Şeytan Kral öldürülecekti. Tokito ise Nanagi önderliğinde Hertoria bölgesine doğru gidiyordu. Yaptığı yolculukta başından geleceklerden habersizdi…

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar