Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 65 - Loropis Kuşatması 2. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 65 - Loropis Kuşatması 2. Kısım

İblis Krallığı'nın o sarsılmaz disipline sahip ordularının ovada birleşmesinin ardından, Şeytan Krallığı'nın kadim sınırları resmen geçilmişti. 60 bin kişilik devasa lejyon, toprağı inleterek Şeytan Krallığı topraklarına ilk adımı attığında, gökyüzü sanki yaklaşan yıkımı hissetmişçesine kızıla boyanmıştı. Tokito, ordusunu tek bir kütle halinde ilerletmek yerine, stratejik bir hamleyle birliği üç ana bölüğe ayırdı. Bu planın tek bir amacı vardı. Başkente giden tüm damarları kesmek ve darbeci General Guter'e gidecek olan tüm destek yollarını tıkamak.

Tokito ve onun en elit askerlerden oluşan bölüğü, doğrudan kalbin attığı yere, Loropis bölgesine giden ana yoldan sorumluydu. Prens Hevil ise kendi sadık birlikleriyle Veldoria ve çevresini kontrol altına almak üzere batıya doğru at sürdü. Hevil'in görevi sadece o bölgeyi baskılamak değil, aynı zamanda Tokito'nun kendisine verdiği özel kraliyet fermanını kullanarak oradaki kararsız birlikleri kendi safına çekmekti. Tokito, şeytanların bu dış müdahaleye başta karşı çıkacağını biliyordu ancak elindeki o ferman, meşruiyetin tek kanıtıydı.

Krallığın en güçlü figürlerinden biri olan Sağ Kol Kervil ise ordusunu kuzeye, stratejik limanların ve ticaret yollarının bulunduğu dağlık bölgelere sürdü. Atını dört nala koşturan Kervil, kuzeyden gelebilecek her türlü sızıntıyı önlemek ve güvenli bir çember oluşturmak için harekete geçmişti. Bu, bir satranç tahtasındaki şah mat hamlesi gibi kurgulanmış, kusursuz bir kuşatma planıydı.

Tokito ve bölüğü, Loropis'e doğru dümdüz ilerlerken yol boyunca ciddi bir direnişle karşılaşmadılar. Ancak gördükleri manzara, Tokito'nun içindeki eski doktor vicdanını sızlatacak kadar dehşet vericiydi. Topraklar isyan ateşiyle kavrulmuş, krallığın o eski heybetinden eser kalmamıştı. Merkezi otoritenin çökmesi, düzenin bozulması ve askerlerin farklı isyancı gruplara bölünmesi nedeniyle ülke tam bir anarşiye teslim olmuştu.

Şehirler yağmalanmış, kervanlar haydutlar tarafından yakılmış ve devriye gezen sadık askerler sokak ortasında katledilmişti. Şeytan Krallığı, tarihinin en karanlık kaosuna saplanmıştı. Bir kralın, meşru bir otoritenin eksikliği sadece birkaç hafta içinde koca bir medeniyeti harabeye çevirmişti.

Tokito, atının üzerinde dumanı tüten köyleri ve yanmış ekin tarlalarını izlerken yüzünde derin bir hüzünle mırıldandı. "Kervanlar bile... Hiçbir şey kalmamış, her yer cehennem gibi yanıyor. Bu işi çok kısa sürede hallettiğimi sanıyordum ama bu geçen kısa süre bile bir krallığın yok olması için fazlasıyla yeterliymiş."

Tam o sırada, öncü birliklerden bir süvari Tokito'nun yanına gelerek başını eğdi. "Şeytan Kral, ilerleyiş güzergahımız üzerindeki bir şehirden ağır çarpışma ve direniş sesleri geliyor. İsyancılar ve şehir garnizonu arasında büyük bir savaş var. Ne yapmamızı istersiniz? Müdahale edelim mi yoksa Loropis'e mi odaklanalım?"

Tokito, gözlerini kısarak şehrin olduğu yöne baktı. "Onlarla gereksiz bir savaşa girmek asker kaybetmemizi sağlayabilir. Öncü bir birlik gönderin içerideki tahmini sayıyı ve durumu öğrensinler. Muhtemelen kapıyı tutacak bir muhafızları bile kalmamıştır."

Emri alan asker, yanına birkaç süvariyi de katarak toz bulutu içinde şehre doğru yola koyuldu. Tokito'nun ordusu ise şehre yakın bir ovada, bir pençesini havaya kaldırmış kurt gibi beklemeye başladı. Bu sessiz bekleyiş aslında yapılacak olan o ezici güç gösterisinin habercisiydi.

Askerin gidişinin üzerinden dokuz uzun saat geçmişti ki, ufukta bir karaltı belirdi. Öncü birlik geri dönüyordu ama yanlarında birini getiriyorlardı. Atların yaklaşmasıyla birlikte, yanlarında getirdikleri kişinin ağır yaralı bir şeytan olduğu anlaşıldı. Üzerindeki zırhtan bir komutan olduğu belliydi. Tokito, durumu anlamak için atını onlara doğru sürdü.

Ortada buluştuklarında asker atından inmeden kafasını eğdi. "Emrettiğiniz gibi bilgi topladım efendim. Bu şeytan şehirde bilgi toplarken karşımıza çıktı ve size hayati bilgiler verebileceğini ayrıca sizi tanıdığını söyledi."

Tokito, karşısındaki yaralı kızın masum yüzüne baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı. "N-Nanagi? Senin burada ne işin var? Veldoria'da kalıp orayı koruyacağını sanıyordum."

Nanagi, aldığı ağır yaraların etkisiyle atın üzerinde zor duruyordu. Tokito'yu görünce gözlerinden bir yaş süzüldü. "Ş-Şeytan Kral... Ben sadece... Bu masum şehri isyancıların elinden korumak istemiştim. Ama isyancılar çok güçlendi, her yerden geliyorlar. Askerlerim... Artık dayanamıyorlar efendim. Hepsi ölüyor."

Tokito, bir an bile tereddüt etmedi. Atından hızla atlayarak askerlerine Nanagi'yi nazikçe yere yatırmalarını emretti. Kendi elleriyle Nanagi'nin kanlar içindeki gövdesini destekledi ve ellerini yarasının üzerine koydu. Zihninde eski hayatından kalan o şifa arzusu uyandı.

"Karanlık Büyü: Karanlık Şifa!"

Siyah ve yoğun bir enerji Nanagi'nin bedenini sardı. Kesik izleri kapandı, kanama durdu ve solgun tenine yeniden can geldi. Nanagi, bir süre Tokito'nun kucağında dinlendikten sonra gözlerini açtı. Boğazındaki tahrişten dolayı sesi hırıltılı çıkıyordu.

"Efendim... Sizin burada, bu devasa orduyla ne işiniz var? İblisler yoksa sizi esir mi aldı?" diye sordu saf bir endişeyle.

Tokito, bu soru karşısında acı bir kahkaha attı. "Hahahaha, güzel şaka Nanagi. İblisler beni esir almadılar aksine, onlar artık benim iradem altındalar. Ve şimdi onları kullanarak Loropis şehrini dümdüz etmeye gidiyorum."

Nanagi'nin gözlerinde hayranlık parladı. "Biliyordum... Sizin gerçekten krallığınızın başına döneceğinizden emindim."

Tokito, Nanagi'nin başını şefkatle okşadı. "Hadi, şimdi atına bin. Ben o şehri senin yerine isyancılardan temizleyeceğim. Sen sadece ordumun arkasında dinlenmene bak."

Tokito yeniden atına bindiğinde, 20 bin kişilik elit bölüğün tek bir hedefi vardı. Nanagi'nin savunduğu şehir. Ordu, şehrin önüne geldiğinde önce devasa bir taciz atışı başlatıldı. Gökten yağan büyü mermileri, bitik durumdaki isyancıları dehşete düşürdü. Şehir kapısına odaklanan büyücüler, devasa bir alev topu hazırladılar.

BUM!

Şehrin o kadim kapısı bir toz bulutu içinde havaya uçtu. İblis ordusu, bir sel gibi içeri akın etti. İsyancılar, bu ezici gücün karşısında hiçbir şanslarının olmadığını anlayarak kılıçlarını bıraktılar. Şehir, sadece dakikalar içinde Tokito'nun kontrolüne geçti. Tokito, direnişin bittiğinden emin olduktan sonra garnizonu Nanagi'nin sadık askerlerine teslim ederek Loropis rotasına geri döndü. İlk şehir, kansız ve kesin bir zaferle dizginlenmişti.

Üç gün süren zorlu yolculuğun ardından, ikinci haftanın sonlarına doğru Loropis'in devasa surları ufukta belirdi. Burası, her şeyin başladığı ve biteceği yerdi. Tokito, ordusunu şehrin güney tarafına, en korunmasız görünen bölgeye yerleştirdi. Şimdi tek yapmaları gereken, kuşatma kampında bekleyen Kortus'tan gelecek olan o son saldırı sinyalini beklemekti.

Kuşatma için hazırlıklar titizlikle devam ediyordu. Büyücüler, surların zayıf noktalarını tespit ederek o noktalara yakın mevzilendiler. Güney tarafı coğrafi olarak en az korunan bölgeydi, bu yüzden Guter'in askerlerinin buradan gelecek bir kuşatmayı fark etmesi imkansıza yakındı. Ancak hazırlıkların bu kadar kolay ilerlemesi Tokito'yu düşündürüyordu.

"Efendim, birkaç gün içinde Prens Hevil ve Sağ Kol Kervil'in bölükleri de buraya ulaşmış olacak. Bir planınız var mı yoksa doğrudan saldırıya mı geçeceğiz?" dedi komutanlardan biri.

Tokito, surları izlerken yanıtladı. "Yakında kuzey kapıları bir kargaşa ile açılacak. Bu olduğunda, ordu dışarıya doğru sürülecek. İşte o an hem kuzeyden hem de güneyden şehre gireceğiz. İçeride yaklaşık 30 bin düşman askeri var. Tamamen hazırlıksız olmalılar yoksa kaybımız çok ağır olur."

Komutan tereddütle sordu. "İsterseniz tüm desteklerin gelmesini bekleyebiliriz. İçerideki sayı hâlâ riskli daha fazla askerle direnmeleri zor olur."

Tokito tam cevap verecekken, zırhlı bir iblis habercisi gelerek ona mühürlü bir mektup uzattı. Tokito, mektubu alarak kimsenin göremeyeceği bir köşeye çekildi. Mektup Kortus'tandı. İçerideki gerçek garnizonun, yani babasına ve kendisine sadık olan askerlerin Guter tarafından esir alındığı yazıyordu. Guter, kendi güvenliği için sadık askerleri etkisiz hale getirmişti.

Tokito, komutanın yanına geri döndüğünde yüzünde karanlık bir gülümseme vardı. "Sanırım planımız beklediğimizden daha iyi işleyecek. İçerideki garnizon hâlâ bana bağlı ve şu an esir tutuluyorlar. Onları serbest bıraktığımız an, ordumuz yaklaşık 80 bin birliğe ulaşacak. Bu, General Guter için sadece bir yenilgi değil, ezici bir yok oluş demek!"

Tokito, o an kendi iç dünyasındaki değişimi fark etti. "Ben değişiyorum... Kral olmayı seçtiğim o ilk andan beri hızla değişiyorum. Bu bedenin kadim bir özelliği mi yoksa insanlığım parmaklarımın arasından kayıp gidiyor mu bilmiyorum. Tek bildiğim, kendi zekama ve bu yıkım planına karşı duyduğum hayranlık. Bir şehri bir satranç tahtası gibi yönetmek... İsekai gerçekten muhteşemmiş!"

Üçüncü haftanın ilk ışıklarıyla birlikte, tüm kuşatma birlikleri Loropis'i bir çember gibi sarmıştı. Askerlerin bir kısmı kuzey kapısına yönelerek içerideki karışıklığa destek verecekti. Uzun ve gergin bekleyişin ardından, gökyüzüne fırlatılan o mor ışıkla ilk sinyal geldi. Kuzeyden gelen çatışma sesleri ovada yankılanmaya başladı. Tokito, atının üzerine binerek babasından kalan o kadim kılıcı kınından çekti. Kılıcın çeliği güneşin altında ölümcül bir parıltı saçıyordu.

"Askerler! Şanlı Loropis surlarını aşacak olan ordu! SALDIRIN!"

Tokito'nun emriyle birlikte yer yerinden oynadı. Büyücüler, surların güney kısımlarına yıkıcı atışlarını başlattılar. Piyadeler ve süvariler, surlarda açılacak en ufak bir deliği bekleyerek ileri atıldılar. Tokito ise atıyla tepeden savaşı izliyordu. Bu, onun bir komutan olarak girdiği ilk gerçek savaştı.

Güney surlarının ilk katmanı, büyülerin etkisiyle yavaş yavaş çatlamaya ve dağılmaya başladığında Tokito, kendi mana gücünü kullanmaya karar verdi. Kılıcının ucunu titreyen sura doğru doğrulttu. Dudaklarından dökülen kelimeler, havadaki manayı titretti.

"Alev Büyüsü: Cehennem Mızrağı!"

Tokito'nun kılıcından çıkan devasa, bembeyaz bir alevden mızrak, surlara doğru bir meteor hızıyla çarptı. Zaten sarsılmış olan surlar, bu muazzam enerjiyle birlikte tamamen infilak etti. Devasa taş parçaları havada uçuşurken, yükselen alevlerin arasından iblis askerleri şehre akın etmeye başladı. Bu, basit bir şehir baskını değildi, bir krallığın kalbini ele geçirme savaşıydı.

Surlarda açılan o devasa delikten askerler geçerken, Tokito atını mahmuzlayarak alevlerin içine daldı. Şehirdeki garnizon askerlerinin onun varlığını hissetmesi gerekiyordu. Onlar ancak krallarını görürlerse esaret zincirlerini kırıp savaşabilirlerdi. Tokito, atıyla yıkıntılar arasından şehre girdiğinde, İblis askerleri hayranlıkla geri çekilerek krallarına yol verdiler.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar