Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 64 - İblis Ordusu Şeytan Krallığına Doğru Gidiyor

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 64 - İblis Ordusu Şeytan Krallığına Doğru Gidiyor

İblis Krallığı'nın başkentinden ayrılan devasa ordu, toprağı sarsan adımlarla yola koyulmuştu. 50 bini aşkın iblis askeri, tarihin en büyük ve en karanlık yürüyüşlerinden birini gerçekleştiriyordu; hedefleri netti: Şeytan Krallığı'nı ve oradaki hainleri haritadan silmek. Ordunun kontrolü üç büyük komutan arasında paylaştırılmıştı. Bu kadar devasa bir gücü tek bir yoldan sevk etmek imkansız olduğu için, her komutan 20 bin kişilik kendi bölüğünü ayrı güzergahlardan yönetiyordu. Tokito, en seçkin ve en elit birliklerden oluşan bölüğün başındaydı. Siyah atının üzerinde, ordusunun önünde bir gölge gibi ilerliyordu.

Yol boyunca çevre şehirlerden katılan taze kanlarla birlikte ordunun toplam sayısı 60 bin birliğe ulaşmıştı. Bu devasa yığının nalları altındaki zemin, sanki yaklaşan felaketi haber verircesine inliyordu. Tokito'nun planı ise herkesten farklıydı. Ordusunun büyük bir kısmı ovada mevzilenirken, o kendi özel hesabını kapatmak için rotasını bir süreliğine sınır şehrine çevirmişti.

Yürüyüşün ortasında, genç bir subay atını Tokito'nun yanına sürdü. Miğferinin altından saygıyla başını eğerek konuştu. "Yüce Şeytan Kral, emrettiğiniz gibi ana ordumuz sınır şehrinin dışındaki stratejik konumlara yerleşiyor. Oradaki işinizi bitirmeniz tam olarak ne kadar sürecek efendim? Planlarımızı ona göre şekillendirmeliyiz."

Tokito, ufka diktiği bakışlarını bir an bile ayırmadan, buz gibi bir sesle yanıtladı. "Fazla uzun sürmeyecek. Tüccar Hellian'a haber verin benimle şehre gelecek."

Asker, aldığı emirle derhal geri çekildi. Ordu, karanlık ve tekinsiz ormanları, dar boğazları geride bırakıp geniş bir vadiye ulaştığında ilerleyiş iyice hızlanmıştı. Tokito'nun kalbindeki o ince sızı, şehre yaklaştıkça daha da keskinleşiyordu.

Dördüncü günün sabahı, güneşin ilk ışıkları sınır şehrinin surlarına vurduğunda Tokito'nun özel birliği kapılara dayanmıştı. Yanında sadece yirmi seçkin asker vardı. Ordusunun geri kalanı, şehrin yakınındaki uçsuz bucaksız ovada birer heykel gibi beklemeye alınmıştı. Hellian ve onun hemen arkasında, her zamanki gibi tetikte bekleyen Lily de Tokito'yu takip ediyordu.

Atların nalları şehrin yosun tutmuş, çatlaklarla dolu taş döşeli yollarında yankılanıyordu. Şehir halkı, Tokito'yu o eski, çaresiz haliyle değil; artık dünyayı titreten "Şeytan Kral" unvanıyla tanıyordu. Saraya giden yol boyunca herkes korkuyla geri çekiliyor, kapılar ardına kadar açılıyordu. Sarayın önüne geldiklerinde, muhafızlar büyük bir panik içinde diz çöktüler.

"Buyurun Şeytan Kral, sizleri yeniden burada ağırlamak bizim için tarif edilemez bir onurdur," dedi muhafız başı, başını yerden kaldırmaya cesaret edemeyerek.

Tokito, sarayın ağır kapılarından içeri adımını attığında Lord ve yanındaki soylular koyu bir sohbete dalmışlardı. Tokito, varlığını belli etmek için hafifçe öksürdü. Lord başını çevirip o siyah pelerinli, bembeyaz saçlı genci gördüğünde yüzündeki tüm kan çekildi. Elleri titremeye başladı. Tokito'nun buraya neden geldiğini çok iyi biliyordu. İntikam, en soğuk haliyle kapısına dayanmıştı.

"Köle taciri nerede? Derhal onu buraya istiyorum! Alacağım köleyi de yanında getirsin!" Tokito'nun sesi sarayın sütunlarında yankılandı. Lordun sessizliği karşısında sesini daha da yükseltti. "Lord! Çabuk bana onu bul! Hemen!"

Lord, kekeleyerek muhafızlarına elini kaldırdı ve emirleri yağdırdı. Tokito, ellerini yumruk yapmış, kaskatı bir şekilde bekliyordu. Odadaki aura o kadar yoğunlaşmıştı ki, Lily bile bu baskının altında nefes almanın zorlaştığını hissediyordu. Bu, sadece bir kralın öfkesi değil; bir celladın vaadiydi.

Yarım saat sonra askerler, o yağlı ve iğrenç köle tüccarını sürükleyerek getirdiler. Tüccar şaşkındı çünkü Tokito'nun bu yeni heybetinden haberdar olsa da hâlâ eski küstahlığını korumaya çalışıyordu. Göbeğini kaşıyarak Tokito'nun önüne geldi.

"Beni istemişsiniz Şeytan Kral. Bir şey mi lazım? Yanınızdaki de Tüccar Hellian olmalı... Onunla böyle bir bağlantınız olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi." dedi, yüzünde tiksindirici bir gülümsemeyle.

"Senden istediğim o kız nerede?" dedi Tokito, her kelimesi birer hançer gibiydi. "Onu almaya geldim. Umarım ona iyi bakmışsındır, yoksa hizmetkârıma verilen en ufak bir zararı bile kabul etmem."

Tüccar, yanındaki askere bir işaret verdi. Bekleme süresince Tokito'nun sinirleri artık taşma noktasına gelmişti. Ve nihayet kapı açıldı. İki asker, kollarından tuttukları bir kızı yerlerde sürükleyerek getirdiler. Tokito, kızı gördüğü an dünyası başına yıkıldı.

Kızın durumu kelimelerle tarif edilemeyecek kadar korkunçtu. Kanlar içindeydi. Dişleri zorla sökülmüş, vücudunda sigara söndürülmüş gibi derin yaralar açılmıştı. Kıyafetleri parça parçaydı ve uğradığı tecavüzlerin izi tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Onu Tokito'nun ayaklarının dibine, kirli bir çöp torbası gibi fırlattılar.

Tokito'nun kalbi, o an bir hekim olarak hissettiği o çaresizlikle sızladı. Ama bir kral olarak hissettiği şey, saf ve katıksız bir yıkım arzusuydu. Bakışlarını Lily'ye çevirdi. Lily'nin kollarından sertçe tuttu ve kulağına o kadar sessiz fısıldadı ki, odadaki kimse tek bir hece bile duyamadı. Lily, aldığı emrin ağırlığını ve karanlığını hissederek yavaşça başını eğdi.

Köle tüccarı ise hâlâ durumun vahametini anlamamıştı. Ellerini birbirine sürterek sırıttı. "İstediğiniz bu olmalı Şeytan Kral. Kendisi pek değerli bir köle değildi, uslu durması için biraz... Disiplin gerekti. Bu haliyle bile iki altın karşılığında sizindir." Kızın tasmasının üzerindeki büyü mührünü Tokito'nun üzerine devretti.

"Bir de altın mı istiyorsun?" Tokito'nun sesi fırtınadan önceki o tekinsiz sessizliğe büründü. "Bu kıza yaptığın şeyleri bir Şeytan Kral bile kabul edemez. Artık o bana ait olduğuna göre, bunun hesabını ödeyeceksiniz! Askerler! Köle tüccarı ve yanındakileri esir alın!"

Bir anda tüm elit askerler kılıçlarını çekti. Tüccar ve korumaları daha ne olduğunu anlamadan diz çöktürüldü. Tüccar bağırarak son kozunu oynadı.

"Bana bunu yapamazsın! Sen burada sadece bir misafirsin! Senin burada emir verme yetkin yok! Bunu pahalıya ödersin, seni bu krallıkta yaşatmazlar!"

Tehdit mi? Bu, Tokito'nun umurunda bile değildi. O, bu adamı cezalandırmak için gerekirse tüm dünyayı karşısına alırdı. Lily, esirleri hapishaneye doğru götürmek için harekete geçtiğinde, Tokito yavaşça yere oturdu. O bitkin, nefesi kesilmek üzere olan yaralı kızı kucağına aldı. Kızın kemikleri sayılıyor, vücudu acıdan titriyordu.

Tokito, Hellian'a dönerek konuştu. "Seni buraya getirmenin asıl sebebinin ne olduğunu şimdi anladın mı Hellian? Seni bu şehrin yeni köle tüccarı değil, köleleri özgürleştiren tüccar yapmak için getirdim."

"Siz... gerçekten çok zeki ve bir o kadar da adil bir kralsınız." dedi Hellian, derin bir saygıyla eğilerek.

Tokito kızı daha sıkı sardı. Şifa büyüsü yapmak istiyordu ama kızın bedeninin bu manayı kaldırıp kaldıramayacağını, ani bir yaşlanma yaşayıp yaşamayacağını bilmiyordu. Onu kendi imkanlarıyla iyileştirecekti. "Artık ne yapacağını biliyorsun tüccar. Bu zavallı insanlar artık sana emanet. Sadece kucağımdakini kendime alıyorum. O benim yeni hizmetkârım olacak."

"Siz nasıl isterseniz Şeytan Kral. Merak etmeyin köleleri birer hizmetkâr olmaları için yetiştireceğim ve yaşayabilecekleri yerlere yerleştireceğim."

Hellian başını eğerken Tokito sarayın girişine doğru yöneldi. Lily'in işini bitirmesini bekliyordu. Lily, bu esnada esirleri hapishaneye doğru götürdü. Hapishane gardiyanlarına bir süre uzaklaşmalarını söyledi ve tek başına hepsini götürdü.

Hapishanenin karanlık, rutubetli koridorlarında Lily, esirleri sürükleyerek hücrelere soktu. Gardiyanlara sert bir emirle uzaklaşmalarını söyledi. Artık tüccar ve adamlarıyla baş başaydı. Hepsini bir duvara dizdi, ağızları sıkıca bağlanmıştı.

"Şeytan Kral... Bu emri verirken aklından ne geçiyordu acaba? Çılgınca!" dedi Lily, kendi kendine gülümseyerek. "Benim ne kadar güçlü olduğumu biliyor olmalı, yoksa bu görevi benden başkasına vermezdi."

Esirlerin önünde durdu ve ürpertici bir tavırla ağızlarındaki bağı açtı. "Hadi bakalım sizi küçük ölüler... Aaa yapın bakayım. Biraz acıtacak ama sonra her şey çok hızlı geçecek, söz veriyorum."

Lily, Poppy'den kopardığı küçük, hareketli parçaları esirlerin ağızlarına zorla yerleştirdi. Adamlar ne olduğunu anlamadan yutkunmak zorunda kaldılar. Poppy'nin o minik parçaları, birer parazit gibi kurbanların boğazından aşağı süzüldü ve doğrudan beyinlerine yöneldi. Birkaç saniye süren çırpınışların ardından, hepsinin gözleri fal taşı gibi açıldı ve aynı anda yere yığıldılar.

Lily, hiçbir duygu belirtisi göstermeden cesetlere baktı. Poppy, onların beyinlerini içeriden tüketmiş, arkasında hiçbir fiziksel iz bırakmadan işini bitirmişti. Lily, hapishaneden bir gölge gibi çıktı. Kapıdaki askerler ne olduğunu anlamadan ona baktılar ama Lily çoktan saraya doğru yürümeye başlamıştı. Tokito'dan aldığı bu gizli infaz emri, Lily'nin ruhundaki o karanlık boşluğu tatmin etmişti. İlk kez birini öldürmekten bu kadar büyük bir zevk almıştı.

Askerler ne olduğunu anlamadan ölülere ardından hapishaneyi terk eden Lily'e arkadan baktılar. Görev tamamlanmıştı ve köle tüccarı en ağır şekilde cezalandırılmıştı.

Sarayın kapısından çıktığında Tokito ve Hellian onu bekliyordu. Lily, Tokito'nun yanına gidip kıyafetini hafifçe çekiştirdi. Tokito, Lily'nin boyuna gelecek kadar eğildiğinde Lily kulağına fısıldadı.

"Emrettiğiniz gibi hepsi zehir tarafından halledildi. Bir tanesinin bile nefes almadığından emin olduktan sonra askerleri çağırdım."

Tokito, Lily'nin gözlerine derin bir bakış attı ve elini uzatıp kızın saçlarını şefkatle okşadı. Lily'nin yanakları bir anda domates gibi kıpkırmızı oldu adeta kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Tokito, kucağındaki kızı atına özenle yerleştirdi ve düşmemesi için halatlarla sabitledi.

Artık Tokito'nun bu lanetli şehirde alması gereken hiçbir şey kalmamıştı. Atını sürerek devasa şehir kapılarına doğru yöneldi. Arkasından Hellian ve diğerleri geliyordu. Şehrin kapıları son kez açıldığında, Tokito ve birliği ovadaki ana orduyla birleşmek üzere dört nala at sürdüler.

60 bin askerin oluşturduğu o devasa kütleyle birleştiklerinde, yer sarsılmaya başladı. Sancaklar, ufukta dalgalanan bir kan denizi gibi görünüyordu. Tokito, kucağındaki kıza bir anlığına baktı ve ardından gözlerini Loropis surlarına dikti. Artık yok olmanın eşiğindeki Şeytan Krallığı'na girme vakti gelmişti.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar