Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 62 - Taht Odasındaki Tartışma

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 62 - Taht Odasındaki Tartışma

Tokito, Lily ile olan o kısa ama zihninde derin izler bırakan karşılaşmanın ardından ceketini yavaşça düzeltti. Bakışlarını bir anlığına arkasında kalan o gizemli genç kıza çevirse de hemen ardından Hevil ile yürüyüşüne kararlı adımlarla devam etti. İblis Kral Nevil Jatur, onu iblislerin gördüğü en görkemli, en kasvetli sarayın kalbinde bekliyordu. Tokito için bu anlar sadece sıradan bir ziyaret değildi. Krallığının, halkının ve bizzat kendi varlığının belirleneceği kritik birer satranç hamlesiydi. İşin ucunda ya bir krallığın ihtişamlı yeniden doğuşu ya da tarihin tozlu sayfalarına gömülerek tamamen yok oluşu vardı.

Askerlerin eşliğinde, sarayın labirenti andıran devasa koridorlarında geçen dört saatlik uzun ve yorucu bir yürüyüşün ardından nihayet ana sarayın kalbine ulaştılar. Sarayın devasa kapıları, kadim bir gürültüyle açıldığında Tokito'yu bizzat kralın şahsi koruması olarak görevlendirilen elit iblis birliği karşıladı. Her biri yaklaşık elli normal şeytanın gücünü tek bir bedende barındıran bu askerler, canavarlaşma sürecinin en uç noktasındaydı. Kalın ve kıvrımlı boynuzlar, avını parçalamak için evrimleşmiş sivri dişler, morarmış devasa kas kütleleri ve her biri birer mızrağı andıran keskin pençeler... Bu canavarımsı askerler, çelik gibi bir disiplinle Tokito'ya bakarken, bir yandan da efendilerinin önünde saygıyla başlarını eğdiler.

Şeytan Kral, iç kaleye girişinin ardından taht odasına giden uçsuz bucaksız koridorda yürümeye başladı. Elinde babasının mirası olan o eski kılıcı sıkıca tutuyor, etrafı keskin ve analiz eden gözlerle süzüyordu. İblis Kral Nevil, en güvendiği sağ kolunu onları karşılaması ve içeriye buyur etmesi için görevlendirmişti.

"Hoş geldiniz, komşu krallığın hakimi Yüce Şeytan Kral." dedi sağ kol. "Kralımız Nevil Jatur sizi içeride bekliyor."

Tokito, karşısında duran bu güçlü iblisi saniyeler içinde inceledi. Dört gözlüydü ve kollarının üzerinde uğursuz, siyah çizgiler parlıyordu. Üzerindeki bol haşeması ve gevşek tişörtüyle her ne kadar rahat görünse de yaydığı aura bir vikontu saniyeler içinde öldürebilecek kadar yoğundu. Bu sessiz güç gösterisi Tokito'nun içindeki merakı daha da kamçılamıştı.

Taht odasının devasa kapılarına ulaştıklarında, içeriden dışarıya taşan o yoğun baskı Tokito'nun ciğerlerini zorlamaya başladı. Hissettiği şey tam olarak şuydu, bir fil sürüsünün altında ezilen bir aslanın çaresizliği... Ancak bu aslan, ne olursa olsun pençelerini çıkarmaktan ve kükremekten vazgeçmeyecekti.

Korkusuzca içeri adımını attı. İblis Kral Nevil Jatur, tüm dehşet verici heybetiyle tam karşısındaydı. Koyu mor bir beden, dört devasa kol, çelikten hallice kas kütleleri ve bir orku andıran, insanın kanını donduran o canavarımsı yüzü... Nevil Jatur, kimin gerçek Şeytan Kral olduğunu sorgulatacak kadar canavarlaşmış ve korkutucu bir görünüme sahipti.

"DİZ ÇÖKÜN!"

İblis Kral'ın tek bir gürlemesiyle odadaki hava sarsıldı. O an, odada bulunan muhafızlardan en kıdemli hizmetkârlara kadar herkes istemsiz bir refleksle dizlerinin üzerine çökerek başlarını eğdiler. Ancak bir kişi hariç... Tokito, o sarsılmaz iradesiyle iki ayağının üzerinde dimdik duruyor, doğrudan İblis Kral'ın gözlerinin içine bakıyordu.

"Size saygılarımı sunuyorum İblis Kral Nevil Jatur." dedi Tokito, sesindeki otoriteyi ve özgüveni koruyarak.

"Karşımda diz çökseydin, Şeytan Kral olmadığını hemen anlardım." dedi Nevil, sesi odada gök gürültüsü gibi yankılanırken. "Söyle bana bu krallığa hangi cüretle ve amaçla geldin?"

İblis Kral aurasıyla odadaki her canlıyı tehdit ederken, Tokito kafası dik bir şekilde karşısında duran bu canavara baktı ardından yavaşça sağına ve soluna göz gezdirdikten sonra krala döndü.

"Seninle bir anlaşma yapmaya geldim İblis Kral! Çünkü senin krallığının geleceği de büyük bir tehdit altında!"

Nevil'in gözleri şaşkınlık ve öfkeyle açıldı. "Krallığım nasıl tehdit altında olabilir? Beni tehdit mi ediyorsun çocuk?"

Tokito gözlerini hafifçe kıstı. "Hayır, sizleri tehdit edecek gücüm şu an yok. Ancak eğer bir adım atmazsanız, Şeytan Krallığı kraliyet ailesinin kontrolünden çıkacak ve eski vahşi, dizginlenemez doğasına dönecek. Bu olduğunda serbest kalan o dehşetin ilk kurbanı siz olacaksınız."

Nevil bir an duraksadı. Söylenenlerin mantığını tartıyordu. "Şeytanlar nasıl kontrolü kaybeder? Onlar her zaman sadıktı... Peki, benden ne yapmamı istiyorsun?"

"Çok basit. Bana yardım etmeni ve krallığımı o hainlerin elinden geri almamı sağlamanı istiyorum. Fakat!"

"Fakat ne?"

"Fakat ondan önce, burada bulunan bir tüccar ilgimi çekti. Onu yarın buraya, bu odaya getir ve anlaşmayı ondan sonra yapalım."

Oda bir anda buz kesti. Nevil Jatur, tahtından ayağa kalktı. İlk kez bir varlık ona emir verme cüretini gösteriyordu. Muhafızlar mızraklarını anında Tokito'nun boğazına dayadı. Hevil panikle araya girdi.

"Sakin ol baba! Şeytan Kral sadece... ne dediğini tam tartamıyor olabilir!"

"Sen kapa çeneni Hevil!" diye gürledi Nevil.

Tokito ise istifini bozmadan devam etti. "İblis Kral, sen ve krallığın ben olmadan yok olacaksınız. Eğer dört gün içinde karar vermezsen, serbest kalan şeytanlar tüm dünyayı ateşe verecek. Seçim senin ya dediklerimi dinler ve kurtulursun ya da gururuna yenilip krallığının küle dönmesini izlersin."

İblis Kral, kendisinin tehdit edilmesinden haz duymuyordu fakat karşısında duran bir şeytan kraldı ve onun dediklerini dikkate alması gerektiğini biliyordu. Yavaşça tahtına geri oturdu ve bir elini kafasına koydu.

"Pekala... Bahsettiğin o tüccar Keiken Krallığı'nın en nüfuzlu ismi. Onu getirmeleri için özel bir birlik göndereceğim. Şimdi misafir odasına git, yarın devam edeceğiz."

"Verdiğiniz mantıklı karar için teşekkür ederim." dedi Tokito, nezaketle ama boyun eğmeden eğilerek. Askerler, Tokito'yu odasına yönlendirirken İblis Kral tahtında derin düşüncelere dalmıştı. Oğlu Hevil, hâlâ diz çökmüş vaziyette babasına bakmaya devam ediyordu. İlk kez İblis Krallığı bir Şeytan Kral tarafından bu denli sert bir şekilde tehdit edilmişti. Bunu hazmetmesi zordu fakat krallığı için katlanmalıydı.

"İyi misin baba?" dedi Hevil, ardından hüzünlü bir ses tonuyla ekledi. "Yüzün hiç iyi gözükmüyor. Şeytan Kral'ın söyledikleri mi canını sıktı?"

Nevil, masasının üstünden içkisini aldı ve oğluna bakarak konuştu. "İlk defa bir Şeytan Kral ayağıma kadar gelip beni tehdit etti Hevil. Ona karşı aslında hiçbir şansım olmadığını yaydığı o siyah auradan anladım."

Hevil, babasının bu samimi ve sarsıcı durumu karşısında üzülürken, onu tehdit eden kral odasında yatağa uzanmış bir şekilde tavana bakıyordu. Artık önünde sadece oturması gereken o asıl taht kalmıştı. Yumuşak yün yastığa kafasını koyan Tokito, tavanı izlerken içinden mırıldandı.

"Hevil orada babasını durdurmasaydı kellem çoktan uçmuştu. Her seferinde ucuz kurtuluyorum ama bu riskli oyunlar... Gerçekten zevkli."

Bir süre daha uyumadan bekledi. Uykusu geldiği zaman gözlerini kapatarak derin bir uykuya daldı.

Ertesi sabah uyandığında bir asker kapıyı tıkladı. Tokito, yarı uyanmış bir halde hızla üstünü giyindikten sonra kapıyı açtı. Bir süre sonra yeniden toplantı yapılacaktı ve o tamamen heyecanlıydı. Neler olacağını, planının nasıl işleyeceğini öğrenmek istiyordu.

Askerlerin eşliğinde aynı koridorlardan yürürken Prens Hevil'in askerlerle konuştuğunu gördü. Hevil, Tokito'yu görünce elini sallayarak selamladı. Tokito da aynı şekilde selamı kabul etti. Yavaş ve sakince yürüyerek Hevil'in yanına geldi.

"Günaydın Şeytan Kral. Bugün babamla son kozlarınızı paylaşacağınız o an geldi."

"Senin dediğin gibi Prens. Bugün anlaşmanın sağlanacağı gün."

Hevil utangaç bir şekilde "Dün çok... havalı görünüyordun." dedi ellerini ovuştururken. "Babamla o şekilde konuşabilecek kimse yoktu."

Tokito, Hevil'in masum bakışlarını süzdükten sonra bir anlığına Koloton'da yaşananları hatırladı. Kin tutmuyordu ama yapılanları da unutmamıştı. Yürümeye devam ederlerken Hevil dayanamadan sordu.

"Neden bir tüccarı, Hellian'ı burada yanında istiyorsun? Onunla nasıl bir işin var?"

Tokito'nun bakışları aniden bıçak gibi keskinleşti ve gözlerini kısarak Hevil'e döndü: "Bilmek ister misin? Fakat dikkat et, bu sırrı taşıyamazsan canından olabilirsin."

Hevil yutkunarak onayladı. "Bilmek istiyorum. Merak etme, benden başka kimse öğrenmez."

"Pekala madem bu kadar merak ediyorsun... O sınır şehrinde gördüğüm o aşağılık köle tüccarını öldüreceğim ve onun yerine Keiken Krallığı'nın tüccarı Hellian'ı koyacağım."

Hevil şaşkınlıkla atıldı. "Bunun herhangi bir sebebi var mı, yoksa sadece tüccar Hellian'ı sevdiğiniz için mi?"

"Köleler, köle olsalar da benim gözümde hâlâ birer canlıdır. Onlara hizmetkâr gözüyle bakmak yerine birer eşya gibi davranmak... Bu, benim gibi bir Şeytan Kral'ın asla affetmeyeceği tek şeydir."

Hevil, Tokito'nun bu adaleti ve otoriteyi aynı anda barındıran cevabı karşısında sessizliğe gömüldü. Taht odasının kapısına geldiklerinde ikisi de biliyordu; birazdan yapılacak konuşma, dünyadaki ticaretin ve savaşın rengini sonsuza dek değiştirecekti. Şeytan Kral, tüccar Hellian'la ne konuşacaktı? Neden onu taht odasında istemişti? Cevap, kapıların ardındaki o tarihi görüşmede gizliydi.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar