Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 61 - İlk Karşılaşma
Lily'nin Nogard'a varışının ardından kervan, İblis Krallığı askerlerinin sıkı koruması altına alındı. Tüm ticari ürünler, krallığın mühürlediği özel depolara taşınırken Hellian, düşünceli adımlarla Lily'nin yanına gitti. Lily, şehrin o ürkütücü ama büyüleyici mimarisini süzdüğü sırada Hellian, elini yavaşça onun omzuna koydu.
"Merhaba Lily, kendini biraz daha iyi hissediyor musun?"
Lily, yolculuğun yorgunluğunu üzerinden atmak istercesine omuzlarını silkti. "Sanırım biraz daha iyiyim," dedi etrafı izlemeye devam ederek. "Yolculuk bitti sanırım. Şimdi ne yapacağız?"
"Benim burada bazı tüccarlarla halletmem gereken işlerim var. Bir süre şehri gez istersen. Zaten günlerdir beni korumaktan sıkılmışsındır, biraz nefes almayı hak ettin."
Lily, sadık dostu Poppy'le serbest kalmanın tadını çıkarmak için kervandan ayrıldı. Nogard'ın labirenti andıran sokaklarında, her mağazanın vitrinine büyük bir merakla bakarak ilerliyordu. Sokaklarda İblisler, Elfler ve İnsanlar gibi pek çok farklı ırk bir arada dolaşıyordu. Lily, bir elinde sepeti, diğer elinde beyaz cüzdanıyla gezerken aniden bir gürültü duydu.
Sesler, çok sayıda askerin toplandığı bir bölgeden geliyordu. Merakına yenik düşerek oraya doğru yöneldi. Ancak muhafızlar, güvenlik gerekçesiyle onu durdurup daha fazla yaklaşmasına izin vermediler. İlerleyemeyeceğini anlayan Lily, parmak uçlarında yükselerek olan biteni uzaktan izlemeye başladı.
Tam o sırada, askerlerin büyük bir saygıyla diz çöktüğü ara sokaktan iki figür çıktı. Birisi İblis Prensi Hevil, diğeri ise Şeytan Kral'dı. Lily onları gördüğü an daha da yaklaşmak istedi ama ayakları sanki yere çivilenmiş gibi hareket etmiyordu. Kalbi göğüs kafesini zorlayacak kadar hızlanmış, dizleri titremeye başlamıştı.
Tokito'ya baktığı an, yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu... Karanlığın ta kendisi olduğunu fısıldayan o ağır aura, ay ışığı gibi parlayan bembeyaz saçları ve kanın asaletini temsil eden koyu kırmızı ceketi Lily'yi tam kalbinden vurmuştu. Onun bir iblis olduğunu sanırken, arkasındaki simsiyah kuyruğu fark ettiğinde şaşkınlığı bir kat daha arttı.
"B-Bu aradığım kişi…" dedi, titreyen elini yüzüne koyarak. "Kesinlikle aradığım yüz ifadesi bu olmalı. Fazla kaslı olmayan fakat saf güç yayan bir vücut, kusursuz bir yüz ve karamsarlığın tam zıttı olan o sarsılmaz aura… Ah, bu kesinlikle aşk olmalı!"
Tokito ve Hevil geçerken konuşmalarını duyabilmek için can attı. Biraz daha yakından bakmak için hamle yaptığında, bir asker ceketinin yakasından tutarak onu durdurdu.
"Lütfen daha fazla yaklaşmayın! Prens ve misafiri kralın koruması altındadır."
"Ben sadece onlara yakından bakmak istemiştim…" diye itiraz etti Lily.
Askerin engellemesine rağmen Lily diretmeye devam edince, ortamdaki gerginliği Tokito'nun eli bozdu. Tokito, askerin omzuna elini koyduğunda muhafız hemen kafasını eğerek ellerini indirdi. Tokito, o delici bakışlarını Lily'ye çevirdi.
"Neden bize bu kadar yakından bakmak istiyorsun? Yoksa sen şeytanlardan nefret mi ediyorsun?"
Lily'nin dili damağı kurumuştu. Ellerini heyecanla ovalarken kekeleyerek cevap verdi: "Ş-Şey, kesinlikle nefret etmiyorum. Sizi uzaktan gördüğüm zaman biraz şey… Havalı görünüyordunuz."
Tokito, karşısında duran kızı bir süre süzdü. Onun sadece masum bir hayranlık besleyen bir genç kız olduğuna kanaat getirince elini kılıcının kabzasına koyarak arkasına bakmadan yürüdü. Muhafızlar eşliğinde uzaklaşırlarken, pazar yerindeki hayat eski rutinine döndü. Ancak Lily'nin gözü hâlâ o ilk karşılaşma anındaydı.
Lily, çarşının obsidyen taşlarla döşeli yollarında ilerlerken hâlâ parmak uçlarında o garip karıncalanmayı hissediyordu. Sepeti ve beyaz cüzdanıyla kalabalığın arasında adeta bir hayal aleminde yürüyordu. Etraftaki devasa iblisler birer gölge gibi gelip geçerken, o sadece zihnindeki zifiri karanlık auranın hayaliyle baş başaydı.
Birden, gözü bir terzi dükkanının vitrinindeki koyu kırmızı ipek kumaşa takıldı. Kumaşın rengi, Tokito'nun ceketiyle neredeyse birebir aynıydı. İstem dışı bir şekilde dükkana yöneldi. Parmaklarını kumaşın pürüzsüz yüzeyinde gezdirdiğinde kalbinin yeniden hızlandığını hissetti.
"Bu renk... ona ne kadar da yakışıyordu…" diye düşündü, yanaklarının ısındığını hissederek. Poppy, Lily'nin bu dalgın halini fark edip küçük kollarını yanaklarına vurdu, dalgın haldeki efendisini kendine getirmeye çalışıyordu. Lily başını iki yana salladı ve cüzdanından birkaç gümüş çıkararak o kumaştan bir parça satın aldı. Bu onun için sadece bir kumaş değil, o ana dair gizli bir hatıraydı.
Yürümeye devam ederken yol kenarındaki bir baharatçının önünde durdu. İblis Krallığı'na özgü, kokusu hem soğuk hem de yakıcı olan "Gece Külü" isimli bir esansı fark etti. Kokusu garip bir şekilde Tokito'nun o tekinsiz aurasını anımsatıyordu. Esansı bileğine sürdüğünde, sanki o hâlâ arkasındaymış gibi bir ürperti tüm bedenini sardı. Profesyonel kimliği ile genç kızlık heyecanı arasında gidip geliyordu.
Sepetine birkaç yerel meyve ve o esansı ekledikten sonra, çarşının gürültüsünden sıyrılıp düşüncelerini toparlayabileceği sessiz bir hana doğru yöneldi. Her adımında, az önceki o karamsarın tam tersine sahip bakışları zihninde yeniden canlandırıyordu.
Hana girdiğinde sessiz bir yer bulacağını sanmıştı ama içerisi maceracıların gürültülü kahkahalarıyla inliyordu. Lily, köşedeki boş bir masaya oturdu ve kendine soğuk bir bira sipariş etti. Etraftaki gürültüye rağmen o sadece kendi sessizliğinde oturuyordu. Birası gelince bardağı kafasına dikti fakat aklında hep o kararlı ve zarif yüz vardı.
İkinci birasını yudumlamaya devam ederken hana birisi daha geldi. Bu gelen Tüccar Hellian'ın ta kendisiydi. Lily'i yalnız görünce yanındaki sandalyenin yanına gitti ve çekerek o sandalyeye oturdu.
"Bir sorun mu var Lily?" diye sordu, sesinde gerçek bir endişe vardı.
"Sorun yok." dedi Lily, bardağından bir yudum daha alarak. "Sizin burada ne işiniz var? İşiniz olduğunu sanıyordum."
"İşimi erken bitirmek zorunda kaldım. İblis Kral'ın misafiri bizi görmek istemiş. Sebebini bilmiyorum, sanırım önemli bir mesele."
Lily şaşkınlıkla sordu. "Hemen gidecek miyiz? Bugün gitmesek olur mu? Kendimi çok yorgun hissediyorum."
"Merak etme biraz dinlen. Yarın kralın özel muhafızları bizi almaya gelecekler."
Lily, garsona bir bira daha söyledi. Üç bardak biradan sonra ödemeyi yapıp handan çıktılar. Akşam serinliği çökmüştü, geceyi kiralık bir odada geçirmeye karar verdiler. Yolda yürürken Lily, ellerini birleştirmiş, sessiz ve sakin bir şekilde ilerliyordu. O asabi, huysuz ve umursamaz tavırlarından eser kalmamıştı. Bu ani değişim Hellian'ın dikkatinden kaçmadı.
"Hey Lily, bir sorun mu var? Sanki… Değişmiş gibisin. Tavırların, yüzün tamamen farklı birisine ait."
Lily, tüccara kısa bir bakış fırlatıp sokağın loş ışıklarına döndü. "Bende herhangi bir sorun yok. Sadece… Sana açıklayamayacağım bir durum."
"Anladım…" dedi Hellian ve elini Lily'nin omzuna koyarak ekledi: "Herhangi bir sorunda yanıma gelebilirsin... Altın Kilise'nin iki numarası, Lily Hermes."
Lily donup kaldı. "Benim kim olduğumu biliyor musun? O halde neden… Neden sustun tüccar?"
"Kim bilir… Belki de rütbene rağmen gözümde hâlâ bir çocuk olduğun içindir. Tüccarlar gizemli müşterileri sever, belki de ondandır."
Lily şaşkınlık içinde yürümeye devam ederken kalacakları yere ulaştılar. Odalarına çekildiklerinde Lily kendini yumuşak yatağına bıraktı. Tavana bakarken aklı hâlâ o auradaydı. Yarın kralla yapılacak görüşmeyi düşünürken gözlerini kapattı. Poppy her zamanki gibi nöbetini tutarken saatler geçti ve güneşin doğuşuyla Lily ayağa kalktı. Kapıda onları bekleyen askerler vardı...
Kral neden onları çağırmıştı? Yoksa bu Tokito'nun bir hamlesi miydi? Bu sorunun cevabını almak için at arabasına bindiler. O esnada Tokito, İblis Kral ile çoktan anlaşma masasına oturmuştu...