Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 58 - Prens'in Gelişi ve Özgürlük

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 58 - Prens'in Gelişi ve Özgürlük

Sarayın devasa kapıları, insanüstü bir tekmeyle menteşelerinden sökülürcesine gürültüyle açıldı. İçeri giren yoğun toz bulutunun arasından, elinde sürüklediği şişman tüccarla birlikte devasa bir figür belirdi.

Gelen, İblis Kralı Nevil Jatur'un oğlu, tahtın varisi Prens Hevil Jatur'dan başkası değildi. Babası gibi dört kollu olmasa da sahip olduğu heybet ve etrafına yaydığı yoğun mor aura, saraydaki tüm askerlerin nefesini kesmeye yetmişti.

"DUR!" diye gürledi Hevil. Sesi, saray sütunlarını titretecek kadar güçlüydü. "O kılıç inerse, senin de kelleni alırım Netero! Sen ne yaptığını sanıyorsun?"

Lord Netero, Prens'i ve onun arkasındaki mor enerjinin şiddetini görünce elindeki kılıcı dehşetle yere düşürdü. Yüzü kireç gibi bembeyaz olmuştu. Titreyen elleriyle kılıcını yerden alıp aceleyle kınına soktu ve hemen yere kapandı.

"Prens Hevil Jatur… Sizin buraya geleceğinizi bilmiyordum efendim. Bir... bir sorun mu var?"

"Sorun mu?" Hevil, Netero'ya doğru ağır adımlarla yürüdü. "Sen hâlâ içinde bulunduğun durumun ciddiyetini kavrayamadın mı aptal?"

Netero yutkunarak, kütüğün üzerindeki Tokito'yu işaret etti. "Şeytan Kral olduğunu iddia eden bir veledi infaz ediyordum efendim, sadece görevimi yapıyordum."

Hevil elini havaya kaldırarak arkasındaki muhafızlara işaret verdi. "Askerler! Burada bulunan tüm Netero'nun askerlerinin silahlarına derhal el koyun!"

Netero'nun gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Çaresizce efendisinin önünde eğilirken kılıcına sarılıyordu. Hevil, yavaş adımlarla Tokito'nun başını koyduğu o ahşap kütüğe yaklaştı. Tokito, kirli saçlarının arasından başını kaldırdı ve Prens'in gözlerinin içine doğrudan baktı.

Hevil, bizzat eğilerek Tokito'nun büyü emen ağır kelepçelerini mana kullanarak bir kağıt gibi parçaladı. Tokito ağır ağır ayağa kalktı, tutulmuş boynunu ovuşturdu ve üzerindeki tozları sakin bir şekilde silkeledi. Manası artık serbestti. Siyah enerjisi vücudunu sardı ve saniyeler içinde hırpalanmış kıyafetlerini onararak eski ihtişamına kavuşturdu.

"Zamanlaman harikaydı Prens Hevil." dedi Tokito soğuk bir sesle. "Bir saniye daha gecikseydin, bu lordunun kellesini ben bizzat almak zorunda kalacaktım."

Hevil gülümsedi. "Biliyorum... Bir Şeytan Kral'ı öldürmek Netero gibi bir iblisin haddine değil. Babam beni normalde başka bir şehre diplomatik işler için göndermişti ama senin bu zindanda olduğunu duyunca atları çatlata çatlata buraya geldim."

Lord Netero, yerde sürünürken titremeye devam ediyordu. "Şeytan Kral mı? O gerçekten... Kraliyet soyundan mı? Bağışlayın beni Prens'im! Bilmiyordum!"

Hevil, Netero'ya döndü. Gözleri mor alevlerle parlıyordu. Askerlerden birinin kılıcını aldı, ucuyla Netero'nun çenesini kaldırarak onu gözlerinin içine bakmaya zorladı.

"Sen, ırkımızın evrimleşmiş haline, bir Şeytan Kral adayına kılıç çektin Netero. Bize saygı duymayan, bizden nefret eden o ırktan biri, ilk defa bize elini uzattı ve sen o eli kesmeye çalıştın. Bunun cezası nedir bilirsin."

Netero, Hevil'in ayaklarına kapanarak hıçkıra hıçkıra yalvarmaya başladı. "Lütfen merhamet edin efendim! Gerçekten kibrime yenik düştüm, kralıma ihanet etmek istemezdim!"

Küçük bir köpeğin acınası yalvarmasını izleyen Tokito, daha fazla dayanamayıp Hevil'in zırhlı omzuna elini koydu.

"Dur Hevil, onu öldürme. Bize lazım olacak."

Hevil şaşkınlıkla duraksadı. "Krallığımızın komşusunun liderini, babama haber etmeden öldürmeye çalışan birisi haindir Tokito. Cezası ancak ölümdür."

"Benim şu an bir orduya ihtiyacım var, bir cesede değil," dedi Tokito. "Netero bana can borçlandı. Bir İblisin borcunu kanıyla değil, sadık hizmetiyle ödemesini tercih ederim. Ayrıca..."

Tokito'nun zihninde, zindanın o karanlık hücresindeki boş gözlü Elf kızı belirdi.

"...buradan almam gereken bir şey daha var."

Hevil başını salladı. "Sen nasıl istersen Şeytan Kral. Netero! Şanslısın. Şeytan kral hayatını bağışladı."

Netero, sevinçten ne yapacağını şaşırarak Tokito'nun botlarına kapandı. "Teşekkür ederim efendim! Size minnettarım! Her emriniz benim için kutsaldır!"

Tokito, kendisine yapışan Netero'yu tiksintiyle ayağıyla itti ve kapının kenarında titreyen şişman tüccara yöneldi.

"Tüccar, anlaşmamıza sadık kaldığın için teşekkür ederim. Merak etme, o istediğin 10 altını seninle ileride yapacağımız ticarette fazlasıyla tahsil edeceksin. Bu sana uygun mu?"

Tüccar heyecanla eğildi. "Elbette Yüce Şeytan Kral! Sizinle bir ticaret bağı kurmak, altınlardan çok daha değerlidir."

Tokito arkasını dönerken içinden mırıldandı: "Bağını s... tüccar bozuntusu. Şeytan Krallığı senin mezarın olacak, haberin olsun. O kızı ve diğer tüm köleleri senin elinden kurtaracağım. Eh, o zamana kadar hayatta kalmaya bak şişko et yığını seni..."

Anlaşmanın ardından tüccar odadan çıktı. Tokito derin bir nefes aldı ve vücudundaki tüm gözenekleri açtı. Aniden, meydandaki mor auranın üzerine çöken devasa bir karanlık patlak verdi. Tokito'nun siyah aurası, bir gece yarısı sisi gibi her yeri kapladı.

Netero, bu yoğun baskı altında dizlerinin üzerine çöktü. Hevil ise tahtın kenarına oturmuş, Tokito'yu süzüyordu.

"Şimdi asıl konumuza dönelim Şeytan Kral. Sizi gördüğümde daha bebektiniz. Nasıl oldu da bu kadar büyüdünüz?"

Tokito gözlerini sağa çevirip tahtta oturan Hevil'e baktı. "Orası biraz uzun hikaye. En basit tabirle şunu diyebilirim. Şeytan Kral olduğum için."

"Peki sizi buraya, ölümün kıyısına kadar getiren o büyük tehlike nedir? Ben yetişmeseydim ölecektiniz."

"Babanla konuşmadan önce ilk sen öğren o zaman. Krallığımda darbe oldu Hevil. Kraliyet ailesi tahttan indirildi, saray düştü."

Bu sözün ardından saraya ölüm sessizliği çöktü. Hevil'in yüzündeki şaşkınlık derin bir ciddiyete dönüştü. Kraliyet ailesinin devrilmesi, şeytanların zincirinin kırılıp dünyaya saldırması demekti. Bu, tüm krallıklar için kıyamet alametiydi.

"Bu… Bunu nasıl yapabilirler? Neden tahtınızı bırakıp buraya geldiniz?"

"Eh, seni görmeyeli pek değişmemişsin Hevil, hâlâ safsın. Ben tahtımı bırakmadım. Onu geri almak için geldim. Babanla konuşup ordunuzu alacağım."

Hevil yavaşça gülümsedi. "Şimdi anladım... 'Almam gereken bir şey daha var' derken bunu kastediyordun."

Tokito içinden sırıttı. "Aslında demek istediğim o değildi. Tüccardan alacağım o köle kızı kastediyordum... Neyse, en azından gözünde yanlışlıkla havalı durdum. Bu da bir başarıdır."

"En yakın zamanda yola çıkalım. Askerlerim Loropis şehrini daha uzun süre tutamazlar."

Hevil tahtından kalktı ve sağ eliyle kapıyı işaret etti. "O halde gidelim. Merak etmeyin, bu krallıkta size kralımız hariç kimse dokunamaz."

Tokito, rüzgârda dalgalanan ceketiyle kırmızı halıdan ağır adımlarla yürüyerek dışarı çıktı. Tüm muhafızlar onu gördüğünde titremeye başlamışlardı. Hevil, bu ağır siyah auradan etkilenmeyen tek kişiydi.

Koridorda yürürlerken Tokito, buraya zincirlerle getirildiği o anı hatırladı. Esir olarak girdiği bu kaleden şimdi özgür bir hükümdar olarak çıkıyordu.

Başkentte bekleyen o dört kollu dev, Nevil Jatur... Tokito'yu nasıl bir yol bekliyor? İblislerin başkenti onun için yeni bir kapıyı aralayacak şehir olacaktı…

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar