Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 57 - İblis Krallığı Macerası 2. Kısım
Tokito, elinde "Şeytan Kral" olduğunu iddia ettiği fermanla birlikte sınır şehri Akalrad'a, İblis Krallığı'nın o kasvetli ve puslu sınırına getirildiğinde, beklediği ihtişamlı karşılamayı bulamamıştı. Etrafında, ellerinde mızraklarla onu süzen, derileri kırmızı ve gri tonlarında olan, boynuzlu ve kuyruklu İblis ırkından yüzlerce asker vardı.
Şehir sokaklarında, atın üstünde elleri bağlı ve sürekli sallanarak geçerken, taştan yapılmış eski yollara baktı ve derin bir iç çekti. Masmavi gökyüzü ve yosun tutmaya başlamış gotik binalar, Şeytan Krallığı'nın o düzenli mimarisinden çok uzaktı.
Tüm halkın gözü onun üstünde olduğu için biraz utanmaya başlamıştı ama asıl dikkatini çeken şey halkın huzuruydu. Şeytan Krallığı aksine, İblis ırkı Şeytanlara nefret beslemiyorlardı. Onlara göre şeytanlar kendilerinin tamamlanmış, evrimleşmiş halleriydi. Bu yüzden bakışlarında nefret değil merak vardı.
İblislerin savaşmama çabası, en azından kendi içlerinde sağladıkları barış, halkın moraline yansımıştı. Tokito onlara imrenmişti. Bu krallıkta doğsaydı belki tüm o suikastları, zehirleri ve ihanetleri yaşamak zorunda kalmazdı…
Şehrin lordu, merkezde bulunan, volkanik taşlardan oyulmuş sarayda duruyordu. Tokito'yu oraya götürmek için yolun yarısında başka bir komutan atın dizginlerini aldı. Geçen sekiz saatin ardından iç kalenin surları gözükmüştü.
İçeri girdiklerinde attan kabaca indirildi ve komutanların kolunu tutmasıyla beraber içeri sürüklendi.
Taht odasının girişi açıldığında gözünü alan güneş ışığı ardından tekrar baktığında şehrin lordu, Lord Netero Jut karşısındaydı. Kendisi gibi insansı bir vücuda sahipti ama gözleri masmaviydi ve alnından çıkan boynuzları bir dağ keçisininki gibi kıvrımlıydı. Kırmızı, uzun ve dağınık saçları, onun ne kadar vahşi ve belalı bir savaşçı olduğunu gösteriyordu.
Tahtın önünde muhafızlar eşliğinde dizinin üstüne oturtuldu. Lord Netero, asasının ucundaki siyah inciyi okşarken Tokito'ya, bir böceğe bakar gibi bakıyordu.
"Şeytan, seni buraya getiren nedir? Sınır şehrimize, Akalrad'a adım atacak kadar canına susamış olmalısın. Kim olduğunu öt bakalım, yoksa dilini koparırım."
Tokito başını kaldırdı, gözlerinde korku yoktu. "Ben buraya kralınızdan, Nevil Jatur'dan istekte bulunmak için geldim. Şeytan Krallığı'nın tek varisi ve Şeytan Kralıyım. Kralınızla görüşme talep ediyorum."
Lord Netero bacak bacak üstüne attı ve kahkaha attı. "Şu an Şeytan Krallığı'nın bir kralı olmadığını, iç savaşta olduğunu biliyorum. Senin o sütsüz, ölen kralın oğlu olduğuna nasıl inanayım? Bana kral olduğunu ispatla."
"Yanımda getirdiğim belge ve askerler- "
"Yerinde olsam onları kanıt olarak sunmazdım. İki tane kiralık askerin dediği sözlerle hüküm veremem. Bana somut kanıtlar sunmalısın. Mühür nerede? Taç nerede?"
Tokito sıkışmıştı. Kraliyet mührünü yanında getirmemişti, çünkü yolda çalınmasından korkmuştu. Zekice bir plana ihtiyacı vardı.
"Sayın Lord Jut, size bir teklif sunabilir miyim?"
"Hoho, işler ilginç bir hal alıyor. Anlat bakalım küçük şeytan."
"Bana 4 gün süre verin. Ben de gölge askerimi ülkeme, sınırdaki birliğime göndererek istediğiniz belgeyi, babamın mührünü ailenin mevcut en yetkilisinden getirteyim."
Lord Netero gülümsedi ama bu dostça bir gülüş değildi.
"Dediğini yapacağım fakat benim de bir şartım var. Dört gün sonra beklenen belge gelmezse seni idam edeceğim. Ve kellenizi kralıma hediye olarak göndereceğim."
Tokito oynadığı kumarın farkındaydı. Dört gün... Gölge askerler o sürede gidip gelebilir mi? Askerler onu kolundan tutarak bölge lordunun huzurundan götürdüler ve yerin altındaki nemli zindanlara attılar.
İkinci gün geldiğinde, demir parmaklıkların karşısındaki hücrede bir hareketlilik oldu. Orada bir kız vardı. Uzun, sivri kulaklara sahip bu kız bir Elf'ti. Ama gözlerine baktığında sanki bir boşluk, bir ruhsuzluk görüyordu.
Tokito, saray kütüphanesinde okuduğu kitaplardan Elf dilini biraz öğrendiği için kıza seslendi.
"Hey, iyi misin Elf? Neden buradasın?"
Kız herhangi bir tepki vermemişti. Sanki dili tutulmuş gibiydi. Tokito biraz daha sesini yükseltti.
"Beni anlıyor musun? Sizin dilinizi konuştuğumu sanıyordum… Adın ne?"
"S-Su…"
Kızın tek ağzından çıkan, çatlamış dudaklarından dökülen kelime buydu. Tokito, onun gözlerine baktığında kendisinin önceki dünyadaki, hastanedeki o zayıf insan hali aklına geliyordu… Zayıflamış kemikler, yetersiz beslenmeden gelen kemiğe yapışmış deri… Kız adeta ölümü bekleyen bir hayvan gibiydi.
Çok geçmeden gardiyanın anahtar sesleriyle uyanan Tokito, demir parmaklıklardan baktığında şişman, ipek kıyafetler giymiş bir İblis tüccarının geldiğini gördü. Gardiyanla konuşuyorlardı.
"Bu kız iyi para edecek. Lordumuz Netero sayesinde köle ticareti iyi para kazandırıyor. Elflerin iyileştirici kanı çok değerlidir."
"Bu ölmek üzere olan kıza para verecek olan kişiye üzülüyorum. Kim masraflı bir çöpe para verir?"
"Hahahah, haklısın ama en azından bir altına satsak zarar gelmez. Bunu kölelerimin arasına götürün, tasmasını orada takacağım."
Gardiyan kızın saçından tuttu ve onu sürükleyerek götürmeye başladı. Tokito sinirden hapishane demirini sıktı, metalin parmaklarının altında büküldüğünü fark etmemişti. Şeytan Krallığı tek pislik barındıran ülke değildi. Diğer ülkelerin de onlardan farkı olmadığını, gücün her yerde yozlaştırdığını öğrenmişti.
Kız sürüklenerek götürüldükten sonra köle tüccarı, Tokito'nun hücresinin önünde durdu. Onu dikkatle inceledi. Tokito'nun kıyafetleri yırtık olsa da duruşundan, o asil bakışından bir soylu olduğu belliydi.
Tüccar eğilerek kulağına fısıldadı. "Buradan kurtulmak istiyorsan sana yardım edebilirim şeytan... Ama pahalı bir hizmet olur. Seni satın alabilirim."
Tokito gülümsedi. Bu adam açgözlüydü ve açgözlülük yönetilebilir bir zaaftı. Şişman köle tüccarını yakasından tutup kendine çekti, demir parmaklıklara yapıştırdı.
"Hey tüccar, beni satın almak senin boyunu aşar. Ama beni kurtarmak istiyorsan, sana bir servet kazandırabilirim. Prens Hevil Jatur'a haber ver, buraya, bu zindana gelsin. Sana tam 4 altın... Hayır, 10 altın ödeyeceğim ve işim bitince krallığıma gelirsen senden köle alacağım."
Tüccar duraksadı, gözleri parladı. Prens Hevil... Kralın oğlu ve tahtın varisi…
"İlk defa teklifime teklif veren bir esir gördüm. İlginç bir şeytansın. Ve Hevil Prens şu an şehirde... Pekala, kabul ediyorum. Ama yalan söylüyorsan dilini ben keserim."
Dördüncü gün geldiğinde hâlâ bir haber yoktu…
Artık Tokito için idam günü gelmişti. Kendisi gardiyanlar tarafından sürüklenerek lordun huzuruna, idam meydanına götürüldü. Kelepçeli haldeyken karşısında duran Lord Netero'ya baktı.
Lord tahtından kalktı ve sarı kına sahip büyük, çift ağızlı kılıcını kınından çıkararak yanına yaklaştı. Meydan sessizliğe büründü.
"Süren doldu küçük şeytan. Belge yok, mühür yok. Son sözlerin var mı? Birazdan kelleni kralıma göndereceğim."
Tokito başını dik tuttu.
"Pişman olacaksın Netero. Sadece bunu söylemek istiyorum. Bir kralı öldürmenin bedeli ağırdır."
Lord Netero sinirlendi, kılıcını havaya kaldırdı. Güneş ışıkları kılıcın gölgesini Tokito'nun boynuna düşürdü. İki eliyle sıkıca kavradı ve indirmek üzereyken...
GÜMMM!
Sarayın devasa kapıları bir anda, insanüstü bir tekmeyle yerinden sökülürcesine açıldı. Toz bulutunun içinden devasa bir figür, elinde o tüccarın yakasıyla içeri girdi.
İçeri giren Prens Hevil Jatur'du… Tokito'yu, krallığını ziyaret ettiği kişi için tüccardan gelen bilgiyle buralara kadar gelmişti.
"DUR!" diye gürledi Hevil. Sesi camları titretti. "O kılıç inerse, senin de kelleni alırım Netero!"