Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 56 - İblis Krallığı Macerası 1. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 56 - İblis Krallığı Macerası 1. Kısım

Zuvir şehrindeki zaferin dumanları hâlâ tüterken, Tokito atıyla beraber ormanları geçerek kendi krallığından, tanıdık topraklardan uzaklaşıyordu. Son sınır şehri Renzo'nun alevli manzarasını, uzaktan yükselen dumanları izleyerek yavaş yavaş, geri dönüşü olmayan o sınıra yaklaşmıştı. Atları yakın bir ağaca bağlayarak küçük, ateşsiz bir kamp kurdular. Sadece üç kişi seyahat ettikleri için hızlı bir şekilde yol gitmişlerdi ama tehlike her adımda artıyordu.

İki sadık asker, efendilerini yalnız bırakarak yemek için canavar avlamaya gittiler. Tokito, sönük kamp ateşinin başında dururken babasından kalan kılıcını çıkardı ve toprağa bakarak, çeliğin üzerindeki yansımasını seyretti. Bu yolculuk kararı, İblis Krallığı'na gitme fikri, onun iradesinin bir sonucu olmasına rağmen henüz kendini buna hazır hissetmiyordu.

Doğumumun üstünden sadece 9 ay geçti... Bu kadar hızlı merdiven tırmanmak, bir bebekken kral olmak, bir kral iken kaçak olmak... Yaşlanmam kontrolsüz olduğu için bir gencin bedenine sahibim ama ruhum yorgun. Bu evreni, bu kaderi kabullenmem... Ne garip.

Daha dokuz ay önce bir doktordum… Steril odalar, beyaz önlükler... Amacım hep insanları kurtarmak olmuştu. Şu halime bak elimde kılıç, peşimde suikastçılar, kocaman bir krallığı kurtarmak için yola çıktım. İkinci kez ölünce ne olacağını bile bilmiyorum. İblis Krallığı… İsimleri bile korkutucu görünüyor. Oğlunu gönderen Nevil Jatur... Dost mu düşman mı?

Acaba o küçük prens, benim çocukluğumu bilenler beni görünce ne düşünecek? Daha 5 ay önce bebek olarak gördüğü bir çocuğun kral olarak, savaşçı olarak karşısına çıkması onu sarsacaktır. Hahahah, Koloton'a yaptıklarını asla unutmayacağım. En yakın zamanda geri dönerek tahtı geri almalıyım…

Bir dakika... Bir ses duydum.

Tokito irkildi. Aslında duyduğu şey bir ses değildi; Gölge Askerlerin o soğuk, metalik aurasıydı. Onlar, sessizce Tokito'nun etrafını sarmışlardı. Kılıcını topraktan ani bir hareketle çıkardı ve havaya kaldırdı.

Etrafını korumaya çalışırken, ağaçların gölgeleri uzadı, kıvrıldı ve içinden siyah zırhlı askerler çıkarak kendilerini gösterdiler.

"Siz de kimsiniz? Benden ne istiyorsunuz? Yoksa planım ifşa mı oldu? Guter'in köpekleri misiniz?"

Liderleri, yüzü olmayan bir miğferle konuştu. "Siz... O aura... Kraliyet ailesinin son üyesi olmalısınız. Burada, sınırın dibinde ne işiniz var?"

"Öyleysem ne olmuş? Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Beni mi öldüreceksiniz?"

Askerler silahlarını indirdi ve liderleri tek dizinin üzerine çöktü. "Bizi yanlış anladınız efendim. Bizler sınır koruyucuları, Gölge Askerleriz. Yüzyıllardır bu sınırı bekleriz. Herhangi bir sebepten dolayı, ihanet etmediği sürece bir kraliyet üyesine zarar vermeyiz."

Karşısında efsanevi sınır güvenliğini gördüğünde şüphesi biraz da olsa azalmıştı. Tokito, kılıcını kınına geri koyduktan sonra oturduğu taşa, bir tahtmış gibi geri oturdu. Diğer gölge askerler de ağaçların üstlerine çıkarak etrafı kolaçan etmeye başladılar.

Tokito karşısında duran askerin gücünün farkındaydı. Sıradan birisinin bu sınırı geçmesine imkân yoktu. Gölge askerler etten kemikten değil, tamamen manadan ve gölgeden oluşan kadim varlıklardı. Hepsi Şeytan Krallığı'nın ilk kralına yemin etmişlerdi.

Her biri bir çita kadar hızlıydı ve görüşleri inanılmaz duyarlıydı. On beş kilometre yarıçapındaki herhangi bir sesi, bir yaprak hışırtısını bile anında tespit edebilecek kadar güçlülerdi. Böylesine büyük bir güç, şimdi Şeytan Kral'ın karşısında diz çökmüştü.

"Yani kısacası sizler sınırımı koruyan o hayalet birliksiniz. Sınırdan kimsenin geçmeye korkmasına şaşmamalı."

"Bize güçlü demek sizin gibi yüce bir krala layık bir söz değil efendim. Bizler sadece krallığın, tacın kölesiyiz."

"O halde sizin olaylardan haberiniz yok demek. Sınırda beklerken arkanızda olanları duymadınız mı? Şu an krallık isyan aleviyle yanıyor. Şehrimde, başkentte bir darbe girişimi var."

Gölge asker şaşırdı. "Bu nasıl olabilir efendim? Biz hiçbir haber almadık. Yüz yıllardır sınırı koruyorum fakat böyle bir ihanet... Mümkün değil."

Tokito bacaklarını üst üste attıktan sonra ellerini bacağının üstüne koydu. Karşısında duran askere, o boş miğferin içine baktı ve yalan söylemediğini anlamıştı. İletişim kesilmişti.

"Başkent Loropis, Zuvir, Veldoria ve diğer çoğu bölge vikontları, özellikle General Guter isyan çıkararak kraliyet ailesini devirmeyi planlıyorlar. Halk isyan etmeye başladı, iç savaş kapıda."

"O halde krallığın düşmesi an meselesi olur efendim. Bizler ordu olmadan, sadece sınırı koruyamayız. Eğer merkez düşerse, biz de yok oluruz."

Tokito ayağa kalktı ve askerin önünde durdu. Eğilerek elini askerin soğuk, dumanlı sağ omzunun üstüne koydu. Ceketinde saklı olan, Guter'in ihanetini kanıtlayan mektubu çıkardı ve askere uzattı.

"Bu mektupta darbenin kanıtı bulunuyor. Şimdi sana bir emir vereceğim ve sorgulamadan yerine getireceksin."

"Emredin kralım. Benden ne yapmamı istiyorsunuz?"

"Ben, İblis Krallığıyla anlaşıp ordu toplayacağım. Nevil Jatur'un lejyonlarını alıp başkent Loropis dahil birçok bölgeyi bastırarak isyanı durduracağım. Sen ve birliğin... Gözlerinizi kapatacaksınız."

Askerin miğferinin içindeki beyaz ışıktan oluşan gözleri büyüyerek korkuyla parladı. İblis Krallığı ile anlaşmak... Bu delilikti. Ama karşısındaki kraliyet ailesinin son üyesiydi. Çenesini kapatıp emirlere uyması gerektiğini biliyordu.

"Emirlerinizi bekliyoruz kralım. Bizden istediğiniz başka bir şey var mı?"

"Sizler sınırı korumaya devam edin ama benim geçişime izin verin. Ve kimseye, Guter'in adamlarına bile beni gördüğünüzü söylemeyin. Ben kendim halledeceğim."

Asker başını eğdikten sonra, bir duman gibi sıçrayarak gözden kayboldu. Onun zıplaması ardından diğer gölge askerler de sıçrayarak ayrıldılar. Tokito, sınırı ve krallığın güvenliğini riske atarak kendine bir yol açmıştı. Artık İblis Krallığı hariç başka bir umudu kalmadı.

Avdan dönen iki asker, ellerinde devasa bir Ork leşiyle geldiler. Önce efendilerine yemek hazırladılar. Tokito, Ork etini görünce normalde, eski insan hayatında kusmayı beklerken, şimdiki şeytan vücudu ete karşı bir açlık duydu. Şişe geçirilmiş etten biraz aldı ve ısırdı. Ağzında dağılan et sanki en kaliteli bonfile gibi lezzetliydi.

Ork etini güzel bir şekilde bitirdikten sonra atların bağlarını açarak yeniden yola çıktılar. Önlerinde o görünmez ama ölümcül sınır vardı. Bu sınırı geçmek demek artık İblis Krallığı tehlikesi, vahşi kanunlar demekti. Şeytan Krallığı'nın koruması burada bitiyordu.

Korkmadan sınıra doğru atını sürmeye devam etti. Yedi saat sonra sınırı geçerek, gökyüzünün kızıla döndüğü İblis Krallığı topraklarına giriş yapmıştı. Başta hemen yakalanacağını, saldırıya uğrayacağını zannetmişti fakat sınırı geçmesinin üstünden 10 saat geçmişti ve kimse onu durdurmamıştı. Bu sessizlik hayra alamet değildi.

Biraz daha ilerleyişinin ardından, Kaju Ormanı'nda devriye gezen İblis askerleri onları fark etmişlerdi. Atlarıyla yolculuk eden Tokito ve askerlerini bir anda çembere aldılar. Yirmi askerden oluşan, ağır zırhlı ve boynuzlu devriye birliği onların etraflarını sardı.

Devriye lideri, zırhlı ve ihtişamlı atıyla Tokito ve askerlerinin etrafında gezerek onları süzdü. Onların Şeytan olduklarını, yabancı olduklarını kokularından biliyordu. Çok geçmeden kılıcını çekti. Tüm askerler kılıç çekince Tokito elini kaldırarak kendi askerlerini durdurdu.

"Sakin olun! Bizler buraya bir sıkıntı çıkarmak, savaşmak için gelmedik. Şeytan Krallığı adına, Kral Nevil Jatur'a elçi olarak gönderildik."

Komutan kılıcını Tokito'nun boğazına uzattı. "Bunun için kraldan aldığın fermanı, mührü göster! Aksi halde sizleri sınır ihlalinden ve casusluktan dolayı buracıkta öldürürüz."

Tokito gülümsedi. "Kraldan aldığım mı? Hahahah, siz iblisler kendinizi, o kibrinizi belli ediyorsunuz. Ferman benim! Ben Kral'ın ta kendisiyim! Şeytan Kral bizzat elçi olarak geldi."

Komutan onu dinlemeden, bu sözü bir hakaret veya delilik sayarak elini havaya kaldırdı ve "Yakalayın!" diye bağırdı. Tokito ve askerleri attan zorla indirildiler ve elleri, manayı bloke eden, büyü emen kelepçelerle kapatıldı. Atlara da el konuldu ve esirler, kendi atlarının üzerine elleri bağlı şekilde oturtuldular.

Komutan, Tokito'nun kim olduğunu bilmeden çok yanlış bir karar vermişti…

Yakalanan Tokito, sınır şehri Akalrad'a götürülmek üzere esir alınmıştı. Yolculuğu biraz yavaşlamış, onuru zedelenmişti fakat hâlâ umudunu kesmemişti. Taht onun için bir hayal değildi, bir zorunluluk olmuştu. Bunun için her türlü bedeli ödemeye, gerekirse kelepçeli gitmeye hazırdı.

Tokito atın üstündeyken sürekli komutana ve askerlere bakıyordu. Şeytanlarla, Rodius gibi canavarlarla beraber yaşadığı için güçlü manalara alışmıştı. Gördüğü İblis askerlerinden çıkan mor ve zayıf aura, İblis Krallığı'nın düşündüğü kadar güçlü olmadığına, ya da bu birliğin zayıf olduğuna inandırmaya yetmişti. Belki de Nevil Jatur'u ikna etmek sandığım kadar zor olmayacak.

Zincirler bileklerini sıkıyor, sinirini bozuyordu fakat kralın huzuruna çıkmak için buna katlanmak zorundaydı. İki gün süren at yolculuğu sırasında her şey çok sıradandı. Hiçbir isyan, hiçbir saldırı olmaması krallığın ne kadar sıkı, hatta baskıcı bir yönetimle güvenli olduğunu gösteriyordu.

Şehrin kapısına yaklaştıklarında devasa şehir çanları çalarak esirlerin geldiğini bildirdi. Şehrin güney kapısında bulunan İblis halkı, meraklı ve vahşi gözlerini kapıya çevirmişti. Hepsi, bu garip giyimli ve "Kralım" diyen esirin kim olduğunu, nasıl bir eğlence sunacağını merak etmişti.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar