Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 55 - Zuvir Bölgesi İsyanı 2. Kısım
Loropis kuşatmasının gölgesinde, Vikont İris'in bölgesi olan Zuvir şehrinde alevler yükselirken, Tokito'nun tehlikeli oyunu yeni bir aşamaya geçmişti. Şehri koruyan garnizon komutanını kandırıp, kendisine 327 kişilik bir birlik alarak isyanı bastırma bahanesiyle şehre yayılan Tokito, aslında isyanın ta kendisiydi.
Meydana geldiklerinde, karşısında öfkeli ama çaresiz bir halk buldu. Ellerinde tırmıklar, sopalar ve taşlar vardı. Ancak garnizon askerleri, karşılarında kendi ailelerini, komşularını silahlarla görünce donup kalmışlardı.
Bir asker titreyerek kılıcını indirdi. "Bu... Bu benim babam! Ona kılıç çekemem!"
Diğer askerler de silahlarını bırakmaya, bazıları ise komutanlarının korkusuyla tereddüt etmeye başladı. Tokito, oyunun inandırıcılığı için kılıcını çekti ve rolüne devam etti.
"Askerler! Karşımızda halkınız yok, isyankârlar var! Hepiniz kılıçlarınızı çekin ve pes edene kadar onları cezalandırın! Emir budur!"
Bu sert emir, tam tersi bir etki yarattı. Askerlerin içindeki son sadakat kırıntısı da kırıldı. Bir asker öfkeyle bağırdı:
"Kendi halkımızı mı öldüreceğiz? İsyan eden hainlerle iş birliğinin cezası ölümdür diyen komutan, bizi ailemize kırdırıyor! Ben yokum!"
Tokito'nun planı tıkır tıkır işliyordu. Öncelikli hedefi kan dökülmemesiydi. Sadece Guter'e sadık olan, beyni yıkanmış 78 asker kalmıştı. Diğerleri halkın safına geçmişti.
Tokito kalan sadık askerlere döndü. "Peki o halde, emre uymayanları ve isyancıları katledin!"
Kalan 78 asker çaresizce saldırmaya başladığında, karşılarında binlerce kişilik öfkeli bir halk ordusu ve taraf değiştiren askerleri buldular. Tokito ise gücünü saklayarak, sadece savunuyormuş gibi yaparak kargaşanın ortasında duruyordu.
Askerleri birer birer etkisiz hale getirilirken, Tokito'nun etrafı sarıldı. Planın finali için teslim olma zamanı gelmişti.
"Lanet olsun... Etrafımız sarıldı. Teslim oluyoruz."
Tokito kılıcını yere atarak diz çöktü. Kalan askerler de onu takip etti. İsyancıların lideri, yaşlı ve bilge görünümlü bir şeytan, elindeki paslı kılıçla Tokito'nun önünde durdu.
"Bize katılın asker. Bu savaş son bulmalı. Guter'in tiranlığına son vermeliyiz."
Tokito rolüne sadık kalarak başını kaldırdı. "Hah, sana katılırsak efendimize ihanet etmiş oluruz. Ben bir askerim."
Yaşlı şeytan elini uzattı. "Biz şeytanların tek düşmanı diğer ırklar olmalı, birbirimiz değil. Darbeyi durdurmak, gerçek kralımıza yol açmak için yardımınıza, sizin gibi eğitimli askerlere ihtiyacım var."
Tokito askerlerine baktı, sonra karşısında duran yaşlı şeytana baktı ve hafifçe gülümsedi. Ayağa kalktı, ardından dizinin üstüne oturarak boyun eğdi.
"Pekâlâ... Sizlere yardım edeceğim. Karşılığında askerlerimi bırakın. Hepimiz krallığımız için savaşırız."
Elleri çözüldükten sonra kılıcı tekrar kendisine verildi. İsyan artık bir orduya dönüşmüştü. 1679 sivil ve 357 taraf değiştirmiş asker, garnizonun son kalesi olan kuzey sınırlarına garnizon komutanını düşürmek için yürümeye başladılar.
Ancak Tokito her ihtimali düşünmüştü. Kendi emrindeki askerlerden birini, sanki ihanet etmiş gibi kaçırarak komutana yalan haber götürmesini sağlamıştı.
Kaçan asker, kan ter içinde kuzey kampına ulaştı ve garnizon komutanının çadırına daldı. "Komutanım! İhanet! İç kaleyi almaya giden o asker... Halkla birleşti! Diğer askerleri öldürdüler, buraya geliyorlar!"
Komutanın gözleri dehşetle açıldı. "O yabancı... O bir casustu! Tüm askerler barikata! Savaşa hazırlıklı olun! Kimseyi sağ bırakmayın!"
Yaklaşık üç saat sonra, Tokito'nun önderliğindeki isyancı ordusu son savunma hattına gelmişti. Komutan, barikatların arkasından Tokito'yu görünce öfkeden deliye döndü.
"Sen de ihanet ettin demek hain! Beni kandırarak isyan başarılı olsun diye ordumu örgütledin! Hepiniz saldırın!"
Bu emir, onun son hatası oldu. İsyancılar, Tokito'nun stratejisiyle düzenli bir ordu gibi saldırırken, garnizonun içindeki Guter karşıtları da fırsat bilip komutanlarına kılıç çektiler. Ordu, orduyu içeriden yiyordu.
Savaşın sonuna gelindiğinde, Tokito kılıcını çekerek herkesin geri çekilmesini emretti. "Durun! Bu komutan benim."
Komutan, devasa kılıcıyla Tokito'ya saldırdı. Tokito, saldırıyı sakin bir şekilde karşıladı ama geri itildi. Artık saklanacak bir şey kalmamıştı. Siyah aurasını, o korkunç Şeytan Kral aurasını serbest bıraktı.
Komutan geri sıçradı. Dehşet verici aura tüm meydanı kapladı. Halk ve askerler donup kaldı. Siyah kanatları açılan, gözleri kırmızı parlayan bu figür... Efsanelerdeki Şeytan Kral'ın ta kendisiydi.
Komutan korkuyla karışık bir cesaretle son hamlesini yaptı. "Sen... Sen O'sun! Seni öldürürsem darbe başarılı olur!"
Tokito bir gölge gibi kayboldu ve komutanın arkasında belirdi. Tek eliyle onu boynundan tutup havaya kaldırdı.
"Senin gibi hainler, halkın iradesiyle yok edilecek. Bir Şeytan Kral gücünü korkudan değil, halkından alır. Guter gibi darbe yapan aşağılık yaratıkların gücü bana yetmez."
Komutanı bayıltıp yere attı. Zuvir bölgesi artık tamamen düşmüş, halkın kontrolüne geçmişti. Şehir meydanında zafer kutlanırken, Tokito sur görevlilerine kapıyı açmalarını emretti. Kapı açılırken şehrin en yaşlı şeytanı Tokito'nun önünde diz çöktü.
"Yolunuz açık olsun Şeytan Kral. Bizi kurtardınız. Krallığımızı eskisi gibi güçlendireceğinize inancımız tam."
"Merak etmeyin. İblis Krallığı'ndan güçlü bir ordu alarak döneceğim ve Loropis şehrini de tüm hainleri de düşüreceğim. Benim yoluma çıkmayın, sadece bekleyin."
Tokito, sivil kıyafetlerini çıkarıp kendi kraliyet zırhını giydi. Şehirde kalan ordu ve halk, efendilerinin önünde diz çökerek onu selamladı. Tokito, atına binerek yanındaki iki sadık gölge askeriyle birlikte İblis Krallığı sınırına, o tehlikeli topraklara doğru dört nala yola koyuldu.
Ovanın üstünde giderken, arkasında bıraktığı yangını değil, yaktığı umut ateşini düşünüyordu. Zuvir'in düşüşü bir kıvılcımdı. Haber yayıldıkça Veldoria'dan güneye kadar tüm bölgelerde isyanlar başlıyordu. Guter'in darbesi, halkın duvarına çarpmıştı.
Ancak asıl sınav şimdi başlıyordu. Tokito, babasının eski ve tehlikeli müttefiki, kibirli İblis Kralı Nevil Jatur'u nasıl ikna edecekti? Yoksa orada bir kral olarak değil, bir av olarak mı karşılanacaktı?