Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 53 - Loropis Kuşatması 1. Kısım
Loropis ovası, haftalardır süren bir gerilimin sessizliğine gömülmüştü. Kuzey cephesinde, Tokito'nun sancaklarını taşıyan ordu, sanki fırtına öncesi sessizliği yaşıyormuş gibi, surların tam karşısında hareketsizce bekliyordu. Gündüzleri yapılan büyülü taciz atışları surlarda kalıcı bir hasar bırakmıyor, sadece garnizonun sinirlerini yıpratıyordu.
General Guter, surların tepesinden bu tuhaf kuşatmayı izlerken içini kemiren bir şüphe vardı. Neden saldırmıyor? Neden sadece bekliyor? Bu çocuk korkak mı yoksa bir şey mi planlıyor?
Kuşatma kampında ise durum çok daha farklıydı. Askerler herhangi bir dal kırılmasını bile dikkatle dinliyor, gözcüler sürekli şehir kapısından çıkacak olası bir ani baskını ve arkadan gelebilecek suikastçıları kolaçan ediyordu.
Ancak kampın merkezindeki komuta çadırında Şeytan Kral Tokito yoktu. O tahtadan yapılmış, gösterişli kral çadırı boştu. İçeride sadece Kortus vardı. Ordudaki yüksek seviye komutanlar bile Tokito'nun nerede olduğunu bilmiyorlardı, sadece Kortus'un verdiği emirleri uyguluyorlardı.
Kortus, masanın üzerine serili haritanın başında, komutanlara olası bir saldırı senaryosunu anlatıyordu. Tüm yaptığı hareketler, Tokito'nun yola çıkmadan önce ona bizzat anlattığı büyük aldatmaca planının bir kopyasıydı.
"Gözcüleri Halvur Ovası'nda, kanatlarda konuşlandıralım. Düşman eğer dışarıdan takviye istediyse sadece Halvur üzerinden bizi sıkıştırabilirler."
Bir komutan tereddütle sordu: "Peki bize destek bir ordu gelecek mi efendim? Bu kadar az askerle, sadece 1300 kişiyle Loropis surlarına zarar versek bile içeriye girmemiz, o kalabalık garnizonu yenmemiz imkânsız. İntihar ediyoruz."
Kortus derin bir nefes aldı ve gözlerini komutanların üzerinde gezdirdi. "Eh, sizlere gerçeği açıklamanın zamanı geldi. Şeytan Kral, o surlara başından beri kuzeyden saldırmayacaktı. Bizler... Bizler sadece birer yemiz."
Son kelimenin ardından çadırda buz gibi bir sessizlik oldu. Hepsinin içini ölüm korkusu sarmıştı. Bir yem olduklarını öğrenmek morallerini epey düşürmüştü. Bu savaşta ölmeleri mi emredilmişti? Kral onları feda mı etmişti?
Kortus sözüne devam etmeden önce hançerini haritanın güneyine, Loropis'in en zayıf olduğu noktaya sapladı.
"Şeytan Kral, İblis Krallığı ordusuyla, o devasa güçle beraber güney surlarına gelecek. Bizler burada sahte kuşatma yaparak, Guter'in tüm dikkatini ve ordusunu kuzeye çekerek onları oyalayacağız. Kralımız anlaşmayı yaptıktan sonra ordusuyla güneyden, kapıları kırarak girecek."
"B-Bu bizim ölmemiz demek! Düşman er ya da geç az sayıda olduğumuzu, blöf yaptığımızı anlayıp kuşatma kampına saldıracaktır."
Kortus sinirlendiği için elini masaya vurdu, masa çatladı. Ardından konuşan komutanı kıyafetinden tutarak kendine çekti, keskin ve sivri dişleriyle tehditkâr şekilde yüzüne baktı.
"Kralımızın hayatı ve krallığın geleceği için ölmekten korkuyor musun? O halde savaşa gerek kalmadan seni burada, kendi ellerimle öldüreyim. Ordumda korkaklara yer yok!"
"B-Ben özür dilerim efendim! Sadece benim de bir ailem var. Ölmek istememem doğal değil mi?"
"Aileni ve tüm topraklarımızı kaybedersek senin canının ne önemi kalacak aptal? General Guter bizi yenerse sence ne olacak? Üç büyük krallığa karşı hangi kozu kullanacağız? Hepimiz köle olacağız!"
Kortus askerin kıyafetini bıraktıktan sonra sert bir yumruk atarak komutanın dişlerini kırdı. Komutan yere düştü. Ayağa kaldırılan komutan, ağzındaki kanı silerek başını eğdi ve ardından dizlerinin üstüne çöktü.
"Kararları sorguladığım için beni affedin Komutan Kortus. Krallığım için canımı vereceğim."
"Mükemmel. Bir komutandan beklenen cevap bu olmalı. Bizler efendimiz için neyimiz gerekiyorsa veririz. Ben de burada sizinle öleceğim gerekirse."
Kortus, bu dünyaya çağrılmadan önceki hayatında, kendi dünyasında efsanevi bir kadın komutandı. Sadakat ve strateji onun kanında vardı. Eski efendisinin oğlundan, Tokito'dan önce duygusuz bir savaş makinesiydi. Ama Tokito onu değiştirmişti. Artık sadece emir kulu değil, bir koruyucuydu. Efendisinin üzülmemesi için verdiği görevleri yapmalı ve bu görevi başarıyla tamamlayıp hayatta kalmalıydı.
Plan devreye girdi. Kortus, kuşatma kampını geceleyin dört ayrı kampa bölerek, yüzlerce ekstra meşale yaktırarak sayının olduğundan çok daha fazla görünmesini sağladı. Guter surlardan baktığında binlerce askerin kamp ateşini görüyordu.
Sabah olduğunda, kuşatma tarafı yeniden taciz atışlarına başladı. Aralıksız 11 saat boyunca surlara büyülerle ateş edildi. Şehirdeyse durumlar felakete sürükleniyordu. Üçüncü haftada erzak kıtlığı başlamıştı. Tokito'nun ayarladığı haydutlar ve Momoi'nin ajanları, tedarik yollarını kesmiş, yağmalanan erzakları gizlice kuşatma kampına, Kortus'a taşıyorlardı.
Üçüncü haftanın ortasında, sonunda Guter'in sabrı taştı. Şehirdeki askerler açlık ve stresten bitik bir haldeydi.
"Ya biteceğiz ya da bitireceğiz! Tüm birlikler dışarı! Kuzey kapısını açın, saldırıyoruz!"
Ancak Guter sözünü bitiremeden şehrin güney tarafından yer sarsılmaya başladı. Arkasını döndüğünde güney ufkundan siyah dumanların ve kızıla çalan alevlerin yükseldiğini gördü.
Surların üstüne çıkan bir ulak, nefes nefese Guter'in ayaklarına kapandı.
"Generalim! Güney! Güney kapısı... Yıkıldı! İblis Krallığı Ordusu... On binlerce asker... Şeytan Kral bizzat başında!"
Guter kâğıdı okuduğunda gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Haberler çok kötüydü. Tokito, kuzeyi oyalarken güneyden, İblis Kralı Nevil Jatur'un elit ordusuyla şehri kuşatmadan direkt, balyoz gibi vurarak girmeye başlamıştı.
"Bu bir tuzak! Ama kuzeyi bırakamayız, buradaki ordu da saldırırsa iki ateş arasında kalırız! Önce kuzeydeki zayıf orduyu ezeceğiz, sonra dönüp güneyi tutacağız!"
Guter kılıcını çekerek askerlere kapının açılmasını emretti. "Saldırın! Hepsini öldürün!"
Kılıçlarla ve kalkanlarla dışarı fırlayan Guter'in ordusu, taarruza geçeceği esnada, Kortus'un kampından savaş boruları öterek orduya geri çekilme emri verildi.
Kortus, atının üzerinde, elinde geri çekilme borusuyla Guter'e bakıyordu. Yanındaki askerin mızrağını elinden aldı, gerildi ve insanüstü bir güçle Guter'e fırlattı.
Sanki bir tank mermisi gibi hızlı giden mızrağı Kortus son anda başını çevirerek atlattı ama mızrak arkasındaki sancağı devirdi. Kortus son bir kez baktıktan sonra, alaycı bir gülümsemeyle ordusuyla düzenli bir şekilde ormana doğru geri çekilmeye başladı.
Guter o an, savaş alanında değil, satranç masasında mat olduğunu anladı. Kuzey ordusu savaşmak için değil, sadece onu orada tutmak için vardı. Ve başarmışlardı.
Güneyden yükselen ateşler artık şehri aydınlatıyordu. Loropis'in yüz yıllardır aşılmayan, "Aşılamaz" denilen güney surları, İblis Krallığı'nın askerleri ve büyücüleriyle yerle bir edilmişti.
Şehirde kaos hakimdi. İblis Krallığı ordusunun içeri girişinin ardından şehri savunan askerler panik halinde saldırmaya çalışsalar da Tokito savaş moduna girerek, siyah kanatlarını açmış bir şekilde atıyla en önden, düşman saflarını yararak ilerliyordu.
Peki, gururlu ve kibirli İblis Kralı Nevil Jatur, nasıl olmuştu da Tokito'ya, bir "insan bozmasına" en elit ordusunu emanet etmişti? Bu sorunun cevabı, Tokito'nun haftalar önce ordudan gizlice ayrılıp İblis Krallığı'na yaptığı o tehlikeli diplomatik ziyarette yatıyordu.