Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 52 - Darbe Planı

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 52 - Darbe Planı

General Guter, esaretten kurtarılıp aşağılanmış bir şekilde Loropis'e döndüğünde, gözlerinde korku değil, saf bir nefret vardı. "Yenilmez Komutan" imajı yerle bir olmuştu ama vazgeçmeye niyeti yoktu. Darbeyi yapacak, o tacı kanla yıkayıp başına takacaktı.

Saray'a gelişi, özellikle Koloton ve diğer vikontlar tarafından sahte bir saygıyla karşılandı. Taht odasına girmesine izin verilmese de o tahtın hayaliyle ve intikam arzusuyla yanıp tutuşuyordu.

Ancak bir sorun vardı: Ona itaatle bağlı olmayan tek vikont Xavier idi. Xavier sadece gerçek krala boyun eğerdi ve Guter'in gözünde şu an en büyük tehdit oydu.

Sadakatlerinden emin olamadığı için Fujih ve İris'i yanına alarak kendi özel odasına çekildi. Kapılar kapanır kapanmaz Guter, Fujih'i yakasından tutarak yüzüne öyle sert bir yumruk attı ki sesi sarayın koridorlarında yankılandı. Fujih yere yığıldı, ağzından kan boşaldı.

"Bizim onurumuz tamamen bitti Fujih! O velet... Koloton'un o aptal komutanının yalanı ve tuzağı yüzünden esir alındım! Bir çocuk tarafından! Ve şimdi o velet, arkasına bir ordu alıp Loropis'e geliyor! Ne yapmalıyız ha?"

İris araya girip sakinleştirmeye çalıştı. "Gelemeden öldürmek için darbeyi şimdi başlatalım efendim? Beklemeyelim."

Guter, İris'in sunduğu teklif üzerine durdu. Gözleri kısıldı. Daha iyi, daha kaotik bir şeye ihtiyacım var. Eğer ben yanacaksam, bu krallık da yanacak.

"Darbeyi bir iç savaşa, topyekûn bir imhaya yönlendiriyoruz. Orduya haber verin, bu şehrin kapıları kapatılsın, kilitlensin. O velet buraya gelirse şehri yakmaktan, kendi halkını öldürmekten başka çaresi kalmasın! Onu bir Tiran gibi göstereceğiz."

Fujih kanlı ağzıyla itiraz etti. "Bunu yaparsak krallığımız zayıflayacaktır! Kendi ülkemize kılıç mı kaldıracağız? Düşmanlar sınırda bekliyor!"

"Benim ölmem daha mı iyi Fujih? Eğer ben ölürsem krallık zaten sahipsiz kalır. O çocuğun yanına destekçi çekmeden ölmesi lazım yoksa krallık bölünecek."

Karar verilmişti. Loropis, kendi kralına kapılarını kapatacaktı.

Loropis bölgesi savaş hazırlıklarıyla çalkalanırken, Garnizon askerleri bu durumdan son derece huzursuzdu. Çoğunluğu kraliyet ailesine, o kadim soya sadakatle bağlıydı ve bir komutanın hırsı uğruna krallarına kılıç çekmek istemiyorlardı.

Bu durumu fark eden Koloton ve Xavier, durumu kimsenin duyamayacağı, surların dışındaki kuytu bir ormanda konuşma kararı aldılar.

Çok geçmeden, gölgelerin içinden siyah kanatları ve o tekinsiz gülümsemesiyle Momoi belirdi.

"Sizler de duydunuz sanırım olanları. General Guter ateşle oynadı ve en sonunda patlayıcıyla oynamayı tercih etti. Şehri ateşe atıyor."

Xavier başını salladı. "Bir şeytan alçaldığı zaman, köşeye sıkıştığı zaman böyle şeyler yapar. Bizim doğamız bu."

Koloton sordu: "Ne yapalım Momoi? Garnizon huzursuz."

Momoi sırıttı. "O halde plan basit. Garnizon askerleri asla kraliyet ailesine kılıç çekmez. Merak etmeyin, gün geldiğinde o askerler Guter'i değil, bizi dinleyecekler. Onları içeriden örgütledim."

Tam o sırada, nefes nefese bir asker elinde mühürlü bir emir kağıdıyla yanlarına geldi.

Koloton kâğıdı okuduğunda gözleri dehşetle açıldı ve kâğıdı istemsizce yırttı. "İşte şimdi gerçekten savaş çıkacak... General Guter çıldırmış!"

"Ne yazıyor Koloton?!"

"Guter, tüm Garnizon askerlerinin esir alınmasını, silahlarının toplanmasını emretmiş! Şimdiden kuzey ve merkez kışlaları basılmış. Kendi ordusunu hapsediyor çünkü onlara güvenmiyor!"

Üçü de donup kalmışken, ağaçların üstünden bir çatırtı sesi geldi. Killer Clown ağaçtan ters bir şekilde sarkarak, yüzünde o maskesiyle belirdi. Belinde takılı, kan damlayan ağır bir kese vardı.

Kesenin ipini koparttı ve Momoi'nin kucağına fırlattı.

Momoi keseyi açtığında içinde taze kesilmiş, yüzükleri hâlâ üzerinde olan parmaklar gördü. Dehşetle Clown'a baktı.

"Bu parmaklar... Kime ait Clown? Ve sen neden buradasın?"

Killer Clown kıkırdadı. "Kraldan, Tokito'dan bizzat emir aldım ve yerine getirdim. Ücreti senin yerine o ödedi. Kralınız sizden daha cömert ve... daha yaratıcı."

"Ne emri?"

"Beni öldürsen bile müşterimin görevi müşterime aittir, bilgi vermem. Ben teslimatı yaptım. Bu parmaklar, Guter'in en sadık suikastçılarına ve casuslarına aitti. Kral dedi ki: 'Gözleri kör, kulakları sağır olsun.'"

Momoi kesedeki parmaklara baktığında, Guter'in özel birliğinin yüzüklerini tanıdı. Tokito, uzaktan bile Guter'in istihbarat ağını çökertmişti.

"Kralımız... O gerçekten korkutucu bir zekaya sahip."

Günler hızla geçti. Loropis şehri bir barut fıçısına dönmüştü. Guter, paranoyak bir şekilde şehri tahkim etmiş, garnizonu zindanlara atmış ve sadece kendi paralı askerlerine güvenerek surlara yerleşmişti. Şehir halkı korku içindeydi.

İkinci haftanın sonunda, beklenen gün geldi.

Guter, Tokito'nun ana orduyla Kuzey Kapısı'ndan, en geniş düzlükten saldıracağını düşünerek tüm ağır savunmasını oraya yığmıştı. Savaş zırhını kuşanmış, kılıcı elinde surlarda bekliyordu. Gözcüler, kuzeyden gelen devasa toz bulutunu ve orduyu haber vermişlerdi.

Ve gerçekten de Tokito'nun sancaklarını taşıyan 1300 kişilik devasa ordu, kuzey düzlüğünde belirdi. Surlara yaklaştıklarında, Guter'in emriyle okçular atışa başladı.

Ordu durdu. Ancak saldırmak yerine, askerler devasa tahtadan barikatlar ve kalkanlar kurarak savunma pozisyonuna geçtiler. Hiçbir saldırı hamlesi yapmıyorlardı. Sadece bekliyorlardı.

Guter surlardan bağırarak güldü. "Korkak! Saldırmaya cesareti yok! Sadece bekliyor!"

Ancak Guter'in bilmediği bir şey vardı. Karşılarındaki ordu bir yemdi, sadece bir dikkat dağıtmaydı. Asıl tehdit, surların önünde değil, şehrin içindeydi. Tokito'nun asıl planı, Momoi ve diğer sadık vikontlarla birlikte içeriden başlayacaktı.

Büyük savaşın yıkıcı saldırıları daha başlamamıştı... Ama satranç tahtasında mat hamlesi çoktan yapılmıştı.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar