Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 49 - Kraliyet Hazırlıkları 1. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 49 - Kraliyet Hazırlıkları 1. Kısım

Tokito ve ordusu Veldoria'dan Loropis'e, yani başkente doğru o uzun ve tehlikeli yolculuğa çıkmadan günler önce, başkentte sular çoktan ısınmıştı. Şeytan Krallığı'nın kalbi olan Loropis'e, güç dengelerini değiştirmek için Vikontlar çoktan ulaşmışlardı.

Hepsi görünürde kral köşkünü ve sarayı, yeni gelecek hükümdar için yenilemek, hazırlamakla meşguldü. Ancak perde arkasında herkes kendi adayını tahta çıkarmak için bıçaklarını biliyordu.

Özellikle Vikont Koloton, o zarif ama tehlikeli ejderha kadın, uzun ve pullu kuyruğuyla sarayın mermer zeminlerini siliyor, taht odasını yosunlardan ve eski kralın paslanmış hatıralarından arındırıyordu. Çok yüksek tavana sahip, gotik mimarinin zirvesi olan geniş taht odasının etrafında birçok yan oda bulunuyordu. Bu odalar genelde vikontların ve kralın en yakın hizmetkârları için özel olarak hazırlanmış, lüks ama kasvetli odalardı.

Koloton'un bu hummalı temizliği yapmasının görünen amacı, desteklediğini iddia ettiği yeni kral adayı General Guter içindi. Ancak gözlerindeki pırıltı, başka planları olduğunu fısıldıyordu.

Vikontların bazıları, özellikle Xavier ve Koloton gibi güçlü ve zeki olanlar, içten içe Tokito'yu merak etseler veya potansiyel görseler de dışarıya karşı Guter'i savunuyorlarmış gibi takılıyorlardı. Bu bir hayatta kalma oyunuydu. Xavier, sınıra doğru "önemli bir görev" bahanesiyle çıktığı için, sarayda en büyük iki rakip, Momoi ve Koloton baş başa kalmışlardı. Ve bu iki vikont, birbirlerinden ölümüne nefret ediyordu.

Loropis'te bulunan garnizon askerleri arasında fısıltılar, bir veba gibi yayılıyordu. Şehir sokaklarında sivil kıyafetlerle gezen, nabız yoklayan Momoi bu söylentileri duymuştu.

İki nöbetçi, mızraklarına yaslanmış sohbet ediyordu: "Yeni kral sizce kim olur? Ölen kralın o kayıp oğlu mu yoksa General Guter mi?"

"Bilmem... Bence kesinlikle Guter olur. Ne de olsa Guter en güçlü komutan, ordunun başında o var. O çocuk daha süt içiyordur."

Momoi aniden gölgelerin içinden çıkarak ikisinin de omuzlarından sertçe tuttu ve aralarına girdi. "Sizler ne konuşuyorsunuz bakalım? General Guter'e ne oldu ki kral olacakmış?"

Askerler irkildi. "V-Vikont Momoi! Biz sadece..." "Söylentilere göre kendisi, yani General Guter, rakibini elemek için bizzat kral adayını öldürmek üzere Veldoria'ya gitmiş. İşini bitirecekmiş."

Bu söylentileri öğrenen Momoi, avının, yani Tokito'yu kendisinin öldürme planının çalınması endişesiyle pençelerini sıkarak askerlerin omuzlarını daha fazla, kemikleri çatırdayana kadar sıktı. Askerler ağrıdan inleyerek kaçmaya çalışsalar da Momoi onları sımsıkı tutuyordu.

"Kral adayını öldürmek mi dediniz? Kim bu bilgiyi verdi size? Kim cüret edebilir?"

"Lütfen omzumu kırmayın efendim! Sadece duyduğumuzu söyledik! Sarayda herkes bunu konuşuyor!"

"Çabuk! Bana bilgi verin! Nerede o Guter? Hangi yoldan gitti?"

Koloton, aynı zamanda dışarıda, pazar yerinde gezdiği için Momoi'nin yaydığı o yoğun, öldürücü lanet enerjisini hissedince hemen yanına koşmaya karar verdi. Momoi'nin askerlerin omzunu ezmek üzere olduğunu görünce hiç düşünmeden Momoi'nin uzun saçından tutarak onu sertçe geri çekti.

"Askerlere ne yaptığını sanıyorsun Vikont Momoi? Burası senin oyun parkın değil!"

Momoi hırlayarak döndü. "Saçımı bırak seni ejderha bozuntusu, çirkin kadın! Yoksa o kuyruğunu koparırım!"

"Ne dedin sen bakayım? Gel benimle içeriye, herkes bize bakıyor!"

Koloton, Momoi'nin kolundan sürükleyerek onu karanlık bir ara sokağa götürdü. Kolunu bıraktıktan sonra Momoi öfkeyle ellerini sıktı ve Koloton'un sağ yanağına sert bir yumruk attı. Koloton sendeledi ama düşmedi. Sinirlenmek yerine, garip bir şefkatle onu sakinleştirmek için Momoi'nin iki elini de tuttu ve gözlerinin içine baktı.

"Sakin ol Vikont Momoi! Senin hedefin bu askerler olmamalı. Bize, plana yardım etmen lazım. Kontrolünü kaybediyorsun."

"Benden nasıl sakin olmamı bekliyorsun saçını yaktığımın karısı! Benim avımı, o çocuğu kimse öldüremez! O benim!"

Momoi biraz daha dirense de Koloton'un o sarsılmaz kararlılığına ve ejderha gücüne boyun eğmek zorunda kaldı. Kafasında dönen karmaşık düşüncelerle boğuşurken karşısında duran ejderhanın o anaç ama sert gülüşü, ona ölen karısını, Fellia'yı hatırlatmıştı. Yumruk yaptığı elleri serbest bıraktı ve dizlerinin üstüne çöktü.

"Onu korumazsak öldürecekler Koloton... Sizlerden nefret etsem de o çocukla, kralla dövüşmek, intikamımı almak için hayatta kalması lazım. Sizler bunu yapmamı engelliyorsunuz."

Koloton eğildi, fısıldadı: "Sence ben onun ölmesini istiyor muyum aptal kas yığını? O benim efendim... Ne sen ne Guter ne de başkaları onu öldürebilir. O kaderin seçtiği kişi."

Momoi sakinleşince ayağa kalktı ve üstündeki pislikleri eliyle temizledi. Söylenenlerden pek tatmin olmamıştı, Koloton'a güvenmiyordu fakat şu an başka çaresi yoktu. Saraya geri döndü. Arkasından Koloton da gelerek saray temizliğine ve hazırlıklarına devam ettiler.

Sarayda bulunan vikontlardan bir tanesi de kertenkeleye benzeyen yeşil pullu bir vücuda ve dikey göz bebeklerine sahip, Zuvir bölgesinin lideri Vikont İris Zuvir'di. Kendisi sadece kralın kim olduğunu seçmek, oyunu kullanmak için gelmişti ve açıkça Guter destekçilerinden biriydi.

Saray kapısı açıldığında Momoi ve Koloton içeri girdi. İris bunu uzaktan, o keskin duyularıyla hissettiği için kapıya doğru yönelmişti. Momoi ondan ve o yapışkan tavırlarından nefret ettiği için yüzüne bile bakmadan, omuz atarak kendisine ayrılan odaya doğru gitti. Koloton ise politik bir gülümsemeyle karşısındakiyle konuşmaya karar verdi.

"Sizleri burada görmek ne güzel Vikont İris. Çoğu vikont gelmemişken sizler erkenden buraya geldiniz."

"Generalimizin bulunacağı, taç giyeceği sarayın temizliğini bizzat görmek istedim. Gayet iyi çalışıyorsun Koloton, bir hizmetçi gibi... Sevindim."

"İltifatın bana mutluluk verdi Vikont İris. Generalimizin kral olmasını ben de iple çekiyorum."

İris gözlerini kıstı. "Ölen kralın oğlu senin bölgendeymiş, öyle duydum. Neden onu orada, beşikteyken öldürmedin? İşimiz kolaylaşırdı."

"Eski kralın emriyle benim bölgemi yer edinen, o inatçı eski komutan Rodius onu koruyordu. Rodius'u bilirsin, bir orduya bedeldir."

İris onun gözlerinin içine baktığında bir yalancının gözlerini görmemişti. Koloton onu, yalan söyleme ustalığıyla çok iyi kandırmıştı. İris cevaplardan tatmin olunca kendi komutanlarıyla sarayda dolaşmak, eksikleri not etmek için ayrıldı. Koloton derin bir nefes alıp verdikten sonra o da taht odasına doğru gitmeye başladı.

Momoi kendi odasına geldiğinde komutanları kapısının önünde nöbet tutmaya başladı. Yatağına oturmadan önce belinde duran silahlı kumaş kuşağı çıkarttı. Omzunun üstündeki tüylü, ağır pelerini çıkartıp tahtadan yapılma komidinin üstüne koydu.

Siyah kanadını kapatarak yatağa uzandı ve tırnaklarına, o ölüm makinelerine baktı. Hep olması gereken yerde, kaosun merkezinde olduğunu düşünüyordu. Arzuladığı güce erişmişti ve intikamını almak için hazırdı. Tek yapması gereken çocuğu, Tokito'yu öldürüp kral olmak ve dünyayı yakmaktı.

Fakat arzuladığı intikamı düşünmeye başladığında bir şey onu alıkoyuyordu. Kalbindeki o boşluk sızlıyordu. İntikam hırsı mı zayıflamıştı? Hayır, hâlâ intikam isteğiyle yanıyordu ama... O çocuğun gözleri... Sağ elini havaya kaldırdı ve yumruğunu sıkmaya başladı.

Koloton o sırada onun odasının önüne gelmişti. Momoi'nin komutanları, bu tehlikeli kadını tanıdıkları için dizlerinin üstüne çökerek ona izin verdiler. Kapıyı iki kez tıkladıktan sonra Momoi içeriden bağırmaya başladı.

"Ne oldu aptallar! Söyleyeceğiniz varsa söyleyin, yoksa defolun!"

"Vikont Momoi… Benim, Koloton. Sizi görmek için geldim. İzniniz var mı?"

"Senin gibi yaşlı, pullu bir moruğu kim ne yapsın? Defol!"

Koloton sinirlenerek kapıyı tekme atarak kırdı. Menteşeler yerinden fırladı. Momoi'nin uzandığını görünce ellerini beline koyarak eğildi ve yataktakine dik dik bakmaya başladı.

"K-Kapıyı kırmanı beklemiyordum. Güçlü bir yaşlı moruksun."

"Kendine gel artık Vikont Momoi! Bu sen değilsin. İçindeki o karanlık seni yiyor."

Momoi hafifçe doğrularak yatakta oturmaya başladı. Ellerine baktıktan sonra Koloton'a yanına oturmasını işaret etti. Koloton elbisesini düzelttikten sonra yanına oturdu. Askerler kırık kapıyı kaldırdığında Koloton kapıyı buzdan bir duvarla kapatarak sesin çıkmadığından emin oldu.

Yanındakinin yüzüne bakmaya çalıştığında yüzündeki o lanetli üçgen mühürlerin büyümeye başladığını gördü.

"Momoi yine mi… Hani küçük efendiyi kral olarak kabul edecektin? Bak lanetin, o sözünü tutmadığın için büyümeye başlıyor. Seni öldürecek."

"Koloton biliyorum bu dediğime kesinlikle karşı çıkacaksın ama... Ben küçük efendiyi öldüreceğim. Başka yolu yok. Fellia huzur bulmalı."

Koloton ellerini arkaya koyup geriye doğru esnedikten sonra geri kalkarak Momoi'nin yüzünü iki eliyle kavradı ve kendisine çevirdi. İkisinin de yüzünde ciddi bir ifade vardı.

"Momoi, seni yapacağın şeylerden dolayı yargılardım fakat sanırım sadece seni durdurmaya çalışacağım. Eh, kralımız şu an Rodius ve diğerlerinin koruması altında. Onu öldürmek istiyorsan Veldoria'ya gidebilirsin, tabii Rodius seni parçalamazsa."

"Dediklerinde ciddi misin? Gidersem beni kimse tutamaz. Lanetim beni öldüremeden onu öldürürüm."

Koloton biraz duraksadıktan sonra ayağa kalktı ve kahkaha atmaya başladı.

"Hahahahah! Haberlerin yok mu? Duyduğuma göre küçük kral şu anda Veldoria'da ama yalnız değil. Ve ben... General Guter'e de onun orada olduğunu söyledim. Guter şu an yolda."

Momoi sinirlenerek onu boğazından tuttu ve havaya kaldırdı. Koloton hâlâ gülmeye devam edince onu duvara fırlattı. Duvar çatladı.

"Sen benim avımı Guter denen o şerefsize mi verdin? Seni öldüreceğim hain! Onu Guter öldürürse benim intikamım ne olacak?"

"Sakin ol Vikont Momoi! Oyun kuruyorum. Eski komutan Rodius onun yanında. Guter, Rodius varken onun kılına bile dokunamaz, sadece kendini rezil eder. Guter'i tuzağa çektim."

"Dediğin gibi değilse Koloton ne seni ne bu sarayı ne de bu krallığı ayakta bırakırım. Hepsini yıkarım!"

Koloton ayağa kalktıktan sonra gülmeye devam etti. Kıyafetindeki tozları sildi ve kapıdaki buzları eritip dışarı çıktı.

"Gel benimle... Sana göstereceğim bir şey var. Belki fikrini değiştirir."

Momoi arkasından takip ederek sarayın koridorlarında yürüdü. Kütüphanenin kapısına geldiğinde durduklarında şaşkın bir şekilde Koloton'un yüzüne bakmaya başladı.

"Kitap okumaya mı geldin şimdi de? Ne kadar garip bir şeytansın."

"Sus ve benimle içeri gir."

Kapıları eliyle iterek araladı ve içeri girdi. Kütüphane, Tokito bebekken buradan gittiğinden beri aynıydı, zaman donmuş gibiydi. Koloton, Tokito'nun bebekken oynadığı masaya gitti ve elini masanın üstünde, tozların arasında gezdirdi. Momoi anlamamış bir şekilde hem ona hem kitaplara bakmaya devam ediyordu.

Masanın üstünde duran eski, tozlu bir biberonu alınca Momoi'ye fırlattı. Momoi havada refleksiyle tuttu ve masanın üstüne geri koydu.

"Bu ne saçmalık?"

"Bu efendimizin, o masum bebeğin oturduğu ve günlerce kitapları okuduğu masa. Hangi kral bunu yaptı Momoi? Hangi kral halkını tanımak için tarih okudu?"

"Ne demeye çalışıyorsun Koloton? Ağzında saklamadan söyle söyleyeceğini."

"Senin istediğinin, o intikam ateşinin ne olduğunu biliyorum fakat... Yeni kralımız, o masum çocuk için bir kez daha denemeye, ona şans vermeye değmez mi? O babası gibi değil."

Momoi tam ağzını açıp itiraz edeceği esnada bir asker nefes nefese kütüphaneye daldı. Elinde mühürlü bir mektup vardı.

"Haber var! Veldoria'dan acil haber geldi!"

"Söyle!"

"General Guter... General Guter, eski kralın oğlu Tokito tarafından... Ağır yaralanmıştır! Ve Guter'in ordusu teslim olmuştur! Şeytan Kral kazanmıştır!"

Momoi ve Koloton birbirlerine baktılar. Şok ve hayranlık aynı andaydı.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar