Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 46 - Loropis Yolculuğu Başlıyor! 1. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 46 - Loropis Yolculuğu Başlıyor! 1. Kısım

Momoi ve askerleri yola çıkmaya hazırlanırken, Tokito yorgunluğu ve yaşadığı manevi çöküşün etkisiyle Kortus tarafından saraya geri götürülmüştü. Yatağa yattığı an, zihni kapanmış ve derin, rüyasız bir uykuya dalmıştı.

Üç saatlik dinlenme ardından gözlerini yavaşça açtı. Vücudundaki ağrılar azalmış, zihni biraz daha berraklaşmıştı. Sol tarafına başını çevirdiğinde, sadık hizmetkârı Kortus'un, efendisinin başucundaki sandalyede otururken uyuyakaldığını gördü.

Tokito sessizce kalkıp masanın üstünde duran sürahiye yöneldi. Gümüş işlemeli sürahiden tahta bardağa ağzına kadar su doldurduktan sonra, serinliği hissetmek için camın önüne doğru yürüdü.

Perdeyi aralayıp dışarı baktığında, Momoi'nin kırmızı at arabasının ve askerlerinin şehir kapısından, sefer için dışarı çıktığını gördü. Momoi'nin sözleri aklına geldi: "Ben sizi gölgelerden koruyacağım..."

Elindeki bardaktan suyu içtikten sonra aklına önemli bir şey gelmişti...

Tokito da yola çıkmaları gerektiğini, bugün Loropis'e doğru hareket edeceklerini unutmuştu!

Telaşla bardağı bırakıp Kortus'un yanına gitti ve onu kolundan tutarak hafifçe ama ısrarcı bir şekilde salladı.

"Kalk aptal kadın, kalk! Güneş tepemize bindi!"

Kortus hafifçe, mahmur gözlerini açtı. "Uyandınız mı efendim? Bir sorun mu var?"

"Başkente gitmemiz gerekiyor Kortus. Az zamanımız kalmadı mı? Momoi çoktan yola çıktı!"

Kortus biraz esnedikten sonra zarifçe sandalyeden kalktı ve camdan dışarı baktı. Sabah olduğunu, güneşin o parlak ışıklarını görünce yeni fark etmişti. Camda gözüken sapsarı güneş gözlerini kamaştırdı.

"Ah... Sabah olmuş efendim. Haklısınız."

"Bu derin bilgi için teşekkürler bayan bilgi deposu. Şimdi hazırlanmam lazım."

Kortus hemen toparlandı. Kıyafetindeki kırışıklıkları büyüyle düzledikten sonra efendisinin yolculuk kıyafetlerini dolaptan çıkarttı. Büyük kırmızı yatağın üstüne siyah, kırmızı ve altın işlemeli o asil kıyafetleri bıraktıktan sonra, hiç tereddüt etmeden efendisinin pijamasının düğmelerine uzandı.

Tokito'nun yüzü utançtan bir anda pancar gibi kıpkırmızı oldu. Geriye sıçradı.

"Ne yaptığını sanıyorsun Kortus? Ben bebek değilim!"

Kortus hafifçe, alaycı ama şefkatli bir gülümsemeyle yüzünü yukarı kaldırdı. "Kıyafetinizi değiştirmek bir baş hizmetkârın en kutsal görevidir efendim. Neden utanıyorsunuz? Sizi bebekliğinizden beri-"

"Ah, tamam tamam! Rahatladım. Bekle... Dur! Kendim giyerim!"

O sırada koridordaki askerler içerideki gürültüyü duyunca endişeyle kapıya tıkladılar.

"Şeytan Kral! İyi misiniz?"

Tokito derin bir nefes aldı. "İyiyim! Bir şey yok, sadece... giyiniyoruz!"

Tokito pes ederek kollarını açtı ve Kortus'un onu giydirmesine, bu ritüele izin verdi.

Önce rahat ama şık siyah pantolonunu giydirdi, ardından ipek siyah gömleğini ilikledi. Kırmızı, uzun ceketini kollarından geçirdikten sonra sol kolunun üstünde duran, Nefi'den o altın aslan sembolünü, kraliyet nişanını geri taktı.

Tamamen hazır hale geldikten, saçları tarandıktan sonra Kortus efendisinin yüzüne, o genç ama yorgun kralın yüzüne baktı ve dayanamayıp ona sarıldı. Sıkıca, bir anne şefkatiyle kollarıyla sardığında Tokito'nun yüzünde bir rahatlama oldu, omuzları düştü. Aynı şekilde ona sarılarak gülümsüyordu.

"Siz gerçekten çok büyüdünüz efendim." dedi Kortus, sesi titreyerek. "O küçük, korkak çocuk gitti, yerine bir kral geldi."

"Sizin sayenizde büyüdüm Kortus. Sen, Nanagi, Rodius... Her zaman, en karanlık anlarımda bile yanımda durdunuz."

"Bizler ölene dek, son nefesimize kadar yanınızda duracağız efendim. Bu bizim yeminimiz."

"Tuzak olduğu vakit, o lanet olası arenada, laboratuvarda... Hatta size kötü şeyler yaptığım, sizi korkuttuğum vakitlerde bile bana destek oldunuz. Beni bırakmadınız."

"Babanızın yaptığı hataları yapmamanız, o yalnızlığa düşmemeniz için sizleri dikkatlice koruduğumuzdan emin oluyoruz efendim."

Babasını duyduğunda duygulandığı için gözleri yaşla doldu. Hepsini eliyle sildikten sonra sarılmayı bıraktı ve yatağa tekrar oturdu.

Yatağın yanına vurarak onu çağırdı. "Gel yanıma otur Kortus. Bir şey soracağım."

"Emredersiniz efendim." Kortus saygıyla yatağın ucuna ilişti.

"Sanırım bu sizin de gördüğünüz, önümde beliren mavi ekran... Yani Palator dediğiniz şeyi hâlâ tam anlamadım. Momoi'nin lanetini kırdı, bana büyüler öğretiyor... Bu nedir?"

"Onun ismi ekran değil efendim, haklısınız. Tüm herkes ona 'Palator' yani 'Kaderin Sesi' ismiyle hitap eder."

"Tam olarak ne bu? Bir tanrı mı? Bir büyü mü?"

"Bizim de bilgimiz kısıtlı efendim. Herkes doğduğunda bu şeye, bu sisteme sahip olarak dünyaya geliyor. Ama sadece güçlü iradeler onu görebiliyor ve kullanabiliyor. O, bu dünyanın kanunu."

"Anladım... Onun isminin Palator olduğunu yeni öğrendim. Demek kaderin sesi..."

Bilgiyi aldığı için tatmin oldu ve yataktan kalktı. Kortus'un elinden tutarak onu da ayağa kaldırdı ve beraber kapıya doğru yürüdüler.

"Gidelim Kortus. Halkımız bizi bekliyor."

Kapının kolunu aşağı indirdi ve kapıyı açtı.

Kapının önünde iki tane elit asker ve Nanagi hazırda bekliyordu. Efendisi çıktığında Nanagi hemen kapının önünden çekildi ve askerlerle beraber dizinin üstüne çökerek selam verdi.

"Günaydın Şeytan Kral. Yolculuk için hazırız."

"Günaydın Nanagi, ayağa kalkabilirsiniz."

Nanagi ayağa kalktıktan sonra, her zamanki gibi efendisinin sol koluna girerek başını onun omzuna yasladı. Kortus bunu görünce kıskançlıkla kaşlarını çattı ve o da efendisinin sağ koluna girmeye karar verdi.

Tokito o an, koridorda yürürken kendisini dünyanın en havalı erkesi gibi hissetmişti.

Sağ kolumda kocaman göğüslü, balık etli ve zarif bir güzellik; solumda küçük, savaşçı ama utangaç bir anime kızı duruyor. Bu zamanlara kadar hep hastanede nöbet tutmaktan, ders çalışmaktan gerçek hayata karşı gözlerim kapanmıştı... Sanırım isekai dedikleri şey o kadar da kötü değilmiş.

Hayır, kötü değil hatta muhteşem! Hayatımda değer verdiğim insanlar olması ve doktorluğumu, insanları iyileştirme arzumu yerine getirmem için tanrının bana verdiği bu 'Karanlık Şifa' büyüsü... Tanrının bir hediyesi bu.

Nanagi koridorda yürürlerken efendisinin ceketinden çekiştirdi ve yüzüne baktı. Tokito'nun yüzü sebepsizce mutlu görünüyordu ve gülümsüyordu.

"Bir şey mi oldu Nanagi? Neden gülümsüyorsun?"

Nanagi sol eliyle ağzını kapatarak hafif bir şekilde, kıkırdayarak güldü.

"Asıl siz neden gülümsüyorsunuz efendim? Hahahah, çok komik, şapşal duruyorsunuz."

"Huh? Ben hiç komik değilim bir kere. Ben karizmatik bir kralım!"

Ardından Kortus'a dönerek sordu: "Ben komik miyim Kortus? Söyle şuna."

"Gerçekten komik ve sevimli duruyorsunuz efendim. Bir kral gibi değil, bir arkadaş, bir aile üyesi gibisiniz... Hiçbir kralda bu sıcaklığı, bu duyguları yaşamamıştık."

"Önceki krallar nasıldı bilmiyorum Kortus, muhtemelen soğuk ve yalnızlardı... Fakat ben buyum. Bana hizmet eden herkes değerlidir, dostumdur."

Nanagi efendisinin kolunu daha sıkı tutarken Kortus'a nispet yapar gibi bir bakış attı. Kortus karşılık olarak aynı şekilde ona sinirli, "Seni yolarım" bakışı attı.

"Hah, keşke Kortus yerine ben sizin baş hizmetkârınız olsaydım efendim. Bu koca göğüslü beceriksiz sizi sadece izler, ben ise korurum."

"Ne dedin sen? Efendim, bu duvar göğüslü, sıska kadın sizin hizmetkârınız olmak istiyormuş. Ona boyunun ölçüsünü verin!"

İkisi birbirleriyle fısıldaşarak tartışırken, koridorun sonunda Lilia ve Rodius el ele, dede-torun gibi geziyorlardı. Tokito onları görünce kollarındaki kızlardan kurtulup onlara doğru yürümeye başladı.

"Hey, Rodius ve küçük ejderha! Nereye böyle?"

Rodius kafasını arkasına çevirdiğinde efendisini ayakta, tam teçhizatlı gördü. Hemen dizlerinin üstüne çöktü, Lilia da onu taklit ederek diz çöktü. Tokito yanlarına gittiğinde ikisinin de başlarını okşayarak gülmeye başladı.

"Sizler burada ne yapıyorsunuz küçük kaçaklar? Yolculuk başlıyor!"

Lilia küçük kafasını kaldırarak masumca cevap verdi: "Rodius-san, 'Şeytan Kral çok büyük bir sarayda yatıyor, gezmek ister misin prenses?' dedi ben de onayladım. Özür dilerim Şeytan Kral, geç mi kaldık?"

"Demek seni hizmetkârın bu yola itti. Rodius, ne kadar da kötü bir hizmetkârsın."

"Hayır bir kere! Rodius-san beni çok seviyor. O çok tatlı, yumuşak bir aslan."

Kortus yelpazesini çıkararak bu "tatlı aslan" lafına gülecekken Tokito onu sağ eliyle durdurarak kahkaha attı.

"Hahahahah! Bu gerçekten çok iyi olmalı. Rodius, 'tatlı aslan' lakabın hayırlı olsun. Ve sen Lilia... Sayın kraliçe adayı."

"Kraliçe mi? Bunu iyi hissetmem için mi söyledin abi?"

Tokito eğildi, Lilia'nın hizasına geldi. "Hayır, ciddiyim. Neredeyse aynı yaşlardayız, yani ruhen... Sen büyüdüğünde, o ejderha kanın uyandığında seni krallığımızın kraliçesi, benim eşim yapmak istiyorum."

Lilia'nın yanakları bir elma gibi kıpkırmızı olmuştu. Şaşkınlıkla Rodius'a, ardından Tokito'ya baktıktan sonra gözlerini kapatarak utançla başını salladı.

"Benim gibi bir köylü, sizin gibi yüce bir makamla olmaz Şeytan Kral! Hem ben... Ben bir canavarım, bir ejderhayım."

"Bu yüzden seni istiyorum Lilia. Eh, sen de bir ejderha olduğun için hızlı gelişeceksin, güçlü olacaksın. Bana, bu dünyaya layık tek kişi sensin."

Kortus ve Nanagi arkada, küçük kıza sinirli ve kıskanç gözlerle bakıyorlardı. Efendilerinin açık sözlü olması hoşlarına gitmişti fakat onlar dururken, o kadar savaşmışken yerine küçük, köylü bir kızın seçilmesi büyük bir hoşnutsuzluk oluşturmuştu.

Tokito onların yaydığı öldürücü auraları ve hislerini anladığı için konuyu uzatmadı. Lilia'nın başını hafifçe okşadı ve ellerini arkasına koyarak taht salonuna yürümeye devam etti. Rodius ve Lilia, onlar giderken ters yönden, bahçeye doğru gezmeye devam ettiler.

Taht odasına yaklaştıkları esnada kırmızı zırh giyen, miğferli bir şeytan diz çökerek önlerinde durdu.

"Efendim ordunuz hazır. At arabaları kapıda. Artık yola çıkabiliriz."

"Pekâlâ. Kortus ve ben ordunun konuşlanacağı yerleri, güvenliği belirleyeceğiz. Sizler hazır bir şekilde şehir çıkışında bekleyin."

Asker emri anladıktan sonra ayağa kalktı ve geri döndü. Ardından diğerleri taht odasına doğru yürümeye devam ettiler.

Kapıya ulaştıklarında muhafızlar kapıyı açtı. Tokito içeri yeniden adım attığında artık bir bebek, bir kurban değildi. O, Loropis tahtına yürüyen genç bir kraldı...

İçeri girdiğinde taht odasını koruyan muhafızlar dizlerinin üstüne çökerek efendilerini karşıladılar. Tokito, o büyük, soğuk tahtına oturduğunda Nanagi ve Kortus kırmızı halının sağına ve soluna geçerek, sadık birer heykel gibi ayakta beklemeye başladılar.

Tokito derin bir nefes aldı. "Sonunda buraya geri dönmeyi, bu noktaya gelmeyi başardık. Çok şey yaşadık, kan döktük, arkadaşlarımızı kaybettik ama hiçbir zaman pes etmedik."

Kortus gururla ekledi: "Sizler Loropis tahtına, o tacı takmaya sonuna kadar layıksınız efendim."

Tokito bir anlık hayallere daldı. Loropis'teki o asil, büyük tahtta oturduğunu, tüm ırkların önünde eğildiğini ve barışı getirdiğini hayal ediyordu. Hayal etmesi bile muhteşemdi onun için... Ama yol uzundu ve tuzaklarla doluydu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar