Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 45 - Momoi'nin Karanlık Tarafı

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 45 - Momoi'nin Karanlık Tarafı

Momoi, Tek Boynuzluların elinden kurtulup Tokito ile o duygusal anı yaşadıktan sonra, kendine özgü bir soğukkanlılıkla arkasına bile bakmadan yürümeye devam etmişti. Arenayı geçti ve ardından Veldoria'nın karanlık, ıssız arka sokaklarında ilerlemeye başladı. Kendi hatasından dolayı, o mağarada zihniyle oynandığı için Vikont Fujih ve Guter'in bu durumu, yani Tokito'ya olan sadakatinin bir "lanet" olmadığını öğrenmesinden şüphe ediyordu.

Sokak aralarından geçerken, gölgelerin içinden simsiyah bir kumaşla sarılı, yüzü olmayan bir siluet ona seslendi.

"Uzun zaman oldu... Müşterim Momoi."

Momoi kafasını çevirdiğinde, bu kişinin kendi tuttuğu özel ajanı, "Gölge Katili" lakaplı Killer Clown olduğunu fark etti.

"Senin burada ne işin var Clown? İşimizi Loropis'te halledecektik."

Killer Clown, simsiyah yüzüyle ve sadece bembeyaz, ürkütücü gülümsemesiyle gölgelerden çıkarak Momoi'nin karşısına dikildi.

"Haber getirdim. Vikont Koloton, Xavier ve bazı destekçilerin gizli emriyle, krallık karşıtı olan herkesin, yani Şeytan Kral adayına destek vermeyen soyluların aileleri katledildi. Temizlik başladı."

Momoi, bu haberi duyunca tatmin olmuş bir suratla sağ elini Clown'ın omzuna koydu. Beklediği kaos buydu.

"Bak işte bu bizim zaferimiz demektir. Düşman hata yapıyor, panikliyor. İyi iş çıkardın Killer Clown."

"Emirleri arasında Vikont Fujih ve General Guter'i indirmek de vardı fakat onlar benim seviyemde değiller. Çok korunaklılar."

Momoi sol elini aşağıya indirerek avcunda siyah bir yıldırım oluşturdu. Palator sisteminin kilidi açıldığı için artık manasını özgürce kullanabiliyordu.

Clown şaşırdı. "Heee? Senin büyün yoktu Momoi. Sadece lanetli kuklaların vardı. Bu ne hilebaz? Yoksa..."

"Efendime, gerçek krala mutlak itaat ettiğim için manamı geri kazandım. Lanet kırıldı."

"Yeni kralımız kötü bir kral olursa ne yapacaksın? Duyduğuma göre nazik, hatta fazla yumuşak birisiymiş."

"Biz şeytanlar öldürmek için yaratıldık Clown. O, nazik yüzüyle halkı yönetecek, ben ise o fark etmeden Şeytan Krallığı'nın yer altı dünyasını, pis işlerini yöneteceğim. Onun elleri temiz kalacak."

Clown, kafasındaki kumaşı çıkartmadan sadece o karanlık yüzünü göstererek Momoi'ye baktı. Gözünden, Momoi'nin artık eski, amaçsız ve deli Momoi olmadığını anlamıştı.

"O gözlerini hiç daha önce böyle kararlı görmedim Momoi. Eh, beni ilgilendirmez benim işim para almak ve adam öldürmek. Gerisi siz soyluların işi."

"Desteklerin sayesinde kralımız elini kana bulamadan kral olacak. Ödüllendirildiğinden emin olacağım."

"Bu tavırlarından bakarsak Vikont Fujih ve Guter'i durdurmakta kararlısın. Ben işime geri dönüyorum. Gölgelerde beklersen belki bir daha karşılaşırız. Müşterim Momoi..."

"Elbette tekrar karşılaşacağız paralı katil. Loropis'te."

Clown sıçradığı anda gözden kayboldu ve gölgelere yeniden karıştı. Momoi neşeli, hatta şarkı mırıldanan bir ruh haliyle sokaklardan yürümeye devam etti.

Şehrin dışındaki gizli karargâhına geldiğinde askerler dizlerinin üstüne çökerek onu karşıladılar. Ancak hava gergindi. Her olasılığı düşünen Momoi, ordusunun arasında hainlerin olduğunu çoktan biliyordu.

Çadırının girişinin önünde komutanları üzgün ve korku dolu bir yüzle onu bekliyorlardı. Sebebini sormak için önlerinde durdu.

"Suratlarınız bir şeytanın sahip olması gereken gururlu ifadeden değil, korkak bir tavşandan farksız. Ne oldu aptal komutanlar?"

En sağda bulunan komutan titreyen kafasıyla efendisinin yüzüne bakmaya çalıştığında göz göze geldiler. Asker korkudan titrerken Momoi bir anda, gözle görülmeyecek bir hızla yüzünün önünde belirdi.

"Sende bir şeyler var gibi görünüyor. Öt bakalım küçük kuş."

Asker ağzındaki salyayı yuttuktan sonra başını eğdi. "E-Efendim... Bizim dikkatsizliğimiz yüzünden düşmanlarımız tarafından esir alındı-"

"Öyleyse ne olmuş? Kurtuldum işte."

"Bizler komutanlar olarak başarısızdık. Sizi koruyamadık. Bizleri cezalandırmanızı istiyorum."

"Siz işe yaramazların tek amacı bana hizmet etmek ve emirlerimi yerine getirmek. Anladın mı?"

Momoi askerin gözlerinin içine, ruhunu delercesine bakmaya devam ederken başka bir komutan, biraz daha cesurca konuşmaya başladı.

"Siz bizim liderimizsiniz efendim. Ölmeniz demek kendi canımızın anlamsız kalması demektir. Biz..."

Momoi aniden pençelerini çıkararak konuşan komutanı boğazından tuttu ve havaya kaldırdı. Diğer elini komutanın alnına koydu ve teker teker boynuzlarını kırdı. Komutanın başından kanlar akıyordu ve vücudu, boynuzları kırıldığı için bir üst sınıfa yükselerek deforme olmaya, değişmeye başlıyordu.

"Eski kralımız öldüğünde zaten hiçbirimizin bir değeri kalmadı aptal domuzlar! Sen... O gün neredeydin ha? Krala ihanet edenler arasındaydın!"

"B-Bunu neden yaptınız efendim? Ben size sadığım!"

Momoi daha sık boğmaya çalışarak şeytanın kafasını gövdesinden ayırdı. Kanlar çadırın girişine sıçradı. Kalan kafayı diğer askerlerin önüne, bir futbol topu gibi fırlattı.

"Kralımızı savaş alanında ölüme terk eden, düşmanla iş birliği yapan bir ordunun cezası budur! Yaşıyorsak tek sebebi ölen kralımızın oğludur! Bu hain gibi bölüğümde olan her bir askeri ellerimle bularak öldüreceğim! Hainlere merhamet yok!"

Ordusunu tamamen korku kaplamıştı. Momoi'nin siniri dağları yerinden oynatabilecek kadar güçlüydü. Krallığına ihanet eden her bir şeytanı öldürmek için ant içmişti.

Komutanlar, Momoi'nin o askerin hain olduğunu bildiğini ve ne kadar ciddi olduğunu anlamışlardı. Hepsi yeniden başlarını aşağı eğerek beklemeye başladı.

"Öldürdüğüm haini bir ağaca bağlayın. Çürümüş bedeni ve kesik başı tüm hainlere ders olsun. Şeytan Kral'a ihanetin bedeli budur."

Sözlerden sonra askerler ölü bedeni ve kafayı alarak götürdüler. Momoi ellerini, titreyen komutanlardan bir tanesinin pelerinine sildikten sonra çadırına girdi. Kalan komutanlar ardından çadıra girdiler.

Momoi, sağ gözünü kapatan uzun saçlarını geriye attıktan sonra masanın başına geçerek Loropis Bölgesi haritasını açtı. Komutanlar haritaya bakarken parmağıyla bir güzergâh çizmeye başladı.

"Şeytan Kral ve konvoyu bu ana yolları kullanarak Loropis'e gidecek. Düşmanımız, Tek Boynuzlular ve diğer Vikontlar muhtemelen onlara bu dar geçitlerde saldıracaktır."

Komutanlar analiz ettikten sonra içlerinden bir tanesi ormanın içindeki eski bir canavar inini işaret etti.

"O halde burada bulunan uyuyan canavarı, Dev yılanı uyandıralım efendim. Böylelikle orduları tetikte olacaktır. Canavar sesi duyulunca düşman baskın atmaya çekinir."

Momoi biraz düşündükten sonra eliyle ağaçların olduğu kısmı işaret etti.

"Mantıklı. Bizler burada bulunan ağaçları kontrol edeceğiz ve buralarda konuşlanacağız. Mefr, yanına 10 asker al ve canavarı uyandır, orduları telaşta olsun ama zarar görmesinler. Orduya Kortus komuta edecek."

"Efendim, Kortus komuta edecekse askerler daha tedirgin olacaktır. O bir hizmetçi."

"Hayır, tam aksine ordu Kortus'a güveniyor. Veldoria'ya giderlerken maruz kaldıkları baskında Nanagi ölüm kıyısındayken, Kortus düşman komutanı o yelpazeleriyle öldürdü ve parçalanan düşmanların işini bitirdi. O sadece bir hizmetçi değil."

Konuşlanacak yerler kararlaştırıldıktan sonra ordunun yerleşmesi için bazı komutanlar çadırdan çıktı. Kalan üç komutan, Momoi'nin en güvendiği, canını emanet edebileceği komutanlardı.

"Sizler benim en güvendiğim şeytanlarsınız. O yüzden size gerçek bilgileri teker teker vereceğim."

Komutanlar efendilerinin söyleyeceği şeyleri dikkatle dinliyordu.

"İçimizde hainler hâlâ var. Onları tespit etmemiz uzun sürer, o yüzden Şeytan Kral'ı koruma görevi biz dördümüze ait."

"Görev nedir efendim?"

Momoi kırmızı aurasını tüm çadıra yaymaya başladıktan sonra gözlerini tamamen açtı.

"Şeytan Kral'a dokunmak isteyen herkesi öldürün! Kendi askeriniz olsa bile, babanız olsa bile! Tereddüt edeni ben öldürürüm."

Komutanlar da aynı şekilde kırmızı auralarını yaymaya başlayarak diz çöktüler. Hepsi çöktükten sonra Momoi de dizlerinin üstüne çöktü ve ağızlarından aynı yemin çıktı.

"Şeytan Krallığı'nın düşmanları yok edilecek! Tanrı bile önümüzde olsa savaşacağız!"

Çadırda bulunan dört krallık askeri canlarını bu yolda efendileri için vermeye hazırlardı. Üç komutan kılıçlarını çekerek haritada Loropis bölgesine batırdılar.

Tekrar ayağa kalkarak kılıçlarını kınlarına geri koydular ve çadırdan çıktılar. Momoi tahtına oturarak, sessizliğin içinde düşüncelere daldı.

Senin istediğin bu mu Fellia? Nazik bir kralı efendim olarak almamı istiyorsan dediğin gibi olsun. Seni koruyamadım, o lanet olası gün seni kurtaramadım fakat onu canımla koruyacağım. Yaşama amacım böyle olmalı değil mi?

Ölümünle kalbimde açtığın deliği kapatmak için kralların hepsine zarar vermek istedim. Sapık gibi davranarak tüm şeytanları kendimden nefret ettirdim, yalnızlaştırdım kendimi. Ama yaptığım roller buraya kadardı.

Yeni kralımız için elimden geleni yapacağım. Umarım krallığımız için en iyi kararları vererek seni haksız çıkarmaz Fellia. Yoksa onu kendi ellerimle boğarım.

Düşüncelere daldığı esnada askerler toplanmaya devam ediyorlardı. Çadırlar kaldırılıyordu, at arabaları erzakla dolduruluyordu. Tüm askerlerde bir telaş hakimdi. 8 saat süren hummalı çalışmanın ardından sonunda ordu toplanmayı başarmıştı.

Askerler birer birer yola koyularak şehrin çıkış kapısında beklemeye başlamışlardı. Dışarıda bulunanlar onları izliyor, evlerinde olanlar da camlardan Momoi ve ordusunun Veldoria'dan ayrılışını, bu seferi izliyorlardı.

Kırmızı renkteki, altın işlemeli asil at arabasıyla ordunun en arkasından gelen Momoi, bacak bacak üstüne atmış bir şekilde ellerini birleştirerek camdan dışarıyı süzüyordu. Komutanlar kapı bekçilerinden izin aldıktan sonra şehrin devasa kapıları gıcırdayarak açıldı ve ordu dışarı çıktı.

Şehirden çıktıklarında Tokito sarayda yeni uyanmıştı. Başında bekleyen Kortus, yorgunluktan sandalyede uyuyakalmıştı. Tokito kalktığında camdan baktı ve uzaktan, şehrin kapısından çıkan o kırmızı arabayı, Momoi'nin konvoyunu görmeyi başarmıştı...

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar