Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 44 - İşkence Edilmiş Çocuklar

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 44 - İşkence Edilmiş Çocuklar

"G-Gözlerime inanamıyorum... Bunlar... Çocuklar, anneler, babalar... Hepsine işkence edilmiş. Ne kadar da acımasız olabilir bunlar?"

Tokito, titreyen elleriyle kafesin demirlerini tutarken, gördüğü manzara karşısında dizlerinin bağı çözüldü. Tüplerin içinde yüzen deforme olmuş bedenler, masalarda parçalanmış cesetler ve köşelere sinmiş, korkudan titreyen gözler...

Hepsine baktığında vücutlarından ne tür bir işkenceye uğradıklarını, hangi karanlık deneylere maruz kaldıklarını anlamıştı. Aralarında deneyler sırasında öldüğü için çürümeye yüz tutmuş, kokan şeytan cesetleri bile vardı. Hava, kan ve metal kokusuyla ağırdı.

"Midem bulanıyor. İğrenç! Bu... Bu insanlık dışı!"

Momoi, duygusuz bir sesle cevap verdi. "Bu değer verdiğiniz şeytanların gerçek doğası efendim. Kendi ırkımızı bile güç için öldürürüz veya işkence ederiz. Hâlâ şeytanların masum olduğuna, iyi olduklarına inanıyor musunuz?"

"B-Bunları şeytanların yapmış olmasına ihtimal olmamalı, olmadığını söyleyin! Dışarıdan gelen düşmanlar yaptı deyin!"

Momoi başını iki yana salladı. Kralım, çok safsınız... Sizi seven şeytanları sevdiğiniz için gözünüz görmese de biz bunlardan ibaretiz. Sevmediğimiz, işimize yaramayan her şeyi öldüren acımasız katillerden ibaretiz.

"Bunlar gerçekler efendim. Tahtını istediğiniz, yönetmeye talip olduğunuz krallığın karanlık yüzü bunlardan ibarettir. Önceki krallar yaşarlarken aynı deneyler vardı ve biz sesimizi çıkartamıyorduk. Güç, kurban ister."

Tokito'nun zihninde eski hayatı canlandı. Babam da mı onları destekliyordu? Bu vahşeti biliyor muydu? Doktor olduğum zamanlardaki o sakin, steril hayatımı özledim... En azından bu kadar vahşi, bu kadar anlamsız bir vakayla hiç karşılaşmamıştım.

Etrafı gezen askerler, Nanagi'nin emriyle ayrılarak tek tek her biri bir çocuğu veya ebeveyni tutarak boğazlarına kılıç dayadı. Hepsi hazır bir şekilde, "temizlik" emrini beklerken çocukların aileleri perişan bir halde, yalvaran gözlerle çocuklarına bakıyorlardı.

Tokito şaşırarak, dehşet içinde etrafındaki askerlere baktı. Nanagi ve Momoi'nin yüzlerinden bu durumun normal, hatta gerekli bir prosedür olarak karşılandığı anlaşılıyordu. Tokito öfkeyle askerlerden bir tanesini boynundan tutarak geri çekti ve yere fırlattı.

"Ne yapmaya çalışıyorsunuz aptal askerler? Yerlerine geri koyun kılıçlarınızı!"

Momoi, efendisinin ellerini nazikçe ama sıkıca tutarak hareketini kısıtladı. Korku ve hüzün dolu bir yüz ifadesiyle efendisine bakıyordu.

"Bunu yapmak zorundayız efendim. Deneyin sona ermesi, izlerin silinmesi için tüm denekleri, tüm şahitleri katletmeliyiz. Kural budur."

"Onlar daha çocuk Momoi! Ölmeleri demek krallığımız için kayıp demek! Onlar masum!"

"Sanırım tek çaresi bu efendim. Acılarına son vermezsek, sakat kalmalarının ve yaşadıkları travmanın acısı kalplerini ihanetle doldurur. Büyüdüklerinde size düşman olurlar."

"Size yalvarıyorum lütfen durun! Bu bir emir!"

Nanagi, efendisinin yüzünü tutarak bakarken gözünden yaşlar akmaya başladı. Çaresiz bir şekilde yalvarmaktan başka bir şey yapmıyordu. İtaat ve vicdan arasında sıkışmıştı.

"Efendim ağlamayın, ben de ağlayacağım. Neden önemsiz, kırık çocuklar için gözyaşı döküyorsunuz? Onlar zaten ruhen ölü."

"Onlar hâlâ çocuk Nanagi! Onların iyileşebilecek, yenilenebilecek kadar güçlü olanlarını kurtarmama izin verin! Onlara bir şans verin!"

Momoi uyardı: "Bunu yaparsak hayatta kalanlar size ileride tehdi-"

"Umurumda değil! Hepsi bana düşman olursa o zaman katlederim fakat şu an onlar birer kurban, düşman değil!"

Momoi başını eğerek efendisinin kollarını bırakma kararı aldı. Tokito'nun bu iradesi karşısında geri adım attı. Ancak Nanagi buna çok sinirlenmişti.

"Neden efendimizi serbest bıraktın Vikont Momoi? Bu hata!"

"Seni alakadar etmez Nanagi. Yerini bil aptal komutan! Kral konuştu."

Momoi'nin gözleri tehditkâr bir şekilde bakıyordu. Nanagi'nin efendisinin kararlarını sorgulaması yaptığı en büyük hata olmuştu. Tokito onları sakinleştirmek için aralarına girmek zorunda kaldı.

"Siz iki çöp artık birbirinize karışmayı bırakın! Düşman dışarıda!"

Momoi efendisine yaptığı bu kaba hareket, onu tuttuğu yüzünden eğilerek özür diledi. Aynı şekilde Nanagi efendisinin önünde dizinin üstüne çökerek başını eğdi.

"Kaba hareketim için beni affedin. Sizin önünüzde bir komutana hakaret etmemeliydim."

"Büyüğümden gelen emri sorguladığım, size karşı çıktığım için özür dilerim efendim."

"Sizler neden bana özür diliyorsunuz? Ben arabulucu falan mıyım? Kalkın!"

Momoi kafasını kaldırarak efendisinin yüzüne baktığında yaşadığı korkuyu, o titremeyi anlamıştı. Her ne kadar genç bir bedene ve kral unvanına sahip olsa da o hâlâ bir çocuktu, kalbi temizdi ve o bunu fark etmişti.

Bu yaşta küçük kralın böyle vahşi şeyleri görmesi ve hâlâ ayakta durması, merhametini koruması... Kim olursa olsun, bu masumiyeti kirleten, karşınızda duran her şeyi yok edeceğim.

"Haklısınız Şeytan Kral'ımız fakat bizler asla kendimizden alttaki kişilerden özür dilemeyiz. Vikont Koloton'dan bile özür dilemezdim ama siz... Siz başkasınız."

Şeytanların hiyerarşisi gerçekten çok baskın. Güç her şey demek ve bu benim biraz sinirime dokunuyor çünkü onlarla aynı güce sahipken benden özür dilemeleri sadece konumum yüzünden, kişiliğimden değil.

"Ayağa kalkın. Çocukların ailelerini tutsak alıp zindana değil, revire atın. İyileştirin. Sorgulamadan kararlarını vermeyeceğim."

"Çocukları ne yapacaksınız efendim?"

"Onları ben şimdi iyileştireceğim. Hepsini."

Nanagi fark ettirmese de Şeytan Kral'ın bu kararından memnun değildi. Kendisine tehdit oluşturacak potansiyel düşmanları kurtarmasının, askeri mantığında hiçbir anlamı yoktu.

İmrenerek ama aynı zamanda kıskanarak çocukların yüzüne bakıyordu. Neden onlar kurtarılıyor da biz hep savaşıyoruz?

Askerler kanıtları toplarken, içlerinden bazılarının öldürme niyetlerini, o keskin kan arzusunu sezen Momoi, tedbir amaçlı efendisini odada, güvenli alanda bekleterek kapıda nöbet tutmaya başladı.

Tokito, Momoi'nin odanın girişinde beklediğini görünce huzursuzlanıp ayağa kalktı. Adımını atacağı esnada mavi ekran yeniden önünde, kırmızı uyarılarla belirdi.

[UYARI: Lanet varlığı tespit edildi. Zihin Kontrolü aktif.]

Askerlerden bazıları bir anda kontrolden çıkıp, gözleri donuklaşarak rehineleri öldürmeye başladıktan sonra, aklı yerinde olan askerler beklemeden onlara saldırmaya başladı. Kaos çıktı.

"Kanıtları yok etmek için dost ateşi kullanıyorlar! Kendi arkadaşlarını vuruyorlar! Ne kadar acınası!"

"Momoi! Dışarıda ne-"

Neden birbirimizi öldürüyoruz? Nanagi... O da kılıcını çekti! Hain miydi? Yoksa...

Momoi içeri daldı. "Bu bir çeşit zihin kontrol laneti efendim! O parlayan mor kristallere dokunanlar tamamen kontrollerinde! Tuzak!"

"Askerlerimizin birbirleriyle savaşarak ölmesine müsaade mi edeceğiz Momoi? Bir şey yap!"

"Hayır, birazdan bitecek efendim. Işıkla temizleyeceğim."

Momoi elini kaldırdı. "Işık Büyüsü: Yıldırım Mızrakları!"

Momoi ışıktan, göz kamaştıran mızraklar oluşturarak hepsini mağaranın duvarlarındaki o lanetli mor kristallere yöneltti. Kristaller birer birer, çatırtılarla kırıldığında askerlerin ve Nanagi'nin hareketleri tamamen durdu, hepsi yere yığıldı. Kral'ın iki sadık muhafızı gürzlerini alarak merdivenlerden indiler ve güvenliği sağladılar.

Nanagi dahil tüm hepsi, kendilerine gelip ne yaptıklarını anlayınca teslim oldular. Şeytan Kral titreyerek yürüyerek Nanagi'nin yanına gitti. Gözleri kapalı, utanç içinde başını eğen Nanagi'nin suratına sert bir tokat attı.

"Sen tam bir başarısızlıksın Nanagi! Askerlerin dikkatsiz olmaları, o kristallere dokunmaları tamamen senin suçun! Komutan sensin!"

Nanagi ağlayarak, "Kralımızın emirlerini çiğnedik, sizi koruyamadık. Bizleri idam edebilirsiniz. Rehineleri öldürdük, ellerim kanlı..." dedi.

"Yanımda Vikont Momoi olmasaydı... Seni öldürmek zorunda kalsaydım ne olurdu Nanagi söyle! Seni kesmek zorunda kalsaydım!"

"Sanırım... Bir hain ölmüş olurdu efendim."

Tokito onun omuzlarından sarstı. "Nanagi... Seni kaybetmekten bahsediyorum burada! Bir hainden değil, dostumdan bahsediyorum! Aklını topla!"

Nanagi kafasını kaldırdığında efendisinin öfkeli değil, endişeli yüzünü gördü. Tokito başarısızlığı için onu suçlasa da ona değer verdiği için, onu kaybetmekten korktuğu için bunları yapıyordu.

"Bizi affedin efendim... Sizin üzüleceğiniz bir hareket yaptığımız için utanıyorum."

"Kalk ayağa Nanagi! Hemen!"

Yavaşça ayağa kalktığında Tokito ona sıkıca sarılarak başını göğsüne yasladı ve saçını okşadı. Nanagi, hayatında ilk defa, bir komutan olarak değil, bir birey olarak sevilmenin verdiği duyguyu tatmıştı. Aynı şekilde o da sarılarak, hıçkırarak karşılık verdi.

Momoi, ikili birbirlerine sarılırken onları rahat bırakmak, bu özel anı bozmamak için etrafı toparlamıştı ve askerleri düzene sokarak efendisini beklemeye başlamıştı. Tokito sarılmayı bırakınca askerlerin onu hazır beklediğini gördü.

"Hazır mısınız? O halde yaşayan çocukları alın, gidiyoruz. Burayı yakın."

Böylelikle mağarada yaşanan olaylar bitmişti ve Tokito artık yüzeye, o ağır yükle geri dönüyordu. Yüzeyde Kortus onu beklediği için etrafı gözetliyordu.

Büyü çemberi tekrar aktif olduğunda dışarıya çıkan çocukları ve bitkin askerleri görünce Kortus yelpazelerini ortaya çıkardı, savaşa hazırlandı.

"Bunlar kim efendim? Saldırı mı var?"

Tokito çemberden çıktıktan sonra, manasının tükenmesi ve yaşadığı stres nedeniyle baygın düştü. Momoi efendisini havada yakalayarak kucağına aldı. Genç bir erkek ağırlığında olan Tokito'yu hiç zorlanmadan, bir tüy gibi taşıyabiliyordu. Kortus endişeyle efendisinin yanına gittiğinde eliyle onun solgun yanaklarını sevmeye başladı.

"Size ne oldu kralım... Vikont Momoi aşağıda neler oldu? Rengi bembeyaz."

"Biz gittiğimizde orası boştu fakat efendimizin emriyle gizli geçidi aradık ve çocukları bulduk. Tüm olayların üstüne Nanagi ve askerlerin zihinleri kristallerle ele geçirildi, sonuç bu. Çok yoruldu."

"Küçük efendim her zaman belaya bulaşıyor. Tek yapması gereken tahtında oturup sütümü içmek oysaki..." Momoi efendisini kucağında taşıyarak saraya kadar yürümeye başladı. Diğer herkes, kurtarılan çocuklar ve askerler arkasından onu takip ediyorlardı. Momoi askerlerden bir tanesini yanına çağırdı.

"Git ve Rodius'a saraya dönmesini emret. Ardından kralın emriyle festivalin sona erdiğini, yas ilan edildiğini söyle. Loropis yolculuğumuz, büyük göç başlayacak."

Asker emri aldıktan sonra başını eğdi ve koşarak uzaklaştı. Yürümeye devam ederlerken Momoi, sarayın kapısında efendisini Kortus'a teslim etti.

"Şeytan Kral sana emanet Kortus. Ben yola çıkacağım, gölgelere döneceğim ve onu uzaklardan gözleyeceğim. Halkın bizi yan yana, bu kadar samimi görmesi iyi olmaz. Dedikodular krallığı zayıflatır."

"O uyandığında yanında olmazsan, seni göremezse sinirlenecektir Momoi."

"Hahahah, haklısın kesinlikle bağıracak, belki yine tokat atacak fakat efendimi ne olursa olsun tahtına oturtacağım. Ne olursa olsun..."

Kortus efendisini kucağına aldıktan sonra saraya girdi. Momoi yolunu değiştirerek askerlerinin bulunduğu gizli kampa doğru gitmeye başladı. Gitmeden önce Nanagi onu kıyafetinden tuttu.

"Şey... Orada, mağarada beni kurtardığın, beni öldürmediğin için teşekkür ederim Vikont Momoi."

Momoi soğukça baktı. "Bunu kişisel algılama Nanagi. Ben ne seni ne de askerlerini umursadığım için yaptım. Efendim üzülmesin, o ağlamasın diye yaptım."

"Yine de beni kurtardın... Gerçekten de efendim gibi iyi kalpli şeytanlar varmış. Sen de onlardan birisin."

"Hahahah, bu çocukça hayalleri ve hareketleri bırak Nanagi. Efendim emrettiği anda kelleni alırım, hiç tereddüt etmem. Biz şeytanlar emir alırız ve sorgulamayız. Sadakatimiz sadece Kral'adır, birbirimize değil."

Momoi, Nanagi'nin umudunu kırmaya çalışmıştı fakat bu ters tepmişti. Nanagi, Momoi'nin bu sert kabuğunun altında da bir sadakat olduğunu anlamıştı. Efendisine ihanet etmediği sürece Momoi'nin onu öldürmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden, bu karanlık dünyada Momoi'ye, sırtını dayayabileceği bir yoldaş olarak güvenebileceğini düşünüyordu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar