Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 43 - Momoi'nin Sadakati

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 43 - Momoi'nin Sadakati

"Hadi elini çabuk tut aptal şeytan! Zamanımız yok!"

Mağaranın çıkışında, Tek Boynuzluların lideri adamlarına bağırıyordu. Diğerleri çoktan yeryüzüne, güvenli bölgelerine ulaşmışlardı. Momoi'nin zihnini kurcalayan büyücü, ellerini Momoi'nin başından çektikten sonra, Momoi bulanık gözlerini açmayı başardı ama hafızası bir sis perdesi gibiydi.

"Momoi'nin işi bitti efendim. Bize dair hiçbir anısı kalmadı."

"Güzel, zaman kaybetmeden buradan kaçmalıyız! Şeytan Kral'ın aurasını hissediyorum."

Hayalet fısıldadı: Üzgünüm Momoi... Dostlarım, efendim için bunu yapmalıydım. Senin için değerli olanlara ihanet ettim ama en azından yaşıyorsun.

Tek Boynuzlular büyü çemberine doğru koşarlarken Momoi'nin gözleri kısmen açılmıştı ve onları arkalarından, siluet olarak görmüştü fakat onların kim olduğunu, ne yaptıklarını bilmiyordu.

Yukarı çıktıklarında Şeytan Kral ve askerlerinin ağır ayak sesleri duyuluyordu. Tokito harabelerin arasına daldığında, sadece yüzü görünmeyen, pelerinli son kişinin ona baktığını görmüştü ve ardından gölgelerin içine karışarak uzaklaştılar.

"Oradalar! Askerler, yakalayın o kaçan şerefsizleri!"

Askerler ve Nanagi koşarak onları yakalamaya çalışsalar da geç kalmışlardı. Düşman, önceden hazırladıkları kaçış rotalarını kullanarak buharlaşmıştı.

Tokito öfkeyle duvara yumruk attı. "Lanet olsun! Elimizden kaçırdık! Momoi'ye bir şey yaptılarsa..."

Eğer ona bir şey olduysa... Birini öldürebilir miyim? Bana sadık bir komutanımı, o deli komutanımı öldürenleri öldürebilir miyim? O arenadaki merhametim sadece bir zayıflık mıydı?

Ben... Birisinin canını alabilir miyim? Evet-ben sevdiklerimi korumak için birisinin canını alabilirim. Gerekirse cellat olurum.

Kortus bağırdı: "Efendim! Burada, yıkıntıların altında bir büyü çemberi bulduk!"

"Derhal aktif edin! Nereye gidiyorsa oraya gidiyoruz!"

Kortus denedi ama çember tepki vermedi. "Çember aktif olmuyor efendim. Kilitli."

"Çekil işe yaramaz!"

Tokito çemberin başına geçti. Çember neden çalışmıyor? Belki manası tükenmiştir, elimi üzerinde gezdireyim.

Mavi ekran belirdi:

[SİSTEM: Büyü çemberi hasarlı ve mühürlü. Onarılması için Şeytan Kral manası gereklidir.]

[Onarım Başlatılıyor...]

Vay canına... Sadece elimi üstünde tutarak, sanki kod yazar gibi çemberin üzerindeki büyülü sözleri tekrar yazabiliyorum. Bu büyü çemberleri müthiş!

Çember mor bir ışıkla parladı. "Hepiniz çemberin etrafında toplanın! Gidiyoruz!"

Askerler de dahil olmak üzere herkes çemberin üstüne geldiğinde, çember aktif olarak onları yer altına ışınladı. Karanlık, rutubetli ve kan kokan bir mağarada gözlerini açtıklarında tek gördükleri, işkence görmüş, gözü oyulmuş ve kanlar içinde yatan Momoi'nin bedeniydi.

Tokito'nun göz kapakları tamamen açılmıştı. Korkuyordu... Ona yapılanların vahşiliği midesini bulandırıyordu. Momoi'nin yüzü tanınmaz haldeydi.

Etrafta düşman olup olmamasını umursamıyordu. Karşısına çıkan herkesi, hatta tanrıları bile öldürebilecek kadar sinirliydi.

"Nanagi... Bu lanet harabe bölgeyi gözetleyen her bir askeri bul ve idam et! Hepsi birer işe yaramaz!"

"Emredersiniz efendim!" Nanagi gözyaşlarını tutarak, elindeki kılıcı sıkıca kavrayıp dışarı fırladı.

Tokito elinde duran sıradan kılıcı yere atarak Momoi'ye doğru koşmaya başladı. Momoi'nin kan kustuğunu, titrediğini görünce önünde diz çökerek ona bakmaya başladı.

Bunu sana nasıl yapabilirler... Şerefsizler... Ben, bunlar tamamen benim hatam! Senin tehlikeye düşmen, tek başına gitmen tamamen benim suçum, benim yetersizliğim. Ben tüm şeytanların aslında iyi kişiler olduklarına, konuşarak çözebileceğimize inanıyordum... Ne kadar aptalmışım!

"Ş-Şeytan..."

"Momoi? Gözlerini aç ve bana bak! Buradayım!"

Tokito ellerini Momoi'nin yaralarının üzerine koydu. "Karanlık İyileştirme!" Siyah dumanlar Momoi'nin bedenini sardı, yaraları yavaşça kapanmaya başladı ama ruhundaki yara derindi.

Momoi gözlerini araladı, Tokito'nun ağladığını gördü. "Ağlamayın... Neden ağlıyorsunuz efendim? Ben önemsiz bir sapığım sadece. Bir kuklayım."

"Kapa çeneni Momoi! Neden bana haber vermeden tehlikeli şeylere adım atıyorsun? Aptal herif!"

Bu gerçekten kralım mı? Neden ağlıyorsun? Sadece... Ben neden bu haldeyim? Neden bu kadar sıcak hissediyorum?

"Sana bunu kimler yaptı derhal söyle! İsim ver, dünyayı yakayım!"

Zorlukla nefes alan Momoi kan tükürerek cevaplamak için kendisini zorluyordu.

"B-Ben... Hatırlamıyorum efendim. Tek hatırladığım çemberi bulmam ve sonrasında bu halde, karanlıkta uyanmam. Sanki... Birisi zihnimi silmiş gibi."

"S-Sen ölseydin... Ben, benim gibi biri nasıl sakin kalabilirdi Momoi! Sensiz ne yapardım!"

"B-Ben... Sizin için bilgi elde edecektim fakat başarısız oldum. Bu bedenimin artık sizin işinize yaramayacağını, atılacağını düşü-"

Tokito daha sözünü bitiremeden, nazikçe ama kararlı bir şekilde yüzüne hafif bir tokat attı. Rengarenk, öfke ve şefkat dolu gözleri Momoi'nin kalbinin daha hızlı atmasına neden oluyordu.

"Sana bilgi almanı emrettim mi ben? Ya ölseydin ya sana daha kötü şeyler yapsalardı? Bilgi umurumda değil, sen umurumdasın!"

Momoi yüzünü tekrar efendisine çevirdi ve onun bu sinirli, endişeli yüzünü görünce, acısına rağmen gülmeye başladı.

"S-Siz... Benim gibi birisini, bir ucubeyi mi önemsiyorsunuz?"

Tokito anlamamış bir yüz ifadesiyle bakıyordu. "Ne demek istiyorsun? Seni elbette önemseyeceğim! Sen benim yoldaşımsın!"

Çok tatlısınız efendim... Beni önemsemen tıpkı ona benziyor... Ahhh, benim tatlı hayaletim, karım Fellia... Aynı ona benziyorsunuz efendim. O da beni böyle azarlardı.

"Anladım efendim. O halde, işe yaramaz olduğum için ayaklandığım zaman kendi canımı kendim alacağım. Size yük olmam."

Tokito sinirden, refleksle boğazına sarıldı ama sıkmadı. Nanagi ve Kortus korkuyla onu tutmaya çalıştı.

"S-Sen ne kadar da aptalsın Momoi! S-Sen... Benim için bu kadar değerliyken, ailemden biriyken bunları söylemen..."

Tokito hıçkırarak ağlamaya başlayınca Nanagi ve Kortus ona sarılarak teselli etmeye çalıştılar.

"Sizin bir damla gözyaşınız benim canımdan daha değerli efendim, lütfen ağlamayın..."

"Dalga geçmeyi bırak aptal vikont! Senin canın için ben krallığı karşıma alırım. Sen benim generalimsin!"

Benim gibi biri için mi? Neden? Ben her zaman... Krallar tarafından istenmeyen, lanetli biriydim. Aynı eski babanızın dediği gibi...

Zihninde eski anılar canlandı:

"Sen tam bir işe yaramaz herifsin Vikont Momoi! Yaptıklarının farkında ol artık! Büyü yapamayan bir utançsın!"

"Senin gibi büyü kullanamayan, sadece lanetlerle oynayan aptal bir şeytan neden yaşıyor ki?"

"Gerçekten bu aptal, tipsiz şeytan mı bir vikont oldu? Ucube!"

"O halde neden efendim? Neden siz de benden nefret etmiyorsunuz? Ben... Sadece belaya yol açan, büyüsü bile olmayan aptal bir sülüğüm."

Tokito, onun gözlerindeki bu karanlığı okudu. "Hayır değilsin. Sen benim gözümde ne bir sülüksün ne de işe yaramayan bir şeytan. Sen Momoi'sin. Benim komutanım."

Hayır öyleyim. Ben yaşamaması gereken bir varlığım! Benden nefret etmeniz ve beni kendinizden uzaklaştırmanız gerekiyor! Lanetim size bulaşır!

"Geçmişte yaşadıkların, kimin ne dediği beni ilgilendirmiyor Momoi. Sen benim için kendi hayatını riske atarak bilgi almaya çalıştın. Sadakatin her şeyden değerli. İstersen boynumu ısır ve etimi kopar, yeter ki yaşa."

"Bunu asla size yapmam."

"Seni mutlu edecekse, iyileştirecekse yap hadi! Kanım sana feda olsun!"

Ahhhh, şimdi anladım. Ben bunca zamandır sevgisiz şeytanlardan sevgi bekliyordum... Siz... Tüm şeytanlardan daha farklısınız. Sizde insan sıcaklığı var.

"Gerçekten benim gibi bir şeytanı... Seviyor musunuz?"

Tokito elleriyle onun kanlı ellerini tutarak, gözlerinin içine bakıp kararlı bir yüz ifadesiyle cevap verdi.

"Evet! Seni seviyorum ve değer veriyorum! Seni mutlu edecekse, aşırı sapık şeyler olmadığı sürece hepsine izin veririm. Söz veriyorum."

Momoi artık tatmin olmuştu. Bunca zamandır yaptığı sahte, oyunbaz itaatin yerini gerçek, sarsılmaz bir itaat bırakmıştı. Gülmesini tutamadan, acısını unutarak gerçekleri haykırmaya başladı.

"Hahahahah! Siz gerçekten sıradan bir Şeytan Kral olamazsınız. Onlardan daha yüce bir varlıksınız. Benim tanrım..."

Bu sözler, bu saf ve güçlü duygu patlaması Palator sistemini aktif etmeye yetmişti...

[SİSTEM UYARISI: Bağlılık seviyesi maksimuma ulaştı. Ruhsal mühür kırılıyor.]

[Lanetin yan etkisi 'Mana Kilitlenmesi' tamamen kaldırıldı. Vücut artık doğal mana kullanabilir.]

Momoi şaşkınlıkla vücuduna baktı. Bunlar doğru mu? Karım, Fellia... Olamaz, lanetim çözülüyor... Fellia beni terk mi ediyorsun?

Zihninde Fellia'nın sesi yankılandı: "Sen... Onu seviyorsun... O da seni. Artık gerçek kral bulundu Momoi. Benim görevim bitti. Gerçek sadakatini, gerçek gücünü ona göster."

Momoi'nin yüzünde bulunan o üçgen mühürler, küçük, zarif dövmelere dönüşerek yüzüne yapıştı ve tamamen gelişmeyi, onu yiyip bitirmeyi bıraktı. Momoi ilk defa gerçekten, özgür iradesiyle efendisine sadakatini sunuyordu.

Uğruna ölmesi gereken bir efendi bulmuştu. Tatmin olmuş bir şekilde manasını, o sıcak enerjiyi damarlarında yeniden hissetmeye başladı.

"Kralım... Sayenizde artık tamamen mana kullanabiliyorum. Üzerimdeki o ağır laneti kaldırdınız. Özgürüm."

"Huh? Ben bir şey yapmadım. Sadece seni sarsmak istedim."

"Sizin bana olan hisleriniz, o saf sevginiz beni uyandırdı. Bana ait olan bu can artık tamamen size ait. Ruhum sizin."

"Kafan yerinde mi senin Momoi? Kan kaybından saçmalıyor musun?"

"Evet efendim kafam gayet yerinde ve sorun yok. Size mutlak sadakatimi sunuyorum."

"Zaten bana sadık değil miydin? Ne diyorsun anlamıyorum Momoi! Neyse, iyi olman yeter."

"Ah, haklısınız efendim kabalığımı affedin."

Onun iyi olduğundan emin olduğu için ayağa kalktı ve etrafı araştırmaya başladı. Askerler de onunla her yeri araştırarak düşman hakkında herhangi bir bilgi, bir iz arıyorlardı.

Tokito onların kaldığı odaya bakarken Nanagi ve Kortus mağaranın derinliklerini kontrol ediyordu. Kristallerle kaplı mağara duvarlarını ararlarken Nanagi'nin gözüne bir şey çarptı. Duvarın bir kısmında bulunan kristallerin dizilimi yapaydı.

"Efendim! Burada bir şeyler var!"

Nanagi, az olan kristalleri askerlerin yardımıyla çıkarttıktan sonra gizli bir geçit kapısı buldu.

Momoi, iyileşmiş bedeniyle ayağa kalktı ve Tokito ile gizli geçitten içeri girdiler. İçeriden boğuk sesler, çocuk inlemeleri geliyordu. Diğer herkes arkalarından gelirken Momoi, artık büyüyle güçlenmiş gözüyle tuzakları arıyordu.

"Efendim dikkatli olun, burası Tek Boynuzluların inine benziyor, tuzak olabilir."

Tokito kendinden emin bir şekilde yürüdü. "Merak etme Momoi, burada herhangi bir tuzak yok."

"Nerden biliyorsunuz efendim?"

"Sence bu kadar dar bir alanda, sürekli girip çıktıkları bir yerde kurulan tuzağı, kendileri her seferinde atlatarak girebilir mi? Kibirli oldukları için güvenliğe gerek duymamışlar."

Momoi efendisinin aklına hayran kaldığı için heyecanlı gözlerle ona bakıyordu.

"Anladım, gerçekten Şeytan Kral'dan beklenecek bir analiz. Mükemmelsiniz."

Tünel bitip alan genişlemeye başladığında sonunda varmışlardı. Ancak gördükleri manzara karşısında Tokito'nun kanı dondu.

Gözleriyle gördükleri bir çocuk yetiştirme yeri, bir yetimhane değildi... Gördükleri tam bir Çocuk İşkence ve Deney Merkeziydi. Kafeslerde, tüplerin içinde onlarca şeytan kırması çocuk, yeni bir tür yaratmak için denek olarak kullanılıyordu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar