Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 42 - Dark Curses?

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 42 - Dark Curses?

Momoi'nin gölgeler arasında kaybolmasının üzerinden saatler geçmişti. Arenadaki kalabalık dağılmış, zafer sarhoşluğu yerini gecenin sessizliğine bırakmıştı ama Tokito'nun içindeki huzursuzluk büyüyordu.

"Sence Momoi nerede kaldı Nanagi? Hâlâ onu bekliyoruz. Bir sorun var."

Nanagi gözlerini kapattı, manasını etrafa yaydı. "Bizi gölge gibi takip etmeye başlaması gerekiyordu fakat ondan herhangi bir varlık sezmiyorum. Sanki... Dünyadan silinmiş gibi."

Kortus endişeyle ekledi: "Vikont Momoi güçlüdür ama bu kadar uzun süre sessiz kalması onun tarzı değil. Genelde efendimizi izlerken kıkırdadığını duyardım."

Tokito'nun yüzü asıldı. Ona bir şey oldu. Lanet olası sezgilerim bunu haykırıyor.

Momoi o karanlık yer altı mağarasına girdiğinde ve tuzağa düştüğünde, onların bu durumdan henüz haberi yoktu. Ancak Momoi'nin son çaresi olan Tehditkâr Kukla, ele geçirdiği o şanslı (ya da şanssız) asker bedenini yöneterek, sürünerek de olsa Şeytan Kral'a doğru gidiyordu.

Arenada bulunan savaş bittiğinde Slary (Spirit), Nanagi'nin emriyle arenanın güvenliğini devralmış, yeni rolüne alışmaya çalışıyordu.

Rodius ve Lilia ise arenanın boğucu havasından sıkılıp dışarıya, temiz havaya çıkmışlardı. Rodius, küçük efendisini omzunda taşıyordu.

"Sence de Şeytan Kral çok havalı değil mi Rodius-san? O kanatları..."

"Evet efendim, o gerçek bir kral. Eminim ki büyüdüğünüz zaman siz de onun gibi, hatta daha güçlü olacaksınız."

"Gerçekten öyle olur muyum? Onu savaşırken izlediğimde hızını göremedim ki. Çok hızlıydı."

"Siz hâlâ çocuksunuz küçük efendi. Ejderha gözleriniz henüz açılmadı."

"Evet öyleyim heheheh... Bir dakika! Orada, duvarın dibinde yürümeye çalışan kişi çok hasta görünüyor Rodius-san. Zombi gibi."

Rodius o yöne baktı. Askerin biri, sanki kemikleri yokmuş gibi yalpalayarak yürüyordu.

"O halde bırakalım efendim, sarhoş olabilir veya tehlikeli bir hastalığı olabilir. Yaklaşmayalım."

"Ama onda Momoi abiyi seziyorum!"

Rodius şaşırdı. "Momoi mi? Küçük efendim siz Momoi'yi, o korkunç Vikontu nasıl tanıyorsunuz?"

"O abi arenada Şeytan Kral'la konuştuktan sonra iki kişiyi takip ediyordu. Ben askerlerle kovalamaca oynarken bana çarptı. Çok nazikti, eğilerek elimden öptü ve 'Prensese selamlar' dedi."

Rodius dikkatle askere baktı. "Gerçekten... Onda siyah, yapışkan bir aura var. Lanetini kullanıyor olmalı. Bu normal değil."

Rodius zar zor yürüyen askeri yakasından tuttuğunda, asker boş gözlerle bakarak yürümeye devam edince ona nereye gittiğini sordu. Askerin ağzından Momoi'nin sesi değil, rüzgârın uğultusu gibi bir ses çıktı: "Kral'a... Kral'a git..."

Rodius askeri kucağına aldı, ardından Lilia'yı omzuna daha sıkı yerleştirerek saraya doğru dev adımlarla sıçramaya başladı.

"Derhal efendimize ulaşmam lazım. Bu adam ölecek, son nefesini taşıyor."

"Ne oldu ki Rodius-san?"

"Daha sonra anlatırım efendim, tutunun!"

Rodius'un çığlıkları gökyüzünde yankılandığında, askerler dahil herkes ona bakmaya başladı.

"ŞEYTAN KRAL! LÜTFEN YARDIM EDİN!"

Tokito ve Nanagi, dönüş hazırlıklarını kontrol ederken bu sesi duydular. Şeytan Kral ona dönüp baktığında kucağında olan o yarı ölü askeri görünce koşarak yanına gitti.

"Ne oldu Rodius? Bu asker kim ve neden bağırıyorsun?"

"Efendi- Efendim bu asker Momoi'nin askeri. Daha doğrusu... Momoi'nin kendisi gibi."

Tokito daha fazla konuşmadan askerin zırhına dokunarak yenilenme büyüsünü kullanmaya karar verdi.

"Karanlık Büyü: Karanlık Yenilenme!"

Mavi ekran Tokito'nun önünde belirdi:

[HATA: Lanetli bireylerin üstünde yenilenme kullanılamaz. Hedefin ruhu başkası tarafından işgal altında.]

Tokito elini çekti. "Bu adam lanetli Rodius. Sanırım emrini gerçekleştirince ölecek."

"Kurtarmanın yolu yok mu efendim?"

"Üzgünüm... Onu ben bile kurtaramam. Büyüm tamamen etkisiz, bu bir lanet."

Asker aniden başını kaldırdı. "Sa-Sadece kuklayı takip ed..."

Daha sözünü bitiremeden kontrolü kukla tamamen ele geçirdi. Askerin vücudu kasıldı ve bir zombi gibi ayağa kalkıp, onlara yolu göstermek için efendisinin en son varlığının görüldüğü yere, harabelere doğru ilerlemeye başladı.

"Rodius, Lilia'yı korumak için geride kal. Bu tehlikeli olabilir."

"Emredersiniz efendim."

Kortus, Tokito, Nanagi ve 30 seçkin asker kuklayı takip etmeye başladılar. Kukla sürekli yürümeye devam ederken şehrin dışına, ıssız yollara saptılar. En son Nanagi, eski tapınak harabelerine yaklaştıklarında şaşırdı. "Vikont Momoi'nin burada ne işi var sizce efendim? Burası terk edilmiştir."

"Sanırım birilerini takip etmiş olmalı. Ve en kötü ihtimalle... Tuzağa düştü."

"Öyle bir canavarı yakalamalarının ihtimali yok efendim. O bir Vikont."

"Düşmanlarımız gerçekten var Nanagi. Bu artık basit bir oyun değil, tamamen bir savaş."

Tokito yumruklarını sıktı. Umarım iyisindir Momoi... Senin ölmene asla izin vermeyeceğim! Ne olursa olsun...

Onlar yola çıkarlarken Momoi çoktan yakalanmış ve işkence görüyordu. Yeraltı mağarasında, tüm Tek Boynuzlular onun etrafında toplanarak daire şeklinde çevrelediler. Liderleri saçından tutarak yüzüne bakmaya başladı.

"Yalvaran biz değil sen olacaksın Momoi! Nerede o kibrin?"

Momoi kan tükürdü. "Domuzlar."

Lider saçını daha fazla çekerek acıdan ağlamasını bekliyordu fakat Momoi'den gözyaşı bile gelmiyordu. Siniri daha fazla bozulunca sağ elindeki kızgın, büyüyle ısıtılmış hançeri Momoi'nin sağ gözüne batırmaya karar verdi.

"Şimdi acıyı hissediyor musun aptal Vikont? Gözün akıyor!"

"B-Bu acı... Efendime yapacaklarınıza kıyasla hiçbir şey... Sadece gıdıklanıyorum..."

Gözünün içindeki kılıcı hareket ettirerek göz yuvasını parçalayacak kadar güç uyguluyordu. Momoi, acıdan bilincini kaybetmek üzereydi ama sadakatini satmayacak kadar güçlü ve inatçı bir şeytandı.

Onu çevreleyen şeytanlardan bir tanesi onu kafasından tutarak sağ ve sol kulağından içeri, zihin yiyen solucanlar gönderdi.

"Beynini araştıralım birazcık Momoi. Bize her şeyi, kralın tüm sırlarını anlatacaksın."

Eğlenerek ona işkence ederlerken mağaranın girişindeki çemberden ışınlanan endişeli bir şeytan, Pery, koşarak onlara doğru geliyordu. Ayak sesini duyduklarında hepsi ona bakmaya başlamıştı.

"E-Efendim! Buradan derhal ayrılmalıyız!"

"Huh? Ne demek istiyorsun Pery? Eğlencemizi bölüyorsun."

"Ş-Şeytan... Kral..."

Lider onu boynundan tutarak kendisine doğru çekti. Yüzüne tokat atarak sakinleşmesini sağladı. "Sakin bir şekilde anlat!"

"Şeytan Kral çemberin konumunu öğrendi! Arkasına ordusunu alarak buraya doğru yola çıktı. Çok yakınlar!"

"Bu çemberin konumunu kimse bilmiyor, emin misin?"

"Momoi'nin askerlerinden bir tanesi, sanki büyülenmiş gibi onlara yolu gösteriyor."

Lider Momoi'ye döndü. Kahretsin ne zaman- ne zaman çağırdı? Momoi'nin askerleri genelde onu yalnız bırakırlar. Yoksa... Şerefsiz! Lanetini kullandı!

"Sen mi onlara bilgi gönderdin Vikont Momoi?!"

Momoi kanlı dişleriyle sırıttı. "Öyle olsa ne olur? Azrailiniz yolda..."

"Seni öl- Elimi bıraksanıza!"

Diğer şeytanlar liderlerini tutarak Momoi'ye ölümcül darbeyi vurmasını engellediler. Çünkü Momoi'nin canı alınırsa lanet devreye girecek ve onlar da ölecekti.

"Sakin ol lütfen! Eğer onu öldürürsen beraberinde hepimiz ölürüz. Efendimiz biz ölürsek amacını nasıl gerçekleştirecek?"

"Bu şerefsiz ona her bilgiyi verecek! Tüm vikontlar bize karşı silahlanırsa bir ülkeyle savaşmak zorunda kalırız!"

Başını kumaşla kapatmış, gizemli ve yaşlı görünen tek boynuzlu bir şeytan efendisinin yanına yaklaşarak eğilmesini söyledi. Eğildiğinde kulağına fısıldadı.

"Onun bizle ilgili anılarını yok etmek, hafızasını silmek için unutturma lanetimi kullanacağım."

"Emin misin? Momoi'nin laneti bunu kesinlikle engelleyecektir."

"Biliyorum fakat lanet her bilgiyi koruyamaz. Bizle ilgili anıları yeni olduğu için lanet henüz tam yerleşmemiştir."

"Pekâlâ. Yap şunu. Sonra kaçıyoruz."

Lider, mağaraya son kez baktıktan sonra Momoi'ye bir tane daha yumruk attı. "Seni şerefsiz... Bizi iyi yakaladın fakat biz yeniden toparlanıp saldıracağız. Herkes geri çekilsin!"

Herkes çembere doğru giderken başı kumaşlarla çevrili olan büyücü, Momoi'nin başına dokundu. Momoi karşısında duran kişinin yapmak üzere olduğu şeyden habersiz, yorgun bir şekilde sadece bekliyordu.

Büyücü, Momoi'nin zihnine girdiğinde içinde bulunan lanetin gerçek yüzünü, o karanlık sırrı görmüştü. Momoi aslında antik bir şeytana, bir hayalete ev sahipliği yapıyordu.

Büyücü kendisini Momoi'nin beyninin içinde, siyah bir odada buldu. Anıların saklandığı kapıdan içeri girmek istediğinde arkasından soğuk bir aura hissetti.

"Burada... İşin ne... Ne yapıyorsun?"

Büyücü irkilerek arkasını döndü ve karşısında duran kırmızı renkte, belirli bir vücudu olmayan, sadece öfkeden oluşan hayaleti gördü.

"S-Sen de kimsin? Momoi'nin zihninde ne arıyorsun?"

"Kim... Bilir... Momoi... Ona zarar vermek?"

"Konuşmayı bilmeyen bir aurayla mı konuşuyorum ben? Çekil yolumdan."

"İçin... Burada, onu okurum. Niyetin kötü."

İçimi okuyabilen bir hayalet mi? Vikont Momoi... Sen tam olarak nesin? İçinde ne barındırıyorsun? Amacım bu değil, anılarını silmek unutma!

Hayalet elini kaldırdı. "Hestero zayafi hurtaf!"

Bu sözler ne için? Beni korkutmaya çalışıyorsun değil mi? Hahahah, ben bunu asla yemem! Lanetimi tamamlamak için odaya gireceğim ve anılarını b-b-bozacağım!

Büyücü hayaleti umursamadan kapıya elini attığında, kapıdaki koruma büyüsü elini bir kül gibi dağıttı. Karşısındaki hayalet, Momoi'yi korumak için en eski ve güçlü büyülerden bir tanesini kullanmıştı.

Büyücü çığlık attı. "Elim! E-Elimi nasıl yok edebilirsin? Burası onun anılarını almam için savunmasız olmalıydı!"

Hayalet fısıldadı: "Sen... Amacını gerçekleştiremezsin... Anlaşma, istemek?"

"Anlaşma? Ne anlaşması?"

"Sen, dostlar... O unutur, siz yaşar. Anladın mı? Eğer zorlarsan, hepinizi burada, zihnin içinde öldürürüm."

Sen bundan ne kâr edeceksin? Bir hayaletle asla anlaşma yapmam! Bana kâr edeceğin bir anlaşma sunmalısın.

"Kâr? Momoi... O benim... Kocam..."

Büyücü dondu. Momoi senin nasıl kocan olabilir? Sen... Onun tarafından çağrılıp lanetli teknikle lanete çevrilmiş, hapsedilmiş bir şeytandın!

"Sen... Neden, ona saldırıyorsun?"

"Neden olacak, anılarını yok etmek için! Dostlarımı öldürmesine neden olacak elindeki bilgiler. Bunu silmezsem bizi bulurlar."

"Ben... Aynı sebep... Ben yaşar o ölür, ben ölür o yaşar... Ben... Onu önemsiyor. O benim aşkım."

Büyücü tereddüt etti ama başka şansı yoktu. Pekâlâ, kabul ediyorum. Bizimle ilgili anılarımızı onun kafasından sil. Biz de onu bırakıp kaçacağız. Anlaştık mı?

Büyücü odadan uzaklaştığında hayalet, odanın kapısının önüne geldi. Momoi'nin sevdiği kadın (ya da ruh), onun efendisini kurtaracak bilgileri kendi elleriyle saklamış, feda etmişti. Hepsini kocasını, Momoi'yi korumak ve yaşatmak için yapmıştı. Anılar silinirken, Momoi'nin zihni karanlığa gömüldü.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar