Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 39 - Arena Savaşı

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 39 - Arena Savaşı

Sohbet ederek sürenin geçmesini beklerlerken odanın kapısı açıldı ve içeriye Rodius ile Lilia girdi. Rodius saygıyla başını eğdiğinde, efendisi Tokito da aynı şekilde eğilince, arkasını dönen Tokito neşeli bir kahkaha patlattı.

"Sen neden başını eğiyorsun Lilia? Çok komik bir kızsın hahahahah."

"Rodius-san başını eğdiği için ben de başımı eğdim Şeytan Kral. Öyle olması gerekmiyor mu?"

"Saygını kabul ediyorum küçük ejderha. Kafalarınızı kaldırın ve içeri girin."

İkisi de başlarını kaldırıp onların yanına gittiler. Muhafızlar ikisine, özellikle Lilia'ya uygun küçük bir sandalye getirdikten sonra oturmaya başladılar.

"Güzelce arenayı gezdiniz mi?"

"Evet Şeytan Kral! Etrafı tamamen gezdik, yer altında kocaman kafesler vardı!"

"Bu kas yığını aslan seni eğlendirdi mi peki?"

Lilia, Rodius'a dönüp gülümsedi. "Evet çok fazla eğlendirdi. Beni omzunda taşıdı, her şeyi gördüm!"

Rodius, gururlu bir ifadeyle, "Ben sadece görevimi yaptım efendim." dedi.

Tam o sırada kapı tekrar, bu sefer izinsiz ve gürültülü bir şekilde açıldığında hepsi arkasına dönerek kapıya baktı. Tokito gelenleri tanımamıştı fakat saygı göstermeden, kendi evleriymiş gibi girdikleri için Tokito'nun içindeki o bastırmaya çalıştığı öfke kıvılcımları parladı.

"Bunlar kim Nanagi? Neden kapıyı çalmadılar?"

"Arenayı finansal olarak destekleyen, yüksek mevkiden gelen ailelerin liderleri efendim. Kendilerini biraz... Özel sanıyorlar."

Onlar fısıldaşırken parmaklarında her biri bir servet değerinde altın yüzükler olan, turuncu ve abartılı derecede zarif bir elbise giyen kibirli bir kadın; yanında da siyah bir ceket, tahtadan yapılmış özel tasarım gözlük ve altın kaplama kına sahip kılıçlı bir soylu içeriye girmişti.

Kadın burnunu kıvırarak "Burada neden bir aslan ve... bir insan çocuğu var? Burası VIP odası değil mi?" dedi.

Soylu adam ekledi: "Ahır kokusu buraya kadar geliyor."

Tokito'nun gözleri karardı. "Siz şerefsizler nasıl girdiniz?"

Bu tavırlar Tokito'nun sabrını taşıran son damlaydı. Pençelerini istemsizce çıkardığında Nanagi, efendisinin patlamak üzere olduğunu fark edip dişlerini sıkarak ayağa kalktı.

"Sizler kim oluyorsunuz da Şeytan Kral'ın huzuruna izin almadan çıkarak, onun misafirine hakaret diyorsunuz? Muhafızlar!"

Askerler kılıçlarını çekerek iki soyluyu da zorla diz çökmeye zorladılar. Boyunlarına soğuk çelik kılıçlar dayanırken, soyluların kibri bir anda korkuya dönüştü.

"Ş-Şeytan Kral mı? Ö-Özür dileriz efendimiz! Biz sizin burada olduğunuzu bilmiyorduk! Lütfen affedin bizi!"

"Gerçekten kabalığımız için özür dileriz, merhamet edin!"

Tokito yavaşça ayağa kalktı, gölgesi soyluların üzerine düştü. "Bana yaptığınız kabalığı canlarınızla ödemeniz gerekiyor. Lilia ve Rodius sizi affetse bile ben sizi affetmeyeceğim! Kanınız bu halıyı temizleyecek!"

Lilia korkuyla araya girdi. "Onları öldürmeyin lütfen Şeytan Kral! Çözümü bu olmamalı. Sadece konuşuyorlardı."

Lilia'nın sesi, Tokito'nun zihnindeki sis perdesini araladı. Doğru söylüyor... Ben... Ne yapıyorum? Neden birisinin canını almak isteyecek kadar ileri gidiyorum? Neden bunun doğru olduğunu düşünüyorum? Ben... Kimim? İstemeden de olsa canavarlaşıyor muyum?

Tokito derin bir nefes aldı, pençelerini geri çekti. "Bana ve aday olduğum makama hakareti kabul edemem. Ama... Sen haklısın küçük kız. Normalde büyüklerin işine karışma ama bu seferlik dinleyeceğim."

Nanagi fısıldadı: "Efendim sizde bir sorun var. Normalde böyle davranmazsınız, sakinleşin."

Kendimi kontrol edemiyorum... Uyandığımdan beri azalan güç beni baskılıyor, irademi zorluyor. Güç azaldıkça o karanlık taraf, o 'Zalim' gerçekten uyanmaya başladı. Sen bu değilsin Masajuka Tokito!

"Pekâlâ, onları bağışlıyorum. Ama gözüm görmesin. Muhafızlar, onları normal izleyici odasına götürün. Ve bir daha böyle bir hata olursa, kellelerini alın."

"Emredersiniz Şeytan Kral!"

İkinci kişiliğini, o karanlık dürtüyü fark etmeye başlamıştı fakat Nefi'nin söylediği, "çift taraflısın" sözünü hatırlamıyordu. Kontrolü eline alınca pençeler tamamen yok olmuştu. Koltuğa yeniden oturduğunda titreyen ellerinden gözünü ayırmadı.

Zincirlerini sonunda tamamen olmasa da kırmayı başarmıştı. Eskisi gibi güçsüz olsa da karakterini korumayı başardığı için derin bir nefes alıp vererek arenayı izlemeye devam etti.

Arenada kalan savaşçıları, kalabalığın arasından değil, gölgelerin içindeki başka bir köşeden izleyen gizemli bir kız vardı. Elbisesi tamamen siyahtan oluşan, kolları bol ve gotik bir tarza sahip bir elbiseydi. Üzerinde değişik şekillerde işlenmiş bir sürü kırmızı gül deseni vardı. Işığı bile yansıtmayacak kadar mat ve siyah renkte kısa saçları, solgun yüzünü çevreliyordu.

Dizlerinin üstüne kadar gelen, güneşten parlayan siyah bir çorap giyiyordu. Kafasında bulunan, gerçek güllerden yapılmış gibi duran toka, etrafındakilerin onu soylu birisinin kızı sanmalarına neden olmuştu ama yaydığı aura çok daha tehlikeliydi.

Somurtkan, canı sıkılmış bir yüz ifadesiyle savaşçıları izliyordu. Hepsine şöyle bir göz gezdiriyordu fakat en çok dikkatini çeken, özel konukların izlediği odada bulunan, kırmızı ceketli ve boynuzlu kişiydi.

"Eğlenceli olur diye şeytanların dövüşlerini izlemek istemiştim. Sanırım orada duran kırmızı ceketli hariç eğlenceli bir şeytan yok. Hepsi kaba kuvvet."

Yanındaki gölge fısıldadı: "Ne yapmayı düşünüyorsunuz Redrose-sama?"

"Bunlar gerçek dövüş değil, sadece kas gösterisi. Final dövüşü daha eğlenceli olabilir. Spirit, yani benim sevgili öğrencim bunu başaracaktır."

"Aklınızdan neler geçiyor Kraliçemiz?"

"İzle ve öğren. Bir de... Bana yeni bir öğrenci bul, birazdan Slary ölecek. Sınırına ulaştı."

"Emredersiniz."

Arenadan yeniden gürültüler, tezahüratlar yükselmeye başladı. Bu sefer Haniel ve Spirit birbirleriyle dövüşeceklerdi. Kocaman bir demir gürze sahip olan Haniel, uzun, kıvırcık siyah saçları ve devasa kaslarıyla korkutucu görünüyordu. Sarı renkte bir tişört ve üstünde yarı deri ve yarı demirden yapılmış hafif ama sağlam bir zırh vardı.

Spirit'le karşı karşıya geldiğinde, savaşçı onuruna yakışır bir şekilde onu incitmek istemediği için elini uzattı. Ancak Spirit, uzatılan eli reddederek iki elini sırtına doğru götürdü ve hançerlerini kavradı.

Haniel savunma haline geçerek geriye doğru sıçradı. Spirit'in iki eli dışarı çıktığında ellerinde sarmaşıktan yapılmış, zehirli görünen hançerler vardı.

Son dövüş başlarken Tokito uzaktan durumu analiz etmeye çalışıyordu.

Sanırım bu gidişle Haniel ölecek. Yavaş yavaş durumu kavradım. Spirit'in hızı aslında en güçlü olduğu kısım değil, çevikliği ve öngörüsü asıl onun güçlü noktası. Yenmek için yapması gereken tek şey sakin kalmak ama Haniel çok heyecanlı.

Söyledikleri gibi gerçekten B seviye birisi mi? Bence seviye konusunda yalan atıyor, gücünü gizliyor. İlk saldırıya geçti bile!

Spirit hançeriyle göremeyeceği kadar hızlı hareket ediyordu fakat bu imkânsız olmalıydı. Eğer gerçekten o kadar hızlı olsaydı...

Bir dakika... Hızlıysa neden onu anında öldürmüyor? Elinde tuttuğu o zehirli hançerlerle istediği anda işini bitirebilir. Öyleyse neden etrafında dans ediyor? Enerji mi topluyor? Yoksa... Tokito dövüşü analiz etmekte çok kötüydü. Neden bu kadar hızlı olduğunu kavramamıştı. Tamamen anlaması için onunla dövüşmesi lazımdı.

Haniel gürzünü sallayarak onu bir kez bile olsa yere düşürerek, tek bir ezici vuruşla işini bitirmeyi düşünüyordu.

Ancak Spirit'in muhteşem hızına karşılık ağır gürzle kaldığı için epey şanssız durumdaydı. Bunu fark ettiği anda gürzünü sallamayı bırakarak büyüsünü kullanma kararı aldı.

"Rüzgâr Büyüsü: HORTUM!"

Bulutların toplanmasıyla arenanın ortasında devasa bir hortum oluşmaya başladı. Etrafında bulunan her şeyi, Spirit'i de kendisine doğru çekmeye başladığında arenanın kalkanı açılarak büyünün izleyicilere dokunmasını engelledi.

Haniel, toz duman içinde gözleriyle düşmanını ararken arkasından gelen ani bir sıcaklık hissetti.

Sağ eliyle sırtını yokladığında kocaman, derin bir yara olduğunu fark etmişti. Kanı zırhından sızıyordu.

Sinirden gözleri dönüyor, gürzünü titreyerek tutuyordu. Kaybettiğini, ölümün ensesinde olduğunu biliyordu.

O büyüyü kullanmamalıydım. Neden böyle bir savaşta kendi görüşümü kısıtladım? Aptalım! Anne, ben ölecek miyim? Neden kaybettim?

Anne... Yardım et!

Gözyaşlarını akıtırken büyüsünü sonlandırmıştı. Savaş onun için çoktan bitmişti. Spirit arkasında belirmiş, son darbeyi vurmak için hançerini kaldırmıştı.

Onun için savaş bitmişti fakat hayatı... Hayatı bağışlanmıştı.

Arenadaki tozlar kalktığında Spirit'in elini havada tutan birisi vardı. Gözler arenaya yeniden döndüğünde Şeytan Kral Tokito'nun arenaya atladığını ve Spirit'in bileğini yakaladığını gördüler.

Herkes şaşkın bir şekilde kalmıştı. Spirit düşmanını öldürdüğünden emindi fakat o karşısında, gözleri dolu, dolu ama kararlı bir şekilde duruyordu.

"Savaş burada bitti. Sıradaki öldürmen gereken kişi benim."

Spikerin sesi titredi: "A-Arenada neler oluyor seyirciler? Gözlerimiz doğru mu görüyor yoksa özel konuğumuz Şeytan Kral dövüşe mi müdahale ediyor?"

Tokito kalabalığa döndü. "Aynen öyle! Şeytan Kral olarak değil, buraya atanmış olan geçici yönetici ve bu toprakların sahibi olarak bu dövüş için kural ekliyorum! Ölüm yok!"

"Bu doğru! Arenada kurallar sadece yöneticiler tarafından değiştirilebilir! O halde Spirit, Haniel'i yenmeyi başararak son oyuna katılmaya hak kazanıyor! Ama Haniel yaşıyor!"

Tokito, yerde titreyen Haniel'e döndü. "Haniel, yaran çok ağrıyor mu?"

"Ş-Şeytan Kral? Neden benim hayatımı kurtarıyorsunuz? Ben kaybettim, zayıfım, bu yüzden ölmeliyim. Kural bu."

"Sana kim kaybedince öleceğini söyledi çöp torbası? Sen ölürsen krallığımızın bir kölesi, bir savaşçısı yok olacak! Gerçek düşmanın veya benim kararım hariç hiçbir şey seni öldüremez! Sen bana lazımsın."

Haniel ağlayarak kapandı. "Hayatımı size borçluyum kralım! Son nefesime kadar sizi savunacağım!"

"Vücudunun her bir zerresini krallığın için harcayarak kölesi olacaksın! Şimdi git ve iyileş."

"Emredersiniz."

Gölgelerdeki kız, Redrose gülümsedi. Şeytan Kral demek... Yeni gelen kral bu kadar yakışıklı ve... Merhametli mi? Sanırım onunla dövüşmek isterdim ama hâlâ yetişmemiş, ham meyve. Slary, bir öğrenci olarak gayet iyi iş çıkardın ama şanssızsın. Huzur içinde yat.

Locada Kortus endişeyle sordu: "Şeytan Kral neden aşağıya indi Nanagi? Bu tehlikeli değil mi?"

Nanagi gülümsedi. "Efendimiz kendi yaptıklarıyla, vicdanıyla yüzleşmek istiyor. Gücünü bu savaşta tüketerek iradesini geri kazanacak. Gurur duymalısın Kortus. O gerçek bir lider oluyor."

"Eğer ona bir şey olursa..."

"Vikont Momoi şu an burada, gölgelerin içinde bulunuyor. Merak etme, o varken ve efendimizin o yeni yüzüğü parmağındayken kimse kılına dokunamaz."

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar