Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 38 - Festivalin Ortası

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 38 - Festivalin Ortası

Arenanın görkemi ve kalabalığın coşkusu Tokito'yu bir anlığına büyülemişti. Devasa, dairesel yapının etrafını saran binlerce şeytan ve insan, bir ağızdan bağırıyor, ayaklarını yere vurarak yeri titretiyordu.

Tokito ve ekibi arena girişine geldiklerinde, kapıda duran zırhlı ve mızraklı iki asker hemen dizlerinin üstüne çökerek selam verdi.

"Hoş geldiniz Şeytan Kral. Arenanın onur konuğu ve yöneticisi olduğunuz için, sizi en tepedeki VIP kısmına alacağız."

Tokito arkasındaki ekibine bakarak gülümsedi.

"Pekâlâ, arkamda duran bu sadık salakları da yanımda götüreceğim. Onlar olmadan manzaranın tadı çıkmaz."

"Nasıl isterseniz Şeytan Kral, şeref duyarız."

Askerler arenanın devasa demir kapılarını gıcırdayarak açtıktan sonra, hepsi kırmızı halılarla döşenmiş, meşalelerle aydınlatılan VIP koridorundan geçerek özel izleme odasının girişine geldiler.

Rodius, omzundaki Lilia'ya dönerek "Küçük Hanım, kanlı dövüşler sizin gibi narin bir çiçek için uygun olmayabilir. Gelin, size arenanın iç binasını, savaşçıların hazırlık odalarını gezdireyim. Orada çok ilginç zırhlar var." dedi. Lilia heyecanla kabul edince, Rodius onun elinden tutup sol koridora saptı.

Tokito ise arkalarından el salladıktan sonra Kortus'la özel izleme odasına gitti. Kapıya geldiklerinde muhafızlar kapıyı açarak onları içeri aldılar.

Odaya girdiklerinde Nanagi'yi, locanın en önünde, savaş alanına bakan koltukta oturmuş bir şekilde buldular. Yeni pembe elbisesiyle o kadar farklı görünüyordu ki, Tokito bir an onu tanıyamadı.

Tokito arkasına sessizce yaklaşıp yanındaki boş koltuğa oturdu. Nanagi onu fark edince irkilerek yüzünü sağa döndü ve efendisini gördü. Yüzü kıpkırmızı oldu.

"Ş-Şeytan Kral! Geldiğinizi duymadım!"

"Nanagi? Bu sen misin? Seni arenayı izleyen sosyetik bir soylu sanmıştım. Bu kıyafet ne? Çok... Tatlı ama bir o kadar da komik duruyorsun hahahahah. O fırfırlar ne öyle?"

Nanagi yüzünü sol tarafa çevirerek utanmıştı. "Lütfen öyle söylemeyin efendim, utanıyorum! Sadece... Biraz değişiklik olsun istedim."

"Bak utanabiliyormuş Kortus. Savaş alanındaki o soğukkanlı komutan gitmiş, yerine utangaç bir genç kız gelmiş. Sanırım biraz daha kısa bir etek giyseydi affedebilirdik."

Kortus sırıttı. "Bence de eteğini kısaltalım efendim, savaşta daha rahat hareket eder."

Beraber gülerlerken Nanagi utançtan yerin dibine girmek istiyordu. Tokito arenaya baktığında bir hakemin arenanın ortasındaki platforma çıktığını görmüştü.

"Bu arada efendim, Rodius ve Lilia nerede? Onlar gelmedi mi?"

"Onlar beraber gezerek hayatlarını yaşıyorlar. Rodius yanındayken Lilia için endişelenmiyorum bile. Birazdan burada olurlar."

Nanagi yüzünü arenaya döndüğünde hakem elinde siyah bir bayrakla gelmişti. Succubus soyundan gelen, çekici ve otoriter kadın hakem bayrağı sallayarak, büyülü sesiyle tüm arenayı inleten bir konuşma yapmaya başladı.

"Hoş geldiniz Veldoria sakinleri! Kan ve zafer tutkunları! Bugün krallığımızın zafer haberleri, bölgemizin geçici lideri, umudumuz olan Şeytan Kral adayı tarafından bu muhteşem festivalle kutlanıyor! Hepimiz arenanın izleme koltuğundan bizi seyreden yeni kralımızı alkışlayalım!"

Binlerce kişi ayağa kalkıp, "Çok yaşa!" diye bağırırken Tokito ayağa kalkıp balkonun önüne çıktı. Aşağıdaki denize benzeyen kalabalığa baktıktan sonra hepsine el salladı.

"Bugün hepiniz eğlenin ve keyiflenin! Kralınız olarak size emrediyorum; bu gece hüzün yasak!"

Hepsi onun söylediklerini dinledikten sonra başlarını eğerek krallarına saygı gösterdiler. Hakem başını kaldırdıktan sonra yeniden bağırmaya başladı.

"Ve şimdi... Arenanın ilk savaşı başlıyor! Sol tarafta, güney sınırında yüz savaştan sağ çıkmış eski asker, 'Kızıl Boğa' lakaplı Pelu! Ve sağ tarafta, kimliği gizli, gölgelerin içinden gelen takma isimli Spirit! Savaşçılar arenaya çıkın ve tek bir kural var: Ölene kadar savaşın!"

"Ölene kadar" lafını duyan Tokito'nun yüzündeki gülümseme dondu. Gözleri bir anda korku ve endişeyle doldu. Nanagi'nin yüzüne dönüp titrek bir ses tonuyla sordu.

"Ölene kadar... Ölene kadar mı savaşacaklar Nanagi? Bu bir şaka mı?"

Nanagi soğukkanlılıkla cevap verdi. "Hayır efendim, şaka değil. Burası Vahşi Arena. Güçsüz olan ölür, güçlü olan hayatta kalır. Kural budur."

"Bu kabul edilemez! Krallığa lazım olan, yetenekli kişilerin zevk için ölmesine göz mü yumacağız? Onlar benim askerlerim olabilir!"

"Merak etmeyin efendim, burada ölenler genelde zayıf olanlardır. Güçsüz olan öldüğünde krallık fazla etkilenmez, aksine yükten kurtulur."

Tokito, bu kan donduran mantık karşısında sadece korku dolu gözlerle bakakaldı. İki büyük savaşçı ölümüne savaşacaktı ve kaybeden gerçekten, geri dönüşsüz bir şekilde ölecekti. Düşmanlar arenaya adım attıklarında ortamdaki coşku yerini gergin bir sessizliğe bıraktı.

Hepsi büyük bir dikkatle onları izliyordu. Pelu, tam bir savaşçı tipi askerdi. Kırmızı renkte derisi, uzun ve kıvrık kırmızı boynuzları, zırh giymeye gerek duymayacak kadar sert ve büyük kasları olan bir şeytandı. Elinde devasa bir demir sopa vardı.

Karşısına çıkan Spirit, üzerinde koyu lacivert renginde, vücudunu tamamen örten bir pelerin ve kapüşon olan, yüzünde üç beyaz daire içeren porselen bir maske bulunduran, gizemli ve tekinsiz birisiydi. Silahı görünmüyordu.

Hakem ikisi de arenaya yaklaştığında hızla uzaklaşarak platformun üzerinde koruyucu bir bariyer büyüsü kullandı. Birbirlerine baktıktan sonra ilk hareket, sabırsızlanan Pelu'dan geldi. Kükreyerek ve sopasını savurarak Spirit'in üzerine koştu.

Rakibi Spirit, sadece hafifçe yana kayarak, rüzgâr gibi akarak saldırılardan sıvışıyordu. Gereksiz tek bir hareket yapmıyor, düzenli ve hesaplı hareketlerle karşısındakini yormaya çalışıyordu.

Pelu'nun karşısındakinin taktiğini anlaması çok sürmedi. Düşmanın hareketlerini okuyarak, onu köşeye sıkıştırıp bitirici vuruşu yapmak istiyordu. Savaşçı olmasına rağmen birçok hırsıza ve suikastçıya karşı savaşarak hızını geliştirmişti.

Spirit, karşısında duran savaşçının bir kaya kadar sağlam vücudu olduğunu biliyordu. Bunu kaba kuvvetle aşmak yerine, suyun kayayı aşındırdığı gibi karşısındakini yorması ona mantıklı gelmişti.

Pelu daha hızlı ve öfkeli hareket etmeye başlayınca gizemli kişi biraz ciddileşmeye başladı. Pelu'nun sopası Spirit'in zırhına çarptığında, Spirit'in kapüşonu düşmek üzereydi. Onu eliyle tutup yerine taktıktan sonra maskesinin altından sinirli bir nefes verdi.

İzlenme salonundan izlediklerinde her şey bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşti. Spirit bir adım attı, elinde gümüş bir parıltı belirdi ve Pelu'nun yanından geçti.

Pelu olduğu yerde dondu. Bir saniye sonra, o devasa kafası gövdesinden ayrılarak bir top gibi yere düştü. Kan fışkırdı.

İzleyicilerin hepsi şokla karışık bir korkuyla nefesini tuttu. Nanagi, şaşkın bir şekilde ayağa kalktı.

"Savaşçının... O kalın boynunu bir anda, tereyağı keser gibi uçurdu mu? Bu hız... Bu nasıl olabilir?"

Tokito titredi. "O... O öldü. Hem de bir anda..."

Tokito olayın şokuyla donmuştu. Zorlaşmaya başlayan savaş bir anda, vahşice bitmişti. Ayağa kalktıktan sonra kafasını balkondan çıkarttığında Spirit'in yüzüne, maskesinin ardına bakmaya çalıştı. O ise çoktan kazandığı için, arkasına bile bakmadan çıktığı tünele geri dönmüştü.

Hakem bağırdı: "Bu raundun kazananı Spirit! Onu bu temiz ve hızlı zaferi için tebrik ediyoruz! Bir sonraki raunt başlamadan önce birazcık ara verip temizlik yapmalıyız!"

Hakem başını eğdikten sonra arenaya temizlikçi şeytanlar girdi. Pelu'nun cansız bedenini ve kafasını sürükleyerek kaldırdıktan sonra, yere akan kanı su ve büyüyle temizlediler. Arenadan çıktıklarında hakem yine bağırmaya başladı.

"Şimdi bir sonraki müthiş savaşa başlayabiliriz. Bu seferki savaşta savaşacak olan kişi maceracı loncasının C seviye buz büyücüsü Kaleron ve önceki savaşı kazanan gizemli Spirit arasında olacak!"

Tokito şaşırdı. "Bir dakika... Neden bir daha savaşıyor? Dinlenmedi bile!"

Kortus açıkladı: "Burada kural budur efendim. Eğer bir üst turnuvaya, finale geçmek istiyorsan arka arkaya iki düşman öldürmen gerekiyor. Dayanıklılık testi."

Cevabını aldığı için susarak, endişeyle izlemeye devam etti. Spirit ve Kaleron tünellerinden çıkıp arenanın ortasına geldiler. Hakem aralarından çekilip kendini güvene aldığında savaş başladı.

İlk hamle bu sefer Spirit'ten geldi. Düşmanı büyücü olduğu için uzaktan saldıracağını, bu yüzden yakın mesafede kalması gerektiğini biliyordu. Kaleron hemen Buz Büyüsü kullanarak zemini dondurmaya ve Spirit'i yavaşlatmaya çalıştı.

Buz sarkıtları ve dondurucu rüzgârlarla ne kadar saldırsa da Spirit buzun üzerinde kayarak dans ediyor, yaklaşmaya devam ediyordu. Kaleron panikledi, manası tükenmeye ve odaklanması bozulmaya başladığında kaybettiğini anlamıştı.

Çaresizce dizlerinin üstüne çökerek kafasını yere eğdi, teslim olmak istedi. Ama Arena'da teslimiyet yoktu. Spirit acımadan, elindeki o görünmez bıçakla rakibinin kafasını yine kimse göremeden kesti.

Spirit ne kadar şeytanı katletmeyi planlıyordu? Bu soğukkanlılık Tokito'yu ürkütmüştü.

Savaşı yeniden kazandığında hakem onların yanına giderek zaferi doğruladı. Spirit bu sefer ikinci aşamaya geldiği için odasına giderek 1 saat boyunca dinlenme hakkı kazandı.

O dinlenirken yeni düşmanlar gelerek savaştılar. Kanlı, vahşi ve hızlı savaşlar... İki savaş sonucunda da tek kişi kazanarak Spirit gibi ikinci aşamaya geçti. Bu şekilde dört kişi bir sonraki aşamaya geçince onlara 3 saatlik dinlenme hakkı verildi.

Savaşçılar dinlenirken Tokito gördüklerine, kan kokusuna alışmaya başlamıştı. Ölenleri artık birer istatistik gibi umursamıyordu; kalbi katılaşıyordu. Nanagi ve Kortus beraber savaşları analiz ediyordu.

"Bence en iyisi Spirit'ti. Düşmanlarını onlarla dalga geçerek, hiç efor sarf etmeden öldürdü."

"Evet o gayet iyiydi ama Haniel da gayet iyiydi Nanagi. O devasa gürzüyle düşmanlarını tek vuruşta, kemiklerini un ufak ederek indirdi."

"Sence Spirit mi kazanır yoksa Haniel mi?"

"Spirit çok hızlı. Gözle görülemeyecek kadar hızlı. Bence o kazanır, Haniel ona vuramaz bile."

"Haniel'in şansı yok!"

"Hahahahah, doğru söylüyorsun Nanagi."

Üç saat sonra başlayacak olan arenada, hayatta kalan bu dört ölüm makinesi, sadece iki kişi, iki şampiyon kalana kadar savaşacaktı. Ve Tokito, bu kanlı gösterinin baş konuğu olarak her anı izlemek zorundaydı.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar