Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 37 - Veldoria Festivali Başlıyor!
Rodius efendisinin onu test ettiğini öğrendikten sonra rahatlamış ama aynı zamanda omuzlarındaki yükün ağırlığını daha derinden hissetmişti. Pençelerini kapatıp efendisinin önünde başını eğdi ve sağ elini yere koyarak sarsılmaz bir yemin duruşuna geçti.
Tokito kulağına doğru eğildi, sesi bir fısıltıdan farksız ama bir emir kadar keskindi.
"Hayatını onun hayatıymış gibi koruyacaksın Rodius. Bunu bir kral emri değil, kendine verdiğin en kutsal yemin olarak düşün. Ben ölsem bile, dünya yansa bile kimse o kıza, Lilia'ya elini dahi sürememeli."
Rodius başını kaldırıp efendisinin yüzüne baktığında, onun gözlerindeki o nadir, sıcak gülümsemeyi görmüştü. Koruyacağı kızın değerini aklına ve kalbine kazıdı.
Elleri arkasında salonda volta atan Tokito, bir süre sonra arkasını döndü ve hepsinin yüzüne, o tanıdık ve güven verici bakışıyla baktı.
"Festival başlayabilir artık. Hepiniz özgürsünüz, bu gece rütbeler yok. Ne isterseniz onu yapın eğlenin, öldürün veya yok edin her ne sikim yapıyorsanız. Ben burada durup bölgenin, gölgelerin koruyucusu olacağım."
Kortus hemen itiraz etti. "Siz burada duracaksanız bizim için festival burada, sizin dizinizin dibinde beklemek olur efendim. Sizsiz eğlencenin tadı olmaz."
"Ben ne diyorsam onu yapın! Eğlenmeyi hak edecek bir kral olamadığım için kendime verdiğim ceza budur. Gidin ve benim yerime de gülün."
"Siz bizleri öldürseniz de yok etseniz de kralımız olarak haklı olacaksınız. Hepimiz sizin uğrunuza ölmek için yaşıyoruz."
Tokito tahtın arkasında bulunan devasa cama baktıktan sonra gözünde ufak bir damla yaş oluştuğunu hissetti ama hemen sildi. Hepsinin ona verdiği bu koşulsuz değer evde olduğunu iliklerine kadar hissettiriyordu.
Arkasına dönüp tekrar hepsinin yüzüne baktıktan sonra ellerini arkaya atarak kapıya doğru yöneldi. O giderken diğerleri hâlâ olduğu yerde, emri bekliyorlardı. Arkasına baktıktan sonra sinirli ama şefkatli bir şekilde bağırdı.
"Hadi gelsenize! Orada neyi bekliyorsunuz aptal ordusu! Yalnız başıma mı gideceğim?"
Yüzlerde güller açtı. "Emredersiniz kralımız!"
Hepsi arkasından takip ederken sarayın dışına çıktılar. Veldoria sokakları cıvıl cıvıldı. Her yerde renkli fenerler, büyülü süslemeler vardı. Şeytan ve insanların çocukları etrafta koşturuyor, ırk ayrımı gözetmeksizin oynuyorlardı. Ebeveynler onları gülümseyerek kontrol ediyor, askerler ise etrafta dolaşarak şehrin güvenliğini sağlıyordu.
Eğlenceler düzenleniyordu, müzik sesleri kahkahalara karışıyordu. Bugün tüm şeytanların ve insanların en mutlu günüydü. Efendileri ve beraberinde umutları geri dönmüştü.
Bira şişeleri havalara kaldırılıp çarpıştırılıyordu. Meydanın ortasında, bazı şeytanlar tahtadan yapılmış bir sahnede amatör bir tiyatro oyunu sahneliyorlardı.
Şeytan Kral bu oyunu izlemek için yaklaştığında, sahnede canlandırılanın kendi hikayesi, daha doğrusu zombi kralın dostlarına verdiği zarar olduğunu fark etti. Oyuncular abartılı hareketlerle birbirlerine vuruyor, seyirciler hem korkuyor hem gülüyordu. Tokito'nun yüzü düştü.
Kortus efendisinin filme daldığını ve gözlerinin karardığını anlayınca koluna sarıldı.
"Efendim... Bu sizin bize yaptıklarınızı tam olarak göstermiyor. Olaya şahit olanların korkuyla abarttığı, halkın uydurduğu bir gösteri sadece. İnanmayın."
"Ben gerçekten size bunu yaptım mı Kortus? Bunların ne kadarı doğru? O sahnede seni eziyor... Bana yalan atarsan hayatını ıstırap çekerek yaşayacağından emin olurum."
"Bize... Gerçekten büyük bir korku yaşattınız efendim. Ama biz sizi korumak istediğimiz için gerçek güçlerimizi kullanmadık ve size saldırmadık. Bu yüzden darbe aldık. Bunun için bize ceza verebilirsiniz ama kararımızdan pişman değiliz."
"Demek öyle... Anladım."
Onlara bunu yaptığı düşüncesi kalbini sızlatsa da onların hayatta ve yanında olması onun için yeterliydi. Yaptığı hatayı tekrarlamamak, o karanlığa bir daha düşmemek için güçlenmek istiyordu.
Rodius, onlar sahneyi seyrederken küçük efendisi Lilia'nın elini tutmuş, devasa cüssesine tezat bir naziklikle arkasından takip ediyordu. Beraber şehirde gezip duruyorlardı.
Küçük Lilia bir tezgâhta gördüğü, parlak kırmızı elmaları çok güzel bulmuştu. Gözleri parlayarak tezgâha koştu. Tezgâhta yaşlı bir kadın şeytan vardı. Onları görünce başını eğerek selam verdi.
"Hoş geldiniz, ne istersiniz küçük hanım?"
"Bunlar ne abla? Çok parlaklar."
"Bunlara insanlar elma diyor tatlım. Bizde bunlara 'Gerfi' denir. İçi bal gibidir."
"Çok güzel görünüyorlar... Ama param yok."
Rodius eğildi ve kocaman gölgesi tezgâhı kapladı. "İster misiniz efendim? Sizin için alabilirim isterseniz. Hepsini alayım mı?"
"Ama paramız yok ki Rodius abi. Param olduğu zaman alırız."
"Hahahahah! Siz isterseniz bu tezgâhı, hatta bu sokağı satın alabilirim küçük hanım. Benim hazinem boldur."
"Neden benim için paranı harcıyorsun ki?"
Rodius, o devasa, savaş görmüş aslan, gülümseyerek efendisinin önünde, halkın içinde diz çöktü.
"Çünkü siz benim efendimsiniz."
Bazı şeytanlar bu manzarayı görünce şaşırıp fısıldaşmaya, hatta gülmeye başladılar.
"Bir insana diz çöken bir şeytan mı? O koca cüsseye bak!"
"Bir aslanı dize getirdiğine göre bu kız bir büyücü olmalı hahahahah."
Rodius bu alaycı sözleri duyunca hırlamaya, dişlerini göstermeye başladı. Lilia korktu, elinden tuttu ve tatlı, masum yüzüyle Rodius'a baktığında aslanın siniri bir anda geçti. Rodius ayağa kalkıp kalabalığa döndüğünde, yüzünü görenler onun kim olduğunu anladı.
Gözlerindeki o tehditkâr bakışlar "Bana bulaşırsanız ölürsünüz" diyordu.
"B-Büyü Ordusu Komutanı... Ulu Büyücü Rodius! Üzgünüz efendim, siz olduğunuzu anlamamıştık!"
"Efendim emir verirseniz onları varlıktan silebilirim. Sizi üzdüler."
"Kimseyi öldürmek yok Rodius-ni san! Biz devam edelim, elma alalım."
"Küçük efendimi duydunuz. Kaybolun!"
Tezgâha döndüklerinde Rodius 2 altın para vererek -ki bu bir servetti- bir kasa elmayı aldı ve yorulan efendisini sağ omzunun üstüne alarak gezmeye devam ettiler.
Bu esnada Nanagi, kendine ve yeni hayatına, yeni efendisine uygun güzel bir kıyafet bakıyordu. Üstünde bulunan savaş taytı ve yırtık zırhı onun için fazla dardı ve artık rütbesine yakışmıyordu. Kendini biraz da kadınsı hissetmek istiyordu.
Mağazaları dolaşırken lüks bir butiğe denk geldi. İçeride bir sürü farklı tarzda, ipek ve kadife kıyafet vardı. İçeri girdiğinde bir çalışan önünde kafasını eğerek selamladı.
Vitrinde gördüğü pembe renkteki, fırfırlı elbise dikkatini çekmişti. Uzun zamandır asker kıyafetiyle, kan ve çamur içinde dolaşan bir kız için bu kıyafet olağanüstü, prenseslere layık bir şeydi.
"Size nasıl yardımcı olabilirim Komutan Nanagi?"
"Sizler mi buraya bakıyorsunuz? Bu kıyafeti istiyorum. Şeytan Kral... Bunu giyersem bana güzel bakar mı? Beğenir mi?"
"Kesinlikle efendim! Şeytan Kral bunu sevecektir. Hiçbir şeytan, hatta kral bile bu kıyafetin cazibesine dayanamaz."
"Sen yüce krallığımızı yönetecek olan Şeytan Kral adayını nasıl diğer sıradan şeytanlarla bir tutarsın? O zevk sahibidir!"
"Kabalığımı affedin, öyle söylemek istememiştim."
"Neyse ne, kapa çeneni. Kıyafetin fiyatı ne derhal söyle."
"3 altın efendim."
Nanagi yanındaki emir subayına döndü. "Komutan, benim yerime ücreti öde. Borcum olsun."
Komutan başını eğerek ücreti öderken Nanagi kıyafeti vitrinden alıp, sabırsızlıkla direkt mağazanın ortasında, paravanın arkasına geçip giymeye başladı. İç çamaşırları kalana kadar soyunduktan sonra kıyafeti üstüne geçirdi.
Boynunda kırmızı papyon bulunan, beyaz dantelli, göğüs tarafında inci düğmeler bulunduran, uzun ve dalgalı olan elbiseyi üstüne giydikten sonra aynadan kendisine baktı. Yanakları kızardı.
Kıyafetin üstüne tam olmasının yanında dalgalı eteği kuyruğunu birazcık saklıyordu. Kuyruk deliğinden kuyruğu çıkartıldıktan sonra etrafında döndü. Artık efendisinin karşısına, sadece bir asker olarak değil, alımlı bir kadın olarak çıkmaya hazırdı.
Nanagi, eski kanlı kıyafetini bir torbaya tıkarken sanki bir asil havasıyla mağazadan çıktı ve festivale devam etti. Hedefi, şeytanların en sevdiği eğlence olan dövüş arenasıydı.
Tokito ve Kortus, özel locada oturmuş sahnede oynanan komik gösteriyi izlemeye devam ediyorlardı. Rodius, omzunda elma yiyen Lilia ile kalabalığın arasından efendisini gördüğünde el sallayarak sesli bir şekilde ona seslendi.
Arkasını döndüğünde Rodius ve Lilia onlara doğru geliyordu. Ellerindeki koca elma kasasını görünce gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Nereden geliyorsunuz iki obur? O kadar elmayı kim yiyecek?"
"Pazarda gerfi satılıyordu, efendim görünce canı çekti ben de onun için bir kasa aldım. Köyde beraber yememiz için manamla koruyacağım gerfileri böylelikle çürümeyecekler."
"Demek öyle Obur Lilia. Seni gidi seni."
Tokito, Lilia'nın göbeğini gıdıklarken kız kıkırdayarak gülüyordu. Kortus efendisini endişeli ama mutlu bir şekilde izliyordu.
"Haniymiş küçük ejderhacık, neredeymiş onun kocaman midesi!"
Beraber eğlenirlerken arenadan büyük bir gürültü, tezahürat sesleri ve çelik çeliğe çarpma sesleri gelmeye başlamıştı bile. Yüzünü arenaya döndüğünde heyecan doruktaydı.
"Orada neler oluyor? Kavga mı var?"
"Sanırım Büyük Arena saati geldi efendim. En güçlü savaşçılar kozlarını paylaşacak. Siz Kral olduğunuz için şeref tribününe, özel konukların olduğu yere gidebilirsiniz."
"Ne bekliyoruz o halde? Hepimiz oraya gidiyoruz! Bakalım benim askerlerim ne kadar güçlü!"
Tokito önden, arkasında pembe elbisesiyle büyüleyen Nanagi, omzunda Lilia yanında devasa Rodius ve sadık Kortus ile arenaya doğru yürüdü.