Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 34 - Büyük Ticaret Merkezi

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 34 - Büyük Ticaret Merkezi

Görevi başarılı bir şekilde alan Lily ilk olarak yaptırdığı zırhı teslim almak için cücenin yanına gitti. Dükkâna girdiğinde cüce demir dövmekle meşguldü. Tezgâha geldiğinde ona seslendi.

"Cüce, burada mısın? Teslimatımızı almaya geldik."

Elindeki çekici bıraktı ve asılı olan demirden yapılmış topu masanın üstüne koydu. İlk bakışta pek bir numarası yok gibi görünüyordu fakat Poppy yaklaştığında demiri hemen yuttu. Demir bir süre sonra Slime tarafından sindirildi.

"Neden onu yedin Poppy! İki altın vermiştim..."

"Korkmayın küçük hanım. Koyduğum top yemesi için yapılmış bir zırhtı. Artık küçük dostunuz zırhı kullanarak derisini güçlendirebilir. Palatoru kontrol edin."

"Poppy'nin yeteneği: Canavarlaşma"

"Poppy'nin yeteneği: Demir Slime"

"Poppy'nin yeteneği: Esnek zırh"

"Bu yetenekler güzelmiş. Gerçekten paramın karşılığını aldım. Teşekkür ederim!"

Zırhını aldıktan sonra hayvanını aldı ve dışarı çıktı. Artık tamamen yola çıkabilirdi.

Lily, omuzundaki küçük ama tehlikeli dostu Poppy ile Büyük Ticaret Merkezi'ne doğru yola koyulmuştu. Loncadan aldığı görev kâğıdı cebindeydi. Koruması gereken önemli bir şahıs vardı. Şehrin güney tarafında, denize yakın bir konumda yükselen bu merkez, sadece Keiken Krallığı için değil, tüm kıta için ticaretin kalbiydi. Altın, baharat, ipek ve hatta köleler... En büyük işlerin, en büyük pazarlıkların döndüğü tek yer burasıydı.

Ticaret Merkezi, ülkenin ana damarıydı. Dünyanın dört bir yanından gelen pahalı ürünler buraya akar, buradan diğer şehirlere dağıtılırdı. Genelde tarım ürünleri ve değerli madenlerin kokusu havaya karışırdı.

Merkeze yaklaştıkça, şehrin gürültüsü ve kalabalığı artmaya başladı. Uzaktan görünen dükkanlar, rengarenk tenteleriyle bir festival alanını andırıyordu. Lily, bu kaotik kalabalığın içinde kendine bir yol açarak, dükkanlara doğru yürümeye başladı.

Etrafta bağıran seyyar satıcılar, pazarlık yapan tüccarlar, ellerinde sepetlerle koşturan hizmetçiler ve neşeli insanlar vardı. Hepsi kendi derdinde, kendi ticaretindeydi.

Yılların yorgunluğuyla bitkiler tarafından ele geçirilmiş yeşil taşların üzerinden geçen Lily, nihayet merkezin devasa, mermer girişine gelmişti. Kapıda gelenleri karşılayan ve yönlendiren, resmi kıyafetli bir görevli bekliyordu. Ancak Lily'nin dikkatini çeken, kapının hemen yanında duran ve geleni geçeni süzen, gösterişli bir adamdı. İsmi Büyük Tüccar Simo'ydu.

Simo, zenginliğin verdiği rahatlıkla büyümüş göbeği, kısa boyu ve saçının üstünde dengelediği kırmızı kadife şapkasıyla dikkat çekiyordu. Özellikle giydiği sarı ve siyah karışımı, arı desenli ipek kıyafeti ona hem komik hem de asil bir aura veriyordu.

Lily'in kendine güvenen ama bir o kadar da yabancı tavırlarla yanına geldiğini görünce, onun buraya yeni geldiğini, belki de potansiyel bir müşteri veya baş belası olduğunu anlamıştı. Bir tüccar refleksiyle, sahte bir gülümsemeyle elini Lily'e uzattı.

"Hoş geldiniz küçük hanım. Kaybolmuş gibi görünüyorsunuz."

Etrafına hayranlıkla bakan Lily, kendisine uzatılan eli görünce karşılık verdi ama sıkmadı, sadece parmak uçlarıyla dokundu. Karşısında duran bu şişman ve süslü tüccara şaşkın bir yüzle bakıyordu.

"Amca, burası Büyük Ticaret Merkezi denen o meşhur yer mi? Beklediğimden daha... parlak."

Simo'nun gülümsemesi seğirdi. "A-Amca mı? Ben amca değilim küçük hanım, ben burada çalışan saygın bir tüccarım. Bana Tüccar Simo derler ve evet burası ticaretin kalbidir."

"Anladım tüccar amca. Ben buraya alışverişe değil, işe geldim. Lonca göreviyle... Korumam gereken birisi var."

Simo, Lily'yi baştan aşağı süzdü; kısa eteği, garip ceketi ve omzunda bir slime görünce kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.

"Senin gibi bir kız... Birisini koruyabilir mi? Belki de seni korumaları gerekir."

Lily'nin gözleri kısıldı, Poppy omzunda hafifçe kabardı. "Denemek ister misin Simo? Bence istemezsin, o ipek kıyafetin kan lekesi tutar. O yüzden direkt soruma geçeyim. Tüccar Hellian burada mı?"

Hellian ismini duyunca Simo'nun rengi attı, saygısız tavrı bir anda kayboldu. "T-Tüccar Hellian mı dedin? O... O bu merkezin sahibi, Tüccarların Kralı'dır. Sanırım en üst katta, yönetim ofisinde olmalı. Asansörü kullanma iznin yok, merdivenlerden beşinci kata çık."

"Teşekkürler zengin görünümlü amca. Ve dikkat et, göbeğin patlamasın."

Lily, Simo'yu arkasında bırakıp kapıdan içeriye girdiğinde gözlerine inanamadı. Dışarısı kalabalıktı ama içerisi bambaşka bir dünyaydı. Ticaret merkezinin süt beyazı mermerden duvarları, tavana kadar uzanan sütunları ve yerlere işlenmiş altın terazi motifleri baş döndürücüydü. İçerisi serindi ve pahalı parfümler kokuyordu.

Hepsine bakmaya başladığında zaman onun için hızlı geçmeye başlamıştı. Dakikalar, saatler etrafa bakmasıyla yok oluyordu. Vitrinlerdeki mücevherler, nadir silahlar, büyülü parşömenler...

Biraz daha göz gezdirmeye, hayallere dalmaya devam ettiğinde, fark etmeden birine çarptı.

Çarptığı erkek zarif, ince vücutlu, orta uzunlukta bakımlı saçları olan, simsiyah ve dar kesim kıyafetler giyen, boynunda şık bir kravat takan, yaklaşık 1.67 boyunda bir insandı.

Gözlerini çarptığı erkekten alamayınca, karşısındaki adam nazikçe önünde eğilerek özür diledi ve kızın yüzüne baktı. Adam bir an duraksadı.

"Bu... Gerçekten muhteşem bir güzellik..."

Karşısındaki erkek, Lily'in yüzünden, o vahşi ama masum ifadesinden çok etkilenmişti. Sevimli ve düzgün yüzü, onun tek görüşte âşık olmasını sağlayacak kadar güçlüydü.

"Özür dilerim beyefendi, dikkat etmemiştim. Gözüm altına daldı."

"Merak etmeyin leydim, sorun yok. Sizin gibi bir güzelliğe çarpmak şereftir."

Karşısındaki ellerini heyecanla sallayarak sorun olmadığını söylemeye çalışırken Lily içinden onu analiz etmekle, bir avcı gibi tartmakla uğraşıyordu.

Mükemmel bir adam. Vücudu gerçekten çok zarif, kırılgan bir porselen gibi. Ama fazla zarif... Biraz daha kaslı, biraz daha vahşi olsa istediğim tipte erkek olabilirdi. Bu, savaşta hemen ölür.

Karşısında duran kişi özür dilemeye devam ederken Lily yüzüne baktı ve kravatından tutarak adamın kendisine doğru eğilmesini sağladı.

"Sanırım benim tipim değilsin yakışıklı, ama eminim başka kadınlar peşinden koşacaktır. Kendine iyi bak."

Adam şaşkınlıkla kekeledi. "T-Teşekkür ederim?"

"Rica ederim."

Lily, adamı şaşkınlığıyla baş başa bırakıp ticaret merkezinde yürümeye devam etti. Üst katlara çıkması gerekiyordu bu yüzden geniş, kırmızı halı serili merdivenlere doğru yürüdü.

Dik gibi görünen merdivenden çıktığında ikinci katta gıda tüccarları vardı. Dünyanın her yerinden gelen baharatların kokusu burnunu doldurdu. Tüm tüccarlar zarif kıyafetlerle etrafta geziyor, tadımlar yapıyordu.

Biraz daha devam ederek bir üst kata çıktı. Üçüncü kat değerli madenlerin ve mücevherlerin satıldığı, güvenliğin arttığı kattı. Elmaslar, yakutlar göz kamaştırıyordu.

Dördüncü kata çıktığında artık sadece yüksek rütbede olan, kıtanın kaderini değiştiren anlaşmalar yapan tüccarlara denk gelmişti. Burası daha sessiz ve gergindi.

En son kata, yani beşinci kata geldiğinde artık kimse yoktu, uzun bir koridor ve sonunda devasa, çift kanatlı bir kapı bulunuyordu.

Kapıyı tıkladığında içeriden tok ve otoriter bir ses "Gel!" dedi. Lily kapının kolunu hafifçe çevirdikten sonra kapıyı iterek içeriye baktı. Odada, cam duvarlardan şehri izleyen tek bir kişi vardı, o da arkası dönüktü. Kırmızı renkte, alev gibi parlayan uzun saçları olan bir erkekti.

Ellerini birleştiren Lily yavaşça içeri girerken sandalyesinde oturan adam dönerek onun yüzüne baktı. Yüzünde bir yara izi vardı ama bu karizmasını bozmuyordu.

"Loncaya yazdığım görevi kabul edecek olanların kalabalık bir maceracı partisi olacağını düşünmüştüm. Karşımda tek bir kız çocuğu beklemiyordum."

"Merhaba efendim, ben Büyücü Lily. Sizi korumak için geldim ve ben tek başıma bir orduya bedelim."

Hellian gülümsedi. "Özgüvenini sevdim. Peki nereye gideceğimi biliyor musun?"

"Hayır, bunun hakkında kâğıtta bilgi yer almıyordu. Sürprizleri severim."

"İblis Krallığı'na gidiyoruz. En tehlikeli pazara... Ticaretimi geliştirmem, yeni anlaşmalar yapmam gerekiyor."

Lily'nin gözleri parladı. İblisler...

"Beni koruyabileceğinden emin misin küçük hanım? Orası oyun parkı değildir."

"Her ne olursa olsun canınızı koruyacağımdan emin olabilirsiniz. Ölmemeniz için canımı bile verebilirim, tabii paramı alacaksam."

"Neden bu kadar çok istiyorsun? Canını ortaya koyman senin için sorun değil mi?"

"Hayır, canımı seve seve veririm. Yani... Bu paraya gerçekten ihtiyacım var. Ve biraz da heyecana."

Büyük Keiken Ticaret Merkezi lideri Tüccar Hellian, İblis Krallığı'na gidecekti. Onu bu ölümcül yolculukta koruyacak kişi Lily'di. Onayı aldıktan sonra koruyacak 30 kişilik özel muhafızın başına geçen Lily, aslında askeri taktikleri pek bilmese de içgüdülerine güveniyordu.

Merdivenleri inerek dışarı çıktı ve Hellian'ın lüks at arabasının şoför kısmına oturdu. Atın dizginlerini tuttuktan sonra beklemeye başladı. Hazırlıklarını tamamlayan Hellian, değerli mallarla dolu sandıkların yüklendiği diğer arabaları kontrol edip kendi arabasına bindi ve yola koyuldular. Keiken Krallığı, İblis Krallığı'yla doğrudan sınırı olmayan bir ülkeydi.

İblis Krallığı'na gitmeleri için geçmeleri gereken tehlikeli bir ülke vardı. Tafavu İmparatorluğu sınırlarından, o savaşçı milletin topraklarından geçmeden Şeytan Krallığı'na gitmeleri imkansızdı. Bunu bilmesine rağmen görevi tamamlamak zorundaydı.

Yola çıktıktan sonra şehrin güney kapısına doğru ilerlediler. İlk gitmeleri gereken yer Tafavu İmparatorluğu sınırlarıydı. 30 askerden oluşan korumayla şehirden çıktılar ve yolculukları resmen başlamıştı.

Öğlen yola çıktıklarında güneş tepedeydi, akşam olduğunda ise gölgelerin uzadığı, canavarların inlerinden çıktığı ıssız topraklara gelmişlerdi. Güvenlik için atıyla konvoyun önünden gidip yolu gözleyen Lily, yolun kenarında bir karartı gördü.

Yolun kenarında, bir ağacın dibine yığılmış duran bir maceracı vardı. Hafif deri zırhlarla gezen, kısa saçlı, yanında kırık bir yayı olan, yırtık kıyafetleri kan içinde kalmış bir kızdı.

Lily elini kaldırarak arabaları durdurdu ve atıyla kızın olduğu yere gitti. Kızın yanına geldiğinde atından inerek atını ağacın dalına bağladı. Kıza yaklaştığında dehşet verici manzarayı gördü; kızın gözleri pençe darbeleriyle kesilmişti ve göremiyordu, kan ağlıyordu. Kucağına alarak onu ordunun yanına götürmeye karar verdi. O sırada Tüccar Hellian arabadan çıkmıştı.

"Bir sorun mu var Lily? Neden durduk?"

"Bu kız bir maceracı ve sanırım bir Gölge Kurdu sürüsü tarafından yaralanmış."

"Bunu nasıl anladın?"

"Genelde Gölge Kurtları avlarıyla oynamayı sever. Hedeflerinin gözlerini pençeleyerek onları kör eder ve korkuyla beslenirler. Yara kabuk bağlamamış kısa süre önce olmuş olmalı."

"Kurtarabilir miyiz?"

"Sanırım ölümcül bir yarası yok ama çok kan kaybetmiş. Yanımıza alalım. Burada durursak kan kokusunu alan kurtlar bize de saldırabilir. Açık hedef olabiliriz."

Kucağındaki baygın kızı Tüccar Hellian'ın arabasına, yumuşak minderlerin üzerine yatırdı ve kendisi yine atına geri bindi. Orduya yeniden, daha hızlı yola çıkmalarını söyleyerek tetikte beklemeye devam etti.

Gece yolculuk ettikleri ve yaralı bir yolcuları olduğu için rotayı değiştirmek, yolları üzerinde olan bir şehre gitmek zorundalardı. Efendisine haber vermek için atını Hellian'ın arabasına yanaştırdı.

"Merhaba efendim rahatsız ettiğim için özür dilerim."

"Sorun değil Lily durum ne?"

"Kurtardığımız kızın konuşmasını, uyanmasını beklemeden Fiver Şehri'ne gitmeyi öneriyorum. Yolculuk biraz uzayacak fakat bu soruna, bu Gölge Kurdu saldırılarına karşı loncayı ve Fiver şehrini uyarmalıyız. Ayrıca kızın tedaviye ihtiyacı var."

"Çok iyi bir fikir. İnsan hayatı ticaretten önemlidir. Derhal şehre gidelim ve bunu bildirelim. Resmi evrak işlerini ve masrafları ben halledeceğim."

Böylelikle İblis Krallığı'na doğru olan yolculuk, beklenmedik bir misafir ve zorunlu bir rota değişikliğiyle, Fiver şehrine uğramalarıyla gecikmişti. Bu zorunlu değişiklik onlar için bir kurtuluş mu olacaktı, yoksa onları bekleyen daha büyük bir tuzağın parçası mıydı?

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar