Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 32 - Küçük Lily'in Macerası

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 32 - Küçük Lily'in Macerası

Keiken Krallığı, ismini katı ve disiplinli yönetim biçiminden alan, dışarıdan bakıldığında kutsal ama içeriden çürümüş bir ülkedir. Ülkenin yöneticileri, yüzlerinde sahte bir huzur taşıyan dindar insanlardır ve ülke tamamen "kutsal kitap" kurallarıyla yönetilir. Divan adı verilen 10 kişiden oluşan, yüzlerini beyaz peçelerle gizleyen gizemli bir yönetici grubu, kraldan bile daha etkilidir.

Bu teokratik düzenin kılıcı, ülkenin savunmasını oluşturan ve "tanrının gazabı" olarak bilinen Altın Kilise birliğidir. Sadece üç üyeden oluşan bu elit birlik, binlerce askere bedeldir. Numara sistemiyle belirlenen üyelerin birincisi, kibirli ve kusursuz Gevy; ikincisi, dengesiz ve vahşi Lily ve son üye, gölgelerin efendisi Shikigami'dir.

Lily, kutsal bir şövalyeden çok, yoldan çıkmış bir asi gibi görünür. Çok kısa bir crop üst, tehlikeli derecede kısa siyah bir etek ve omuzlarına attığı bol, siyah bir ceket giymektedir. Belinin her iki tarafında da beyaz renkte, içi muhtemelen silahlarla dolu iki çanta asılıdır. Ancak en dikkat çekici yoldaşı, zindandan kaçırdığı ve evcilleştirdiği Poppy isimli slimedır. Küçük kulaklara, şaşkın bakan küçük beyaz gözlere ve minik ellere sahip olan bu mavi slime, Lily'nin hem en sevdiği evcil hayvanı hem de en ölümcül silahıdır.

Lily, kilisenin içinde bulunan, duvarları altın varaklarla süslü lüks odalardan birinde Poppy'le sıkıntıdan patlamak üzereydi. Hafif bir şekilde kollarından düşen ceketini düzelttikten sonra oflayarak ayağa kalktı. Etrafına göz gezdirince, köşelerde sessizce bekleyen beyaz cübbeli din adamlarını fark etti. Din adamları Lily'i görünce, korkuyla karışık bir saygıyla iki ellerini birleştirerek dik bir şekilde burunlarının önüne getirdiler.

"Merhaba, Tanrı'nın en sevdiği kulu, Yüce Komutan Lily. Sizi burada görmek, bizi kötü ruhlarımızdan arındırdı."

Lily gözlerini devirdi. "Siz dindarların kilisede böyle hayalet gibi dolaşmasına izin var mı? Sinirimi bozuyorsunuz."

"Bizler Yüce Papaların dediği şekilde hareket ediyoruz efendim. Görevimiz dua etmek."

"Hmmm, çok sıkıcı. Dua etmek karın doyurmaz."

Yüzünü ekşittikten sonra Poppy'i bir top gibi kucağına alarak koridorda, topuklarını yere vurarak yürümeye başladı. Kilise ülkenin en büyük din merkeziydi, aynı zamanda yönetim yeriydi ve labirent gibiydi. Bu kocaman binayı koruyan Altın Kilise bu zamana kadar hiç kaybetmemişti ama Lily'ye göre asıl düşman içerideki sıkıntıydı.

"Burası çok sıkıcı bir ülke. Değil mi Poppy? Biraz kan, biraz kaos lazım."

Poppy, "Vıjjt" diye bir ses çıkardı.

"Ben de öyle düşünüyordum. Hadi biraz dışarıda gezmeye çıkalım, belki yakışıklı bir şeyler buluruz. Bu sıkıcı kilise çok büyük, çıkış kapısını bile saklamışlar."

Lily kapıyı ararken altın sarısı renginde, sonsuz gibi uzanan koridordan geçiyordu. Etrafta bulunan, dua eden el simgesi içeren mavi renkte bayraklar, buraya kraliyet yolu gibi bir hava katıyordu ama meşalelerin sönük ışıkları, içerideki kasveti gizleyemiyordu.

Lily sol elinde Poppy'le sallanarak yürürken, köşeyi dönünce biriyle çarpıştı. Kısa ve uzay kadar siyah saçları, jilet gibi ütülü kıyafeti ve zarif vücudu bulunan, egosu tavan yapmış bir adam: Gevy. Yanındaki din adamlarıyla sohbet ediyordu. Lily yanlarından geçmek isterken Gevy, sallanan sarı peleriniyle Lily'nin ceketinden tuttu.

"Nereye gidiyorsun Lily? İzin aldın mı?"

Lily içinden konuşarak, Geldi en gıcık kaptığım kişi. O iğrenç, mükemmel vücudu ve havalı tavırları midemi bulandırıyor. Altın Kilise'nin bir numarası olduğu için kendisini Tanrı sanıyor.

"Sadece dışarıda gezmek, biraz hava almak istiyorum Gevy. Çek elini."

"Sen de biliyorsun biz sıradan askerler değiliz. Divan'ın izni olmadan..."

"Evet, evet şu Altın Kilise bilmem nesindeniz. En güçlüsü biziz işte, neden korkuyorsun? Biri beni kaçırır diye mi?"

"Bizim amacımız papaları korumak, sokaklarda serseri gibi gezmek değil."

"Onlar kendilerini korusunlar, o kadar dua ediyorlar. Bir ülke korumak ne kadar zor haberin var mı? Sıkıldım!"

"Kafana göre hareket etme Lily. Seni korumak, ülkeyi korumaktan daha zor, haberin var mı? Dengesizsin."

Babam gibi davranıyor budala. Benden güçlü olmasaydı, o güzel yüzünü dağıtmak isteyebilirdim. Benim aradığım tipte erkek çıkmayacak sanırım bu çöplükte.

"Benim umurumda değil. En güçlüsü olduğum için korkmadan gezebilirim. Beni durduracak mısın Bir Numara?"

Gevy iç çekti, elini çekti. "Bir kez dediğimi dinle budala! Eh, ne istersen onu yap, arkanı toplamakla uğraşamam. Ama başını belaya sokarsan seni zindana ben atarım."

"Sen söylemesen de öyle yapacağım aptal. Ve denersin!"

Gevy'i atlattıktan sonra artık kimse onu durduramazdı. Neşeyle, korkunç bir şarkı mırıldanarak kapıyı aramaya devam etti. İki kanatlı, devasa bir giriş kapısını gördüğünde çıkış olduğunu anlamıştı. Kapının her iki tarafında da kutsal kitap sembolü vardı. Kapıya tekme atar gibi tıkladığında muhafızlar aceleyle kapıyı açtı ve Lily gün ışığına çıktı.

"Vay be! Dışarısı en sevdiğim kısım. O kadar enerji dolu ki kendimi durduramıyorum. Tafavu İmparatorluğu'na mı gitsem? Belki orada savaş vardır."

Mavi gökyüzünde parlayan sarı güneşe göz atmaya çalıştı ama gözü kamaştı. Gözü ağrıyınca şehre, Terosia'ya bakmaya başladı. Genelde sivri çatılı, gotik mimariye sahip evlerle dolu, kasvetli ama büyüleyici bir şehirdi. Surlar, sayısız savaştan kalma çatlaklarla doluydu, tarih kokuyordu.

Gözlem kulelerinin üzerinde bulunan askerler etrafı gözlüyordu. Lily adım atacakken arkasından birisi omzunu tuttu. Döndüğünde, yüzünde sinsi ama sıcak bir gülümseme olan bir erkek vardı.

"Nereye gidiyorsun Tatlı Lily?"

Lily içinden konuşarak, Geldi benim sapığım. Birazcık sıska ve yüzünde o çocukluk yaraları olmasa güzel bir erkek sayılır. Yine de tipim değil. Benim hoşlandığım erkek daha vahşi olmalı.

"Bana neden 'Tatlı Lily' diyorsun Shikigami? Seni iğdiş etmemi mi istiyorsun?"

"Altın Kilise'nin en iyi ikinci komutanı olarak ihtişamın ve o ölümcül güzelliğin beni kör ediyor."

"Böbreğinde büyük bir yara olan, yarısı delik bir kıza söylediği şeylere bak. Ben daha iyi, daha sağlam bir erkekle birlikte olacağım."

"Bana neden iltifat ediyorsun Shikigami? Ben ikinizden de ne o süslü Gevy'den ne de senden hoşlanmıyorum."

"Birisinden hoşlanmak için nedene ihtiyacım yok Lily. Sen benim için en iyi, en tehlikeli seçeneksin bu yüzden vazgeçmeyeceğim."

"Seni durdurmayacağım ama vaktim yok. Artık gitmem gerekiyor. Dünyayı gezmek, yeni oyuncaklar bulmak istiyorum."

"Seni koruyayım istersen? Bu aralar etraf çok tehlikeli. Şeytan Kral'ın uyandığı söyleniyor."

"Senin korumana neden ihtiyaç duyayım Shikigami? Ben güçsüz müyüm? O Şeytan Kral karşıma çıksa onu evcil hayvanım yaparım."

"Haklısın. Ama gitmeden önce... Papalar gizli bir emir verdi. Kahraman Shou başarısız oldu. Kahramanı, eğer kontrolden çıkarsa öldüren senle ben olacağız. Zamanı geldiğinde benimle o göreve gel."

Kahraman mı? O sarı saçlı çocuk mu? Acaba benim tipim midir? Belki de çok yakışıklıdır. Eğer benim aradığım erkekse seni öldürebilirim Shikigami, hem de hiç acımadan.

Hırsız ve suikastçı yeteneklerine sahip olan Shikigami'nin en iyi özelliği dağınık, rüzgâr yemiş saçlarıydı. Kahverengi renkteki karışık ve kısa saçları onu tam bir sokak serserisi gibi gösteriyordu. Yüzünde bulunan birçok yara, sokaklarda büyüdüğünün kanıtıydı. Lily, elini onun omzuna atarak, flörtöz ama tehditkâr bir şekilde eğilerek bakmaya başladı.

"Eğer benimle savaşacaksan şunu bil seni koruyamam. Benim Poppy'im sadece beni korur. Arkada kalırsan ölürsün."

Shikigami korku ve hayranlık dolu gözlerle karşısındaki sevdiği kıza bakıyordu. Lily korkusuz ve çok dürüst birisiydi bu dürüstlük bazen bir bıçaktan daha keskin olabiliyordu. Shikigami'nin titrek nefesini duyunca Lily keyifle gülmeye başladı.

"B-Beni ölüme mi terk edeceksin?"

"Çok komik şekilde söylüyorsun hahahahah! Fakat evet, seni korumak zorunda değilim. Ben sadece papaları korumak için yemin ettim, o da paramı verdikleri sürece. Sen papa mısın?"

"Asla, biz papa olmayı bırak onlara yaraşır bir kul bile olamayız."

"O hâlde git ve görevini yap, gölgelerde saklan. Ben de kendi görevimi, yani canımın istediğini yapacağım."

"Tanrı yolunda yardımcın olsun Lily."

"Herzen."

Shikigami el sallarken gölgelere karıştı. Lily, kilisenin bahçesinden elini kolunu sallayarak çıktı ve şehrin kalabalık yollarına karıştı. Yerdeki çatlamış taşlardan seksek oynar gibi zıplayarak etrafı dolaşıyordu.

Dükkânların olduğu kısma geldiğinde hepsinin tabelasına merakla bakıyordu. Kılıç amblemi olan, içeriden çekiç sesleri gelen bir dükkân ilgisini çekmişti.

"Dışarısı gerçekten çok güzel. Çok fazla dükkân, çok fazla insan... Öldürülecek çok kişi var. Şurada bir silah dükkânı var, girmekten zarar gelmez."

Kılıç desenli tabela bulunan dükkânın önüne geldiğinde, içeride yeni silahlarını inceleyen heyecanlı maceracıları gördü. Kapıyı tekmesiyle hafifçe ittirdiğinde kapıda bulunan zil acı acı çaldı. İçeri girdiğinde etrafa, bir kraliçe edasıyla göz gezdirmeye başladı.

"Merhabaa! Burada kimse var mı? Vay be... Silahlar gerçekten parlakmış."

Tezgâhın arkasından kısa boylu, sakallı biri çıktı. "Merhaba, ben silah ustası Grengor. Size nasıl yardımcı olabilirim? Bir dakika... Siz Altın Kilise'nin İkinci Numarası Lily değil misiniz?"

"Bir cüce mi? Senin cücelerin yaşadığı dağlarda, madenlerde olman gerekmiyor mu?"

"Ben, bu krallığa isteyerek gelmiş, sanatını icra eden bir demirciyim hanımefendi. Her cüce kendi krallığında yaşayacak adlı bir kural yok."

"Gerçekten cüceler duyduğuma göre en iyi silahları ve zırhları yapıyor. Bana göre böyle havalı, kanı üzerinde tutmayan ve erkekleri çekecek bir silah var mı?"

Grengor tereddütle baktı. "Korkarım ki sizin gibi bir... 'eğitimci' için uygun silahım yok. Sizin silahınız zaten yanınızda." Poppy'i işaret etti.

"Doğru. Peki küçük Poppy için zırh yapabilir misin? Çok yumuşak, hemen eziliyor."

"Bir depolayıcı slime... Hmmm, ilginç. Elimde hazır bir şey yok fakat oluşturabilirim. Yediği zaman onun derisine işleyecek, sertleşecek türden büyülü bir metal alaşım üretebilirim."

"Ne kadar istiyorsun amca?"

"2 altın yeterli olur. Malzemeler pahalı."

"Sen de çok pahalı çıktın. Neyse, bitirdiğin zaman paranı alırsın. Eğer beğenmezsem dükkânını Poppy'e yediririm."

"N-Nasıl isterseniz. Yaklaşık iki günde hazır olur."

"Sonra görüşürüz küçük cüce! Umarım zırhımı bitiremeden nalları dikmezsin."

Dükkândan çıktığında derin bir nefes alarak şehrin tozlu havasını içine çekti. Poppy'i kucağına alarak yürümeye başladı. İlerideki bir masada, yüksek sesle konuşan maceracıların seslerini duyduğunda kulak kabarttı.

"Hadi ama Uvogin tüm gücün bu mu? Bileğimi bükemiyorsun!"

"Büyün gerçekten çok güçlü lanet olsun, hile yapıyorsun!"

Lily masaya yaklaştı. "Merhaba, sizler burada ne yapıyorsunuz? Oyun mu?"

"Sadece güçlerimizi karşılaştırıyoruz tatlım. Maceracılar hep bunu yapar."

"Ben de maceracı olmak istiyorum. Eğlenceli görünüyor."

Bilek güreşi yapan devasa, kaslı savaşçı, karşısında duran bu zayıf, minyon kıza baktıktan sonra kahkaha atmaya başladı.

"Gel o zaman, karşımda duran adamı yen. C seviye bir savaşçıyı bilek güreşinde yenmek zordur, kolun kırılır."

Lily eteğini düzelterek yavaşça sandalyeye oturdu. Saçlarını savurduktan sonra ceketini çıkardı. Sol böbreğinin üstünde bulunan, derisinde derin bir çukur oluşturan, neredeyse on santim genişliğindeki o korkunç savaş yarasını gördüklerinde maceracıların gülüşü dondu.

"Neden korktunuz erkekler? Hiç yara almış, ölümden dönmüş bir kız görmediniz mi?"

"S-Sen yoksa... Geçen ay ormanda Büyük Ork'u sadece etini sıkarak, çıplak elleriyle öldüren o kız mısın?"

"O sadece benim için bir kâğıt kesme işlemiydi. Biraz kanlıydı ama eğlenceliydi."

Karşısında duran adam titremeye başlamıştı. Lily ona elini uzattığında, adam terleyerek elini uzattı. Lily, karşısında duran erkeğe küçümseyici bir bakış atıyordu. Eli eline değdiğinde adam, Lily'den yayılan o ölümcül, turuncu renkli aurayı hissetti.

"Tamam! Pes ediyorum, sen güçlüsün! Sen de bizim gibi bir maceracı olabilirsin. İleride lonca var, oraya giderek kaydını yaptır."

"Teşekkür ederim zayıf maceracı. Sıkıcısın."

Masadan kalkarken evcil hayvanını kucağına aldı ve yürümeye başladı. Loncaya doğru yürürken meydandan gelen sesler dikkatini çekti. Bir köle pazarı kurulmuştu.

"Satılık köleler var! Her bütçeye uygun, her ırktan!"

Gördükleri ilgisini çekince insanları iterek, kalabalığı yararak oraya girdi. Karşısında köle tüccarını ve kafesleri gördü.

"Burada bana uygun, yakışıklı bir erkek var mı? Köle de olsa olur."

"Üzgünüm küçük hanım size uygun bir-"

"Sen kim oluyorsun da bana 'küçük hanım' diyorsun?"

Etrafta devriye gezen bir asker, Lily'i tanıyınca hemen müdahale etti ve köle tüccarının kolunu bükerek, "Ona saygılı ol!" diye bağırdı.

"Kabalığım için affedin fakat siz kimsiniz?"

Asker, Lily'nin önünde eğilerek selam verdi. "Karşınızda duran bu kişi, Altın Kilise'nin İkinci Numarası, Yüce Lily!"

Tüccar bembeyaz oldu ve yere kapandı. Lily onun çenesinden tutarak ayağa kaldırdı.

"İnsanların beni tanımaması normal bir durum askercik. Benim gibi tatlı bir kızın rütbesi sorgulanabilir değil mi amca? Ama bir daha hata yaparsan, o dilini keserim."

"B-B-B-Benim cahilliğimi lütfen affedin!" Tüccar bir çamaşır makinesi gibi titriyordu.

"Efendim yolculuğunuz nereye? Koruma ister misiniz?" diye sordu asker.

"İstemiyorum. Bana sadece loncanın nerede olduğunu göster yeterli. Asker, yakışıklı mısın acaba? Öldürüp zırhını çıkararak baksam mı? Sanırım bu olmaz ölürse çirkinleşebilir."

Askerin rengi attı ama yolu gösterdi.

Keiken Krallığı başkenti Terosia'nın taşlı yollarından yürüyen Lily, bir ara sokaktan gelen sesleri duydu.

"Kih, kih, kih... Eğer dilin çözülmezse öleceksin çocuk."

"Beni bu şekilde korkutamazsın!"

Lily yavaş yavaş gölgesiyle ara sokağa girdi. Yerde yatan genç bir maceracının boğazına bıçak dayayan haydudun elini tuttu.

"Söylesene amca, sen kötü bir insan mısın?"

"S-Sen de k-kimsin? Boğazımı bırak!"

"İşleri zorlaştırırsan kızarım ama!"

Haydut, boşta kalan eliyle Lily'in kafasına sopayla vurdu ve onu duvara fırlattı. Bu, yaptığı son hata oldu.

Poppy, Lily'nin canının yandığını görünce bir anda şişmeye başladı. Mavi renkten kan kırmızısına dönen sevimli slime, bir anda keskin dişlere sahip bir canavara dönüştü.

"Kaçmalarına... Sakın izin verme Poppy! Ziyafet vakti!"

Canavarlaşan slime, haydutlara saldırıp onları yutmaya başladı. Lily ayağa kalkıp, yerde şok içinde yatan genç maceracının elinden tutup kaldırdı.

"Sen, aradığım anahtar olabilirsin."

"Sen kimsin? O şey ne?"

"Küçük Lily senden uslu olmanı istiyor sadece. Beni loncaya götür ve ismini kullanarak, senin ekibindenmişim gibi kaydet."

"İsmin Lily mi? Benim ismim Hajime."

"Az önce gördüğün olayları başkalarına bahsedersen canını yakarım, Poppy seni de yer."

"Benim gibi bir C seviye maceracı işine yarar mı?"

"Korkma, ben senin canını yakmak isteyenleri öldürürüm. Sen sadece rehberim ol."

Poppy efendisine saldıranları yemiş, tekrar küçük ve sevimli formuna dönmüştü. Zıplayarak Lily'nin omzuna çıktı.

"Poppy sonunda geldin. Aferin sana! Hadi, bu abi bizi loncaya götürecek. Onu yemek kesinlikle yasak tamam mı? Şimdilik...

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar