Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 29 - Elf Ormanları

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 29 - Elf Ormanları

Büyük Netr Diyarının en kuzeybatısında, kadim büyülerle korunan ve dış dünyadan soyutlanmış topraklarda Elfler yaşardı. Bu topraklar göğe uzanan devasa ağaçlarla, şırıl şırıl akan kristal berraklığındaki nehirlerle ve sürekli parlayan mistik bir ışıkla çevrelenmiş büyülü bir alandı. Elfler doğaya sadece saygı duyan değil, onunla bütünleşmiş bir ırk oldukları için evleri taştan veya metalden değil, yaşayan ağaçların oyuklarından veya dalların ustaca örülmesiyle yapılırdı. Mobilyaları bile toprağa kök salmış, yaşayan ahşaptan üretilirdi.

Dış dünyada, tahta ve doğal malzeme kullandıkları için ilkel oldukları söylenirdi fakat bu büyük bir yanılgıydı. Elfler, büyü ve zanaat konusunda diğer tüm ırklardan çok daha ileri, sofistike bir medeniyete sahipti. Bütün Elf kabileleri, yüzyıllardır Ulu Lider Lejio tarafından kontrol edilirdi. Lejio, her ne kadar "Ulu" sıfatıyla anılsa ve son sözü söylese de kararlarını 10 farklı kabilenin liderinden oluşan bir yönetim kuruluyla, yani "Yaprak Meclisi" ile almayı tercih ederdi ya da en azından öyle görünürdü.

Şeytan Kral Tokito'nun dünyaya geri dönmesinden sadece 5 gün önce, Elf topraklarında gergin bir bekleyiş hakimdi. Kuşlar susmuş, rüzgâr durmuştu. Tüm Elfler, Büyük Salon'daki toplantıdan çıkacak sonucu bekliyorlardı. Toplantının asıl ve tek konusu, yüzyıllardır kaderlerini belirleyen kehanet taşıydı.

Ulu Lider Lejio, yer minderleriyle döşenmiş, tavanı açık ve yıldızları gören dairesel toplantı salonundaydı. Salonda, her biri farklı bir kabilenin sembolünü taşıyan 11 minder daire şeklinde dizilmişti. Elflerin kaderini belirleyecek kritik toplantı başlamak üzereydi.

10 kabilenin tüm liderleri, üzerlerinde kabilelerinin renklerini taşıyan cübbeleriyle minderlerin üzerine oturmuş, sessizce Ulu Lider Lejio'yu bekliyorlardı.

Ağır kapılar gürültüsüzce açıldı ve Lejio, tüm ihtişamıyla içeri girdi. Diğer Elflerin soluk, ay beyazı teninin aksine, Ulu Lider'in vücudu toprağı andıran, kahverengiye yakın, sıcak bir renkteydi. Üzerinde uzun, bol ve işlemeli bir elbise, sırtına kadar inen siyah renkte, kalın örgülü saçları ve boynunda parlayan, daire şeklinde saf bir zümrüt kolye vardı. Yürürken bile etrafına ağır bir otorite yayıyordu.

Tüm kabile liderleri gözlerini ona çevirdiğinde, Lejio hepsinin yüzüne teker teker, delici bakışlarla baktı. Boş olan tek mindere, başköşeye oturduğunda salonun enerjisi değişti.

"Hoş geldiniz, Elflerin kabilelerini yöneten bilgeler. Bugün yapacağımız toplantının ağırlığını hepiniz omuzlarınızda hissediyorsunuz. Sizlere kehanet taşının sessizliği hakkında bahsetmeden önce, aklınızdaki soruları, şüpheleri dökün. İçinizde zehir kalmasın."

İlk el, Phicaryn kabilesi lideri Ganamede'den geldi. Ganamede, yaşlı ve titiz bir Elf'ti.

"Merhaba Ulu Lider. Sizlere öncelikle saygımı belirterek başlamak istiyorum. Ancak dışarıda fısıltılar dolaşıyor... Söylemek istediğim şey, Şeytan Kral'ın bir oğlunun olduğu, eski kralın kanının geri döndüğü söylentileri doğru mu?"

Lejio sakin bir sesle cevap verdi. "Saygılı sözlerin için teşekkür ederim Phicaryn lideri Ganamede. Söylentiler rüzgâr gibidir, her yöne eser. Ancak bu söylentiler doğrudan kehanete bağlıdır, bu yüzden cevabı birazdan, hep birlikte göreceğiz. Sabırla beklemeni rica ediyorum."

Sözü, Ianzorwyn kabilesinin lideri, savaşçı ruhlu Kesefeon aldı.

"Ianzorwyn kabilesi olarak asıl endişem bir bebek değil. Eski yaşadığımız sınır savaşında kaybettiğimiz, kabilemizin gururu Komutan Kimo nerede? Cesedi bulunamadı, bir mezarı bile yok. Fakat bir araştırma da yapılmadı. Neden?"

Lejio'nun yüzünde bir anlık bir gölge belirdi ama sesi sabitti. "Komutan Kimo, savaş alanında en önde çarpışan cesur bir kızdı. Düşman komutanda ağır bir yara bırakınca, Şeytan Kral tarafından esir alınıp zindanlarda çürütülmüş olacağına inanıyoruz. Komutan Kimo ve onunla giden tüm Elfler öldürüldü. Elimizdeki veriler, o cehennemden kurtulan ufak bir bölüğün, titreyerek anlattığı hikayelere aittir."

Olonan kabilesinin lideri Othorion, masaya sertçe vurdu. "Buna inanmamız mümkün değil Ulu Lider! Siz her ne kadar ulu olsanız da bu konuda bir şeyler sakladığınızdan şüphelenmemek elde değil. Kimo bu kadar kolay pes etmezdi!"

"Endişelerinizi gayet iyi anlıyorum Othorion fakat gerçekten ben de sizin gibi önemsiyordum. O benim en iyi öğrencimdi. Şeytanlar anlaşmada bizi zayıf düşürmek, koz kullanmak için çoğu Elf'i öldü göstererek köle yaptığına inanıyoruz. Bu onların doğasında var."

Elzeiros lideri Cornaith araya girdi. "Siz öyle inanıyorsunuz fakat Şeytan Krallığı ve Yarı İnsan İmparatorluğu arasında gerçekleşen son savaşta, düşman komutanı bırakın, düşman ordunun çoğu hayattaydı ve esir takası yapıldı. Bu 'öldü gösterip köle yapma' teorisi, kesinlikle kabul edilemez bir bahanedir."

Waespeiros lideri Adorellan sakinleştirici bir tonla konuştu. "Bence Ulu Lider'in üstüne boşuna yürüyorsunuz Cornaith. Eğer cevabı olsaydı, saklamazdı. Vereceğine inanıyorum."

Diğerleri de tartışmaya katıldı.

"Adorellan kesinlikle haklı. Ulu Lider ne derse desin kaybımız büyüktü ve bu inkâr edilemez bir gerçek. Artık geçmişe değil, geleceğimize odaklanmamız lazım."

"Güçsüz olduğu için ölen askerleri anlarım fakat Komutan Kimo gibi Ulu Lider'e denk olan, büyüde usta birisi sessizce öldürülemez Pelleas, bunu bilmen gerekiyor!"

"Chathanglas! Liderin huzurunda çok fazla sesiniz çıkıyor, biraz sessiz olmaya ne dersiniz? Burası pazar yeri değil!"

"Sen sus Lamruil! Sen bir şey kaybetmedin, senin tuzun kuru. Boşuna konuşma. Hem sizin gibi orman Elflerine, ağaç köklerinde yaşayanlara konuşma hakkını kim verdi?"

"Sesini almamı, dilini bağlamamı mı istiyorsun?"

"Lütfen aranızda tartışmayın! Kabilelerin kutsal toplantısını bölüyorsunuz farkında mısınız?"

"İçimizde tuttuğumuz şeyleri, zehri dışarı vurmamız gerekiyor!"

Tartışma büyüdüğünde toplantı salonunda tam bir kaos hâkim olmuştu. Herkes aynı anda bağırıyor, suçlamalar havada uçuşuyordu. Elflerin o asil duruşu kaybolmuştu. Tüm kabileler birbirine girmiş bir şekilde tartışırken Ulu Lider Lejio ayağa kalktı ve salonu titreten bir sesle bağırdı.

"DERHAL SESSİZLİK TALEP EDİYORUM! Siz kimsiniz? Liderler misiniz yoksa vahşi hayvanlar mı? Koskoca toplantıda kavga ediyorsunuz!"

Tartışma bıçak gibi kesilince ortalığı ağır bir sessizlik ele geçirmişti. Tüm kabile liderleri utançla yerlerinde düz oturuşa geçti. Sessizlik tamamen hâkim olduğunda gözlerini kapatan Ulu Lider derin bir nefes alarak sakinleşti.

"Sessizlik için teşekkür ederim. Bugün tartışmamızın nedeni geçmiş değil geleceğimiz. Hepinizin derdi ormanlarımızın geleceği olmalı."

Uzun süren gergin sessizlik devam ederken Ulu Lider mindere yeniden oturdu.

"Kehanet taşıyla alakalı bilgiyi, o acı gerçeği söyleyeyim. Normalde yüz yıl sonrasında olacak önemli olayları, felaketleri anlatan taş... Şeytan Kral'ın oğlu doğduğu, o lanetli kanın uyandığı söylentilerinden sonra tamamen silindi. Taş şu anda sıradan, gri bir çakıl taşı haline geldi. Üzerinde herhangi bir yazı, bir ışık, bir gelecek yok."

Salonda bir şok dalgası yayıldı. Sessizliği ilk bozan Pelleas oldu.

"Kehanet taşı nasıl tamamen silinebilir? Bu imkânsız! Bunca senedir o taş bize rehberlik ediyordu, geleceğimiz hakkında bilgi veriyordu."

"Hiç yaşanmadığı için ne olduğu hakkında bir bilgimiz yok fakat düşüncemize göre... Yeni doğan kral, o anomali dünyayı öyle bir yok oluşa sürükleyecek ki, taş bile o geleceği göremiyor. Bu olmadan önce, o çocuğu, o tehdidi durdurmalıyız."

"Bunu yapmamızın imkânı yok. Şeytan Kral ölümsüz bir varlık. Üstüne vikontlar aşırı güçlü, orduları sayısız. Bu sadece bize zarar verir, soyumuzu kurutur."

"Saldırıyı yapan biz olmayacağız. Biz gölgelerde kalacağız. Savaşanlar insanlar ve yarı insanlar olacak. Biz onları kışkırtacağız. Birbirlerini yıpratmalarını beklemeliyiz. Şeytan Krallığı'nı tamamen silmek imkânsız olsa bile, en azından krallarını, o başı öldürmeliyiz."

Salon tekrar karıştı. Kabileler ikiye bölünmüştü.

"Üzgünüm, Nerilamin kabilesi bu intihar savaşında yer almayacak. Size bir daha güvenmeyeceğiz Lejio. Elfleri her zaman entrikalarınızla yok oluşa sürüklediniz."

"Quisy kabilesi aynı şekilde bu savaşta desteğini geri çekecektir. Kabilemizi, sınırlarımızı korumalıyız."

"Lura kabilesi olarak destek vereceğiz. Kaderimizi değiştirmeliyiz."

"Waespeiros kabilesi olarak sadakatimizi ve desteklerimizi size sunuyoruz."

"Kabilemin lideri ben Ganamade karar alarak desteğimizi tamamen geri çekiyoruz. Kabilemizin katledilmesine göz yumamam."

"Ianzorwyn kabilesinin lideri Kesefeon olarak, Kimo'nun akıbeti hakkında açıklama yapamayan bir lidere destek veremeyeceğim."

"Lider Chathanglas olarak kararım; kabilem Trarie size, Ulu Lider'e desteklerini verecektir."

"Elzeiros kabilesi lideri Cornaith olarak... Kabilemle zor bir karar fakat desteklemeyi seçiyorum. Risk almalıyız."

"Olonan kabilesi destek talebini reddediyor. Bu, liderleri olan Othorion'un son sözüdür."

"Giullis Helenorin, kabilesiyle beraber desteği reddediyor."

Lejio, yüzündeki hayal kırıklığını gizlemedi.

"Altı kabile desteği reddetti... Gerçekten sizlerin, birliğimizin desteğine ihtiyacım vardı fakat yapacak bir şeyim yok. Çoğunluk korkuyu seçti."

"Bunu bize güven vererek yapmalıydınız Ulu Lider. Seçildiğiniz andan beri Elfler şüphe içinde, zor bir hayat yaşıyor."

"Haklı olabilirsin ama ben de sizin gibi Elflerin geleceğini önemsiyorum. Desteğiniz olmadan da bu yükü sırtlanıp bunu yapabileceğimi göstereceğim."

"Bekleyerek geleceğimizi göreceğiz. Sizin iyi bir lider olamayacağınızı, bu yolun felaket olduğunu gözlerimizle gördüğümüz gün yeni bir Ulu Lider seçilecek. O zamana kadar doğa sizinle olsun."

Toplantı, Lamruil'in bu sert sözlerinden sonra tamamen bitti. Lejio herkese kalkmasını söyleyerek, "Toplantı buraya kadardı. Geldiğiniz için teşekkür ederim artık serbestsiniz." dedi.

Tüm kabile üyeleri, gergin bir sessizlik içinde iki kapıdan da çıkarak salonu terk etti. Lejio muhafızlara kapıyı kapatmasını söyleyerek, omuzları çökmüş bir halde yeniden mindere oturdu.

Başını ellerinin arasına alarak, "Neden bana inanmıyorlar? Ben bu dünyada yaşayabilmemiz, üstünlüğümüzü korumamız için çabalıyorum sadece. Kimo gibi emirleri sorgulayan bir orospunun ölmesi zaten umurumda değildi." dedi kendi kendine mırıldanarak. Gerçek yüzü, yalnız kaldığında ortaya çıkmıştı.

Kapı tekrar, daha yumuşak bir ritimle tıklatıldığında "Gir!" diye bağırdı.

Kapılar muhafızlar tarafından açıldığında içeriye üç genç Elf girdi. Biri erkek, diğer ikisi kızdı. Kızların etekleri çok kısaydı ve üzerlerinde ağaç kabuğu renginde, vücut hatlarını saran ceketler vardı. Erkek olanın ise Elflerde nadir görülen kasları vardı, kalıbı büyüktü; uzun ve düz saçları omuzlarına dökülüyordu.

İçeriye girdiklerinde Lejio hemen toparlanıp ayağa kalkarak "Hoş geldiniz, neden buradasınız? Kabile liderleri buradan yeni çıktı, onların yanında olmanız gerekiyordu." dedi.

İçeri giren erkeğin ismi Varah'tı. Varah, Lejio'nun yanına gidip elinden tutarak kaldırmaya çalışarak, "Hadi, kalk. Bir Ulu Lider bu şekilde, yenilmiş gibi üzülmemeli. Biz yanındayız." dedi. Gözleri bitkin bir şekilde bakan Ulu Lider, "Haklısınız, bir lider bu şekilde durmamalı..." diyerek dikleşti.

Kızlar ellerini arkada birleştirmiş, saygılı ama rahat bir tavırla Ulu Lider'in yanına geldiler. Ulu Lider görkemli saçlarını geriye çekerek karşısında duran kızlara sert bir bakış attı. Kızlardan birisi dudaklarını bükerek, sıkılmış gibi ayaklarını hareket ettiriyordu. Kızlardan uzun boylu olanın ismi Deino'ydu. Deino, gür ve açık pembe saçlarıyla Lejio'nun yüzüne bakmaya başladı.

"Bugün moralinizin bozuk olduğunu görüyorum. O ihtiyarlar yine canınızı mı sıktı Ulu Lider?"

"Herhangi bir sorun yok Deino, sadece planım istediği gibi, istediğim hızda gitmedi o kadar. Siz nasılsınız? Özellikle Varah, sen nasılsın? Gözlerinde hâlâ o ateşi görüyorum."

Varah yumruğunu sıktı. "Ben gayet iyi durumdayım. Sadece... Hâlâ eskiden olanlar kafamı kurcalıyor."

"Sorun ne söyle bilelim. Ne olursa olsun sizi destekleyeceğimi bilmeni istiyorum."

"Eskiden çok güçlü olan Kimo... O kadın. Onu öldüreni, o Şeytan'ı öldürmek istiyorum. Bana gücünüzün sırrını anlatın lütfen Ulu Lider! Onun kadar güçlü olmak istiyorum!"

"Güç dediğin şey doğuştan gelir Varah. Ben sana güç veremem, sınırın neyse o kadar güçlü olursun. Kimo'nun sınırı yüksekti ama zekâsı düşüktü."

Varah mutsuz, tatmin olmamış bir yüz ifadesi takınmıştı. Ulu Lider'in bu geçiştirmesi onu etkilememişti. Yüzünde bulunan o hırs ifadesi Lejio'yu tedirgin ediyordu. Kararlı duran Varah'ı durdurmak, kontrol altında tutmak için herhangi bir şey söylemesi gerekiyordu.

"Neden bunu dışarı çıktığımızda, özel odamda detaylı bir şekilde konuşmuyoruz?"

Varah bu sefer en azından bekleyebilecek kadar tatmin olmuştu. Ayakta dururken kollarını birbirine geçirerek, sabırsızlıkla sağ ayağını zemine vurarak ritmik bir ses çıkarmaya başladı. Deino bu sesten sinirlenince Varah'ın kafasına sertçe vurarak, "Sessiz bir şekilde durmayı beceremiyor musun kas yığını aptal Elf seni! Liderin başını ağrıtıyorsun!" dedi.

Kafasına vurulunca Varah biraz ovaladı ve hırsla Deino'nun saçlarını tuttu. Deino hareket edemiyorken saçını çekmeye devam ediyordu. "Bırak!" diye bağırmaya başladığında, Ulu Lider araya girdi ve Varah'ın eline baskı uygulayarak ayırdı.

Sakin ama tehditkâr bir şekilde, "Yeter! Çocuk gibi davranmayı kesin. Hadi dışarıya çıkalım ve bu konuya, geleceğinize orada devam edelim." dedi.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar