Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 28 - Şeytan Kral Geri Döndü 3. Kısım
Savaşın tozu dumanı dağıldığında, çadırın içinde hüzünlü bir sessizlik hakimdi. Kortus, arkadan sarılmış bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlarken, Tokito onun titreyen ellerini tuttu. Herkesi kurtarmak, o karanlık kuyudan çıkmak istemesi, onu buraya, sevdiklerinin yanına döndürmüştü. Kafasında "Neden o hale geldim?" düşünceleri bir yılan gibi dolansa da onlara kavuşmanın verdiği sevinç, tüm soruları susturmaya yetiyordu.
Sırtından sarılan Kortus'un ellerini nazikçe çözerek arkasına döndü ve bu sefer o, Kortus'a sıkıca sarıldı. Bir süre özlemlerini dindirdikten sonra, birbirlerine destek olarak çadıra doğru yürümeye başladılar. Tokito, çadırın ağır kumaşını kaldırarak önce sadık hizmetkârını içeri aldı, sonra kendisi girdi.
Baygın yatan Rodius ve Nanagi'nin uyanmalarını beklerken, yorgun bir şekilde bir köşeye çöktü. Kortus da bir gölge gibi sessizce onun yanına çömeldi.
İki saat boyunca aynı şekilde, sadece nefes seslerini dinleyerek beklediler. Sessizliği ilk bozan, cesaretini toplayan Kortus oldu. Efendisinin düşünceli yüzüne dönerek fısıldadı:
"Efendim... Bedeninize ne olduğunu, o sırada nerede olduğunuzu hatırlıyor musunuz?"
Tokito derin bir iç çekti, kafasını ellerinin arasına alarak karanlık bir anıyı zorladı ama bulamadı. "Hiçbir şey hatırlamıyorum Kortus. En son tahtta oturuyordum, öfkeden gözüm dönmüştü... Ondan sonra gözlerimi açtığımda, sizin kanlar içinde, ölmek üzere olduğunuzu gördüm. Arası... Arası koca bir boşluk."
Kortus efendisinin beyaz saçlarını şefkatle okşayarak, "Siz Nanagi'ye yapılana sinirlenip tahtı terk ettiniz. Arkanızdan gelecek kadar hızlı değildik. Bir süre dönmediğiniz için endişelenerek sizi aradık ve Guter'i öldürmek için gittiğinizi öğrenince, sizi durdurmak için arkanızdan geldik." dedi.
Tokito sözünü keserek, sesi titreyerek sordu: "Peki neden beni öldürmediniz? Ben hatırlamıyorum ama sanırım çok güçlüymüşüm, sizi incitmişim."
Kortus hüzünlü bir gülümsemeyle cevap verdi: "Her ne olursa olsun siz bizim efendimizsiniz. Canımızı almanız önemli değil, sizin yaşamanız, o bedenin nefes alması önemli. Hem sonuç olarak sizi durdurmayı, geri getirmeyi başardık ve artık buradasınız. Bundan daha iyi bir ödül, daha büyük bir zafer olamaz. Ölsem bile umurumda değil, size canımla hizmet edeceğime kan yemini ettim."
Tokito'nun gözleri dolduğunda, sedyeden gelen hırıltılı bir ses dikkatlerini çekti.
Ses çıkan sedye, Rodius'un devasa bedenini taşıyan sedyeydi. Tokito fırlayarak hemen onun büyük, nasırlı pençelerini tuttu. Rodius gözlerini yavaş yavaş, acıyla açtığında karşısında endişeli efendisini gördü. Tokito onun boynuna sarıldığında gözleri doldu ve o da efendisine sarılmaya başladı. Kortus, bu kavuşmayı uzaktan, sessizce izledi.
Rodius efendisinin sırtına hafifçe vurarak, "Ben iyiyim efendim, lütfen kendinizi üzmeyin. Siz üzülmeyecek, dik duracak tek varlık olmalısınız." dedi.
Tokito umursamadan Rodius'un boynunu daha da sıkarak sarıldı. "Aptal aslan... Aptal..." Bir süre ağlayarak sarıldıktan sonra Rodius, efendisini zorla kendisinden ayırarak, kemikleri çatırdasa da dik konuma geldi. Tokito pençelerini tutarak, "Henüz kalkmamalısın, çok fazla güç kaybettin." dedi.
Rodius efendisinin yüzünü, pençesinin ucundaki sert ama nazik tırnakla okşayarak, "Sizin hayatta olmanız bana güç veriyor efendim. Sizin öldüğünüzü, o boşlukta kaybolduğunuzu düşünmek bu hayatta bana tüm savaşlardan daha çok acı verdi," dedi.
Tokito gözyaşı akan gözlerle gülümseyerek, "Sen ne anlarsın zaten duygudan, kas akıllı aslan!" dedi.
Rodius gülerek, "Haklısınız efendim. Ben kas ve büyüden başka bir şey bilmeyen yaşlı bir aslanım." dedi. Ayağa kalktığında bacaklarını bir süre kontrol edemedi, sendeledi fakat beş saniye içinde savaşçı iradesiyle alıştı. Efendisiyle yine aynı şekilde çadırın kumaşını arkalarına alarak oturmaya devam ettiler.
Rodius bu sefer merakla sordu: "Efendim o formunuza, o Zombi Kral haline nasıl ulaşmayı başardınız? Benim gücümü, hatta sınırlarımı aşacak kadar saf güç elde etmiştiniz. Yenilenmeniz yoktu fakat ihtiyacınız da yoktu, acı hissetmiyordunuz."
Tokito saçlarını kaşıyarak "Ben ne bileyim nasıl elde ettim! Tahtta oturuyordum, sonrası yok. Nasıl bir şey olduğumu, neye benzediğimi görebilseydim keşke..." dedi.
Rodius bağdaş kurarken Tokito ona dönerek, "Sen anlat bakayım, ben ne kadar güçlüydüm? Abartma ama!" dedi. Rodius, efendisinin yüzüne baktıktan sonra sedyenin üstünde hareketsiz yatan Nanagi'ye bakarak, "Anlatmam uzun olur ve acı verici ama madem emrediyorsunuz, anlatayım." dedi.
"Nasıl başlasam bilmiyorum efendim... Öncelikle sizi ilk gördüğümde hapishanedeydiniz. Hapishanenin sahibini, o kendini beğenmiş gardiyanı dövüyordunuz. Nanagi, Kortus ve ben sizi gördüğümüzde durdurmak istedik fakat bu mümkün değildi. O kadar uzun, çarpık dişleriniz ve boş bakan gözleriniz vardı ki ben bile, bu yaşlı aslan bile korkmuştum."
"Uzun diş mi? Benim uzun dişlerim mi vardı? Vampir gibi mi?"
"Daha çok... bir canavar gibi efendim. Vikont Guter yerde yatarken sizi oyalamak için saldırdım. Normalde benimle dövüşebilecekler sadece S seviye usta savaşçılardır fakat siz... Siz tek yumruğunuzla, bakmadan pençelerimi durdurmuştunuz."
"O kadar güçlü değilimdir ya. Abartıyorsun. Şu an sana yumruk atsam kaslarına masaj olur."
"Ben şaka yapmıyorum efendim. Gerçekten gördüğüm en güçlü, en yıkıcı eller onlardı. Beni duvara vurduğunuzda Nanagi'ye karşı savaşmıştınız. O bile, o hızıyla sizin tek vuruşunuzla bayılacak kadar çok hasar almıştı. Sonra biz kaybetmemek, ölmemek için geri çekilmeye başlamıştık. Ben yine sizi oyalıyordum fakat başarısız olacaktım."
Kortus söze girdi: "Onun kıçını kurtaran bendim efendim. Rodius'un o koca gövdesinden kan aldığınız vakit ben onu kurtarmak için içeriye atlamıştım. Sizin o mükemmel kaslı, dönüşmüş vücudunuza yelpazelerimle saldırmak istediğimde, yelpazelerimi sanki bir kâğıt parçası gibi görüyor, parçalıyordunuz."
Rodius devam etti: "Kortus beni kurtardığında yine duvarı boylamıştım. Kafam o kadar kötü durumdaydı ki önümü göremiyordum. Kafamı kaldırdığımda Kortus bana kaçmamı söylemişti. Normalde devam edebilirdim, ölümü göze almıştım fakat Nanagi ve köye saldırmanızı oyalamak, sivilleri korumak için hücrelerimi yenilemem lazımdı."
"Seni yalnız bıraktım demiyorsun da bahane mi uyduruyorsun Rodius?"
"Gerçekten seninle savaşmak istemiştim efendim fakat ikimizin de o an şansı kalmamıştı. Efendimizi son kez durdurmak, tamamen kaybetmemek için stratejik geri çekilmemiz gerekiyordu."
"Siz geri çekildikten sonra ne oldu? Köye nasıl geldim?"
"Onlar kaçtığında benimle dövüşüyordunuz. Elinizin bir tanesini kopardığımda, benim büyümü kullanarak bana saldırdınız. Kendi büyüme karşı savaşmadığım için, o şaşkınlıkla ve bilgisizlikten kaybettim. Beni öldürmek yerine, ilginç bir şekilde umursamadan, asıl hedefiniz Guter'i takip ettiniz."
"Guter'e doğru geldiğiniz sıra ben sizi köye yakın bir yerde, ormanda bekliyordum. Auranızı, o boğucu enerjiyi hissettiğim vakit Nanagi diğerlerini saklayana kadar sizi oyalamaya karar vermiştim. Arkanızdan başka birisi, bir muhafız tarafından getirilen Kortus'u gördüğünüzde dikkatiniz dağıldı ve sizi bir elinizden tutup ağaca fırlatmıştım."
"Nanagi nasıl bu hale geldi peki? Boynu..."
"Sizi ağaca fırlatmamdan sonra daha fazla sinirlendiniz, öfkeniz alevlendi ve daha hızlı saldırmaya başladınız. Kortus'la köye çekildiğimde Nanagi gelmişti. Size karşı savaşmak için üçümüzün gücünü birleştirdik. Ben sizi sırtınızdan tutarak ellerinizi hareketsiz hale getirdim. Kortus büyünüzle hareket eden yelpazeleri yere sabitledi ve Nanagi yaralı haliyle sizi kucakladı, durdurmaya çalıştı."
"Bu kadar basit mi? Sadece sarılarak mı durdum?"
"Hayır... Devamında yine sizi durdurmak için güçlerimiz yetmemişti. Kurtardığınız o küçük kız, Lilia... O sizi öptüğünde, size 'abi' dediğinde bir anda hareket etmeyi kestiniz. Mananız vücudunuzu terk etmeye başladığında sizi kurtarmak, ruhunuzu bedende tutmak için her şeyimizi verdik. İşte sizin kaybetmeniz üstüne Kahraman Shou geldi ve hepimiz gördüğünüz haldeydik."
Tokito yumruklarını sıktı. "Artık size kimsenin dokunmasına müsaade etmeyeceğim. Koloton ve diğer vikontlar haber aldı mı acaba? Bu rezaleti duymuşlar mıdır?"
Sohbetlerini çadırın arkasından sessizce dinleyen Beril, kendisini ve görevini ilgilendiren konuşmaya katılmak için içeri girmeye karar verdi. Çadırın beyaz kumaşını hafifçe kaldırıp adım attığında içerdekiler ona bakmaya başladı. Herkes ona bakarken kafasını eğerek, "Konuşmanıza katılabilir miyim majesteleri?" dedi.
Tokito eliyle gelmesini işaret ederek, "Gel Vikont Beril. Sen de bizim gibisin, sadıksın. O yüzden sohbetimize katılabilirsin," dedi.
Beril mavi, tozlu ceketini çıkartarak tahta çekmeceli dolabın üstüne koydu. Yanlarına oturduğunda Tokito'nun yüzüne bakarak, "Ben buraya aslında Vikont Xavier tarafından, gizli bir emirle yönlendirildim. Amacım Vikont Guter'i ve olası bir darbeyi takip etmekti." dedi.
Rodius gülerken eliyle dostça, ama biraz sertçe Beril'in sırtına vurarak "Demek o yüzden buradasın sinsi tilki." dedi. Tokito Rodius'un böbrek tarafına vurarak "Onu rahatsız etme seni kas yığını! Sınırdaki savaşı kazanan savaşçımız o." dedi. Rodius başını eğerek "Özür dilerim." dedi. Beril bir sorun olmadığını söylediğinde Tokito'yla konuşmaya devam ettiler.
"Buraya geldiğimde sizin durumunuz, auranız gerçekten burada Guter'le savaştığınızı gösteriyordu fakat sanırım başka bir şey, daha büyük bir şey olmuş. Resmi olarak kral olmanız için tahta oturacak mısınız efendim? Yoksa vaz mı geçtiniz?"
"Oturmalı mıyım bilmiyorum... Belki sadece Vikont Koloton'un şehrinde, sessizce yaşarım. General Guter'in kral olması aslında kötü değil, güçlü biri."
"Bence kral olmanız gerekiyor efendim. Krallıkta normal bir hayat sürmenize izin vermezler. Kahraman bizleri değil, potansiyeli olan sizi hedef alacaktır. Hem... Vikont Momoi, siz Loropis bölgesine, başkente gitmezseniz ruhu dayanamayacak, delirecek."
"Vikont Momoi... Neden ben gitmezsem ruhu dayanamayacak? O da mı bana bağlı?"
"Şöyle söyleyeyim; Vikont Momoi'nin büyüsü yok, laneti var. Yüzünde bulunan o üçgen mühürler, birisine, gerçek bir krala itaat etmezse büyümeye devam eder ve tamamen yüzünü, benliğini kaybeder. İtaat ettiği takdirde lanetini kontrol edip savaşabilir."
"Bana bundan bahsetmediler. Ne kadar süresi kaldı?"
"Ben yüzünü göremedim, sınırdan direkt buraya gönderildim. Duyduğuma göre kanatları artık tamamen açıkmış, lanet yayılıyor. Biraz daha devam ederse zevkine birilerini öldürmeye, canavara dönüşmeye başlayabilir."
"O halde karar verildi. Tahtı mecburen, başkalarını kurtarmak için almak zorundayım. Sen dönebilirsin Beril, tutuklananları serbest bırakabilirsin çünkü yargılama yetkisine henüz sahip değilim."
Beril, başını eğerek ayağa kalktı ve beyaz çadır kumaşını açarak dışarı çıktı. Beril gittikten sonra üçlü tekrardan beklemeye devam ettiler.
Tokito'nun gözü, köşede uyuyan küçük kıza, Lilia'ya takıldı. Kızın elini fark ettiğinde şok oldu. Kortus'un kolunu çekiştirerek, "O kızın derhal yüzünü kapat. Kimse görmesin!" dedi.
Kortus şaşırsa da ayağa kalkıp kızın ağzı açık kalacak şekilde yüzünü bir örtüyle örttü. Tokito'ya bittiğini işaret ettiğinde, Tokito kalkarak kızın yanına gitti. Yanda duran kolunu kaldırarak Rodius'a gösterdi ve fısıldadı: "Gerçekten doğruymuş... Bu kız ejderha soyundan geliyor. Dönüşüyor."
Rodius kocaman kütlesini kaldırarak efendisinin yanına gitti. Kızın eline baktığında gerçekten Koloton gibi pullar çıkmaya başlamıştı. Kızın derisi sertleşiyor, tırnakları uzuyor ve kulağı sivriliyordu. Kortus efendisine şaşkın bir şekilde bakarak, "Bu kızı ilk gördüğümde böyle değildi efendim. Sadece insan bir çocuktu. Nasıl bu hale geldi?" dedi.
Tokito cevap vermek yerine, iyileştirme büyüsünü, o yasaklı tekniği kullanmak için Rodius'un derisine tırnağıyla bir çizik attı. Rodius şaşırarak "Neden bana saldırdınız efendim?" dedi. Tokito işaret parmağını dudağına koyarak, "Sessiz ol. Şimdi ekrandan yaşını kontrol et." dedi.
Rodius ekranını kontrol ettiğinde yaşı 1209 olarak gözüküyordu. Tokito parmağını yaraya dokundurarak, siyah bir ışıkla iyileştirdiğinde tekrar kontrol etmesini istedi. Rodius tekrar kontrol ettiğinde bağırarak, "1212 yaşında mıyım? Bu nasıl olabilir? Zaman mı atladım?" dedi.
Tokito yine sessiz olmasını işaret ederek, "Benim büyüm herkesi, her yarayı iyileştirebiliyor fakat bir eksisi, bir bedeli var. İyileştirdiğim ruhun üç senesi çalınıyor. Biz şeytanlar için mükemmel bir yetenek, ne de olsa yaşlanmıyoruz ölümsüz sayılırız. Fakat ejderhalar ve insanlar uzun yıllar yaşasalar da yaşlanabiliyorlar." dedi.
"Bu demektir ki kız şu an 3 değil, biyolojik olarak 6 veya daha büyük yaşında. Ejderhaların özelliklerinin belirdiği zamanlar. Gayet mantıklı fakat bu yaşımızı büyütmek için en kolay yol değil mi?"
"Senden üç yıl çalınıyor yani o üç yılı yaşamıyorsun, atlıyorsun. Yaşasan bile yaşlanarak güçlenemiyoruz, sadece sınırımıza kadar güçlenebiliyoruz. Ama bu kız... O büyüyor."
"Peki bu kızı ne yapacağız efendim? Koruma altına alalım mı veya ejderhalara iade edelim mi?"
"Bu köyde yaşamaya devam etsin. Onu sevdiklerinden ayırmamalıyız. Ejderhalar kolayca kinlenebilir. Onu ailesinden ayırırsak bizi düşman görür ve bu durum hiç yararımıza olmaz. Rodius... Bu köyü sana emanet edebilir miyim? Krallık yok olsa bile buradan ayrılmayacaksın."
"Ben sizin tahtınızı korumak, yanınızda olmak istiyorum efendim!"
"Benim yanımda olman bu kızı tehlikeye sokar. Biz Loropis bölgesine giderken sen burada, gölgelerin içinde görev yapacaksın. Zaten burası memleketin sayılmaz mı? Sana daha iyi, daha onurlu bir teklif sunabileceğimi düşünmüyorum."
Rodius duraksadı, sonra kararlılıkla, "Emrinizi ölene kadar koruyacağım. Bu kız ve bu köye dokunmaya çalışan herkesi, tanrı bile olsa tamamen öldüreceğim." dedi.
"Mükemmel. Senin koruduğun köyün krallıktan bile daha güvenli olacağına eminim. Köyü korumak da önemli fakat kıza köylüler dokunursa, zarar verirse istediğini yap. Öldür veya etlerini ye, ne istersen onu yap fakat kıza benim bile dokunmama izin verme."
"Güçlerimi bu kızın canını korumak için kullanacağıma yemin ediyorum ve onu efendim olarak kabul ediyorum."
"Çok iyi, ne kadar da zarif! Bundan sonra ben sadece senin için krallığı yöneten bir kralım, sen de bu kızın ebedi koruyucusu. Dokunmak isteyen ben bile olsam, karşı durup savaşacaksın!"
Rodius, yeni efendisinin, Lilia'nın ağzını açarak kendi parmağını kesti ve kanından bir damla içirdi. Efendi-Köle Anlaşması yaptı. Bundan sonra kızın hayatı onun hayatı olacaktı. İçirdiği kan da bu anlaşmanın şartını tamamladı ve Rodius'un bileziğinin aynısı, kızın bileğinde parlayarak belirdi.
Tokito Rodius'un sırtına dostça vurarak, "Artık sen de Kortus gibi bir hizmetkâr oldun. Onun iyiliği için her şeyi yapmalısın koca adam." dedi.
Rodius gülümsedikten sonra gözleri dolmaya başladı. Ayrılık vakti yaklaşıyordu. Tokito, Rodius'un yüzüne bakarak, "Ağlama koca adam. Ben her zaman iyi olacağım. Sen beni değil artık efendini önemse." dedi.
Tam o sırada sedyede uyku halinde duran Nanagi öksürdüğünde Tokito heyecanla arkasını döndü.
Nanagi yavaş yavaş, acıyla uyanmaya başlamıştı. Tokito sedyesinin kenarından tutarak, "Hadi, uyan Nanagi. Bunu yapabilirsin sen çok güçlüsün." dedi.
Nanagi gözlerini açmaya çalıştığında, bulanık görüntünün ardında gülen Tokito'yu görmüştü. Yanında duran Rodius ve Kortus da aynı şekilde, yaşlı gözlerle gülüyorlardı. Muhteşem dörtlü sonunda tamamlanmış, fırtına dinmişti. Tokito'nun bundan sonraki amacı biraz vakit geçirmek, yaraları sarmak ve asıl hedefine, tahta doğru yola koyulmaktı.