Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 25 - Kutsal Savaşçılar

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 25 - Kutsal Savaşçılar

Tokito, İlk Şeytan Kral Kando'yla, kendi zihninin derinliklerinde büyük bir savaş vermek üzereydi. Savaşın sonucu sadece Tokito'nun değil, tüm dünyanın geleceğini belirleyecekti. Tokito bu savaşı kazanmak için çabalarken, gerçek dünyada dostları daha büyük, daha kanlı bir savaşın ortasındaydı.

Kando'yu kendi zihninin derinliklerinde yenmeye çalışan Tokito bir yanda, bedeni ise gerçek dünyada savunmasız bir şekilde yatarken, Hafil Köyü'nün kaderi bıçak sırtındaydı.

Rodius'un etrafı, Tafavu İmparatorluğu'nun en seçkin birliği olan Kutsal Savaşçılar tarafından sarılmıştı. Her biri, yıllarca iblis avlamak için eğitilmiş, çelik iradeli savaşçılardı. Liderleri Kahraman Shou, örgülü sarı saçlarını bir aslan yelesi gibi savurarak, kendinden emin ve karizmatik bir yürüyüşle Rodius'a yaklaştı. Rodius ise kaybettiği kolunu iyileştirmek için harcadığı mana yüzünden kanlar içinde olmasına rağmen devleşmiş canavar haliyle bir dağ gibi karşısında dikiliyordu.

"Buraya ne için geldin Kahraman Shou? Ölmek için mi?" Rodius'un sesi hırıltılıydı.

Shou gülümsedi, dişleri bembeyaz parladı. "Hemen kızma Büyü Komutanı Rodius. Arkanda duran, kendi ellerinizle 'öldürdüğünüz' efendinizin kellesini almaya geldik. İşi yarım bırakmayalım dedik."

Rodius, sağlam kalan pençesini Shou'nun kafasını ezecek şekilde kaldırıp tehditkâr bir hırlamayla yakınında durdu. Ancak Shou, bir milim bile geri adım atmadı. Rodius içgüdüsel olarak onu parçalamak istese de arkasındaki 11 seçkin savaşçının aurası onu durduruyordu.

"Sakinleş ormanın aslanı Rodius. Efendinizi siz durdurmadınız mı? Biz sadece temizlik için geldik."

"İnsan, buradan gitmezsen krallığımıza savaş açılmış sayarız. Bu en son isteyeceğin bir şey çünkü zaten efendimizin düştüğü durumdan dolayı sinirlerim bozuk. Yoksa arkanda duran on bir kişiden dördünü gözümü kırpmadan öldürürüm."

Shou'nun gülümsemesi silindi, eli yavaşça kılıcının kabzasına gitti. O anda Rodius, konuşmanın bittiğini anladı. Ani bir hamleyle, beklenmedik bir hızla Shou'yu yakalayıp köydeki taş binalardan birine fırlattı. Güm! Shou duvara çarptığında bina sarsıldı, toz bulutu yükseldi.

Liderlerinin uçtuğunu gören Kutsal Savaşçılar şoka girdi. Rodius, bu anlık şaşkınlığı fırsat bilip gözünü en zayıf halkalara, arkadaki şifacılara dikti. Dört savaşçı, dört büyücü ve üç şifacıdan oluşan grupta, şifacılar ordunun kalbiydi.

Rodius, bir top mermisi gibi atıldı. Savaşçılar kılıçlarını kaldırmaya fırsat bulamadan, Rodius zıplayarak ön safları aştı ve arkada bulunan iki şifacının kafalarını dev pençesiyle sert bir şekilde kavradı.

"Hayır!" diye bağırdı büyücülerden biri ama çok geçti.

Rodius, hiç tereddüt etmeden pençesini sıktı. Çat! Şifacıların kafaları, olgunlaşmış birer meyve gibi patladı. Cansız bedenleri yere yığılırken, Rodius elindeki kanı silkeledi ve vahşi bir sırıtışla diğerlerine döndü.

Şifacıların bu vahşice ölümü, Kutsal Savaşçıları paniğe sürükledi. Titreyen ellerle kılıçlarını tutmaya çalışıyorlardı. Karşılarında duran bu aslan, yaralı olmasına rağmen bir ölüm makinesiydi.

Grubun ikinci komutanı Kahraman Yuichi kılıcını çekerek, "Korkma zamanı değil, savaşma zamanı! İntikam alın!" diyerek moralleri toplamaya çalıştı.

Savaşçılar kendilerine gelip dört bir taraftan Rodius'a saldırdı. Kılıçlar ve mızraklar Rodius'un sert derisine çarpıp kıvılcımlar çıkarıyordu. Rodius öndekilerle boğuşurken, Yuichi sessizce arkasına geçti ve kılıcını Rodius'un sırtına, omurga boşluğuna batırdı.

Rodius acıyla kükredi. Refleksle pençesini arkasına savurdu ve Yuichi'yi havada yakaladı. Boynundan tuttuğu Yuichi'yi yere, taş zemine öyle sert bir şekilde yapıştırdı ki, yer çatladı ve Yuichi bilincini kaybetti.

Bu sırada, yıkıntıların arasından Shou çıktı. Sarsıntıdan dolayı başı dönüyor, kemikleri sızlıyordu ama öfkesi ona güç veriyordu. Grubunu katleden Rodius'u görünce kılıcını çekti.

"Seni lanet olası canavar!"

Shou, kılıcını iki eliyle tutarak Rodius'a doğru bir ok gibi fırladı. Rodius, diğer savaşçılarla meşgulken gelen bu saldırıyı son anda fark etti ve elinde tuttuğu baygın bir savaşçıyı kalkan niyetine Shou'ya fırlattı.

Shou, yoldaşını havada yakalayıp nazikçe yere bıraktı ve hiç hız kesmeden tekrar saldırdı. Beş kişiyle aynı anda savaşan Rodius'un savunması zayıflamıştı. Shou, kılıcını Rodius'un bacağına saplayarak ona ilk ciddi hasarı verdi. Rodius pençesiyle karşılık verdiğinde Shou, akrobatik bir hareketle geri çekildi ve kılıcını Rodius'a doğrulttu.

"Öldürdüğün her dostum için vücudundan bir uzvunu alacağım Rodius! Seni parça parça edeceğim!"

Shou, bir fırtına gibi saldırıyordu. Rodius'un kaya kadar sert derisi bile bu kutsal kılıcın darbelerine dayanamıyordu. Bu sırada büyücüler hazırlıklarını tamamlamıştı. Rodius, Shou ile meşgulken arkadan vuruldu.

"Zehirli Sarmaşık!"

" Cehennem Ateşi!"

İlk önce yeşil bir asit bulutu Rodius'u sardı, derisini eritmeye başladı. Ardından gelen ateş topu, açık yaralarını derinleştirdi. Rodius acıdan öyle bir çığlık attı ki, camlar patladı.

Shou, bu fırsatı kaçırmadı ve dikkati dağılan Rodius'un kalan tek pençesine derin bir kesik attı. Rodius geri çekilerek savunmaya geçti. Vücudu sınırdaydı, kan kaybediyordu ve nefes nefese kalmıştı.

Nanagi, efendisinin koruyucusunun bu halini görmeye dayanamıyordu ama müdahale ederse anında öleceğini biliyordu. Kortus ise tamamen çökmüş, dizlerinin üstünde sallanarak Tokito'nun saçlarını okşuyor, anlamsız şeyler mırıldanıyordu. Yaralı General Guter ise duvara yaslanmış, çaresizce izliyordu. Rodius, arkasındaki bu enkaz yığınını koruyan tek duvardı.

Shou kılıcını havaya kaldırarak son darbe için hazırlandı.

"Pes etmezsen seni öldürmek zorunda kalacağım Rodius! Senin ölmeni istemiyorum çünkü bu sadakatine saygı duyuyorum. Çekil önümden!"

Rodius, bir anne kedi gibi hırlayarak arkasındakilere siper oldu. "Beni öldürmen kolay olmayacak çocuk. Bunu garanti edebilirim."

"Seçimini yaptın. Büyücüler! Arkadaki herkesi hedef alın! Yok edin!"

"Buna izin vermeyeceğim!"

Rodius kollarını iki yana açarak canlı bir kalkan oldu. Nanagi, gözyaşları içinde son gücünü topladı.

"Mutlak Kalkan!"

Nanagi, Rodius'un önüne kaleden bir parça gibi devasa bir demir duvar çekti. Rodius duvara bakıp Nanagi'ye döndü; Nanagi, tek gözü açık, acı bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Rodius, yoldaşının fedakarlığını görünce gözleri doldu ama ağlayacak zaman değildi.

Rodius, elindeki kasları sıkarak kanamayı zorla durdurdu. Planı, büyüler duvara çarptıktan sonra dumanın içinden fırlayıp saldırmaktı.

Ancak Shou zekiydi. Bu bir blöftü. Demir duvarın üstüne sıçradı ve aşağıya, Rodius'a bakarak sırıttı. "Aradığın benim değil mi?"

Shou aşağı atlarken kılıcı parlamaya ve büyümeye başladı. Rodius, yukarıdan gelen bu saldırıyı karşılamak için kalan son pençesini kaldırdı. Kendini feda edecekti. Ancak Shou, havada yön değiştirip kılıcını Rodius'a değil, yerde yatan Tokito'nun bedenine fırlattı.

"Önce yılanın başı!"

Kılıç Tokito'ya doğru hızla giderken Rodius çaresizce bağırdı: "Şeytan Kral!"

Kılıç Tokito'nun kafasına saplanmak üzereyken, Kortus bir gölge gibi efendisinin önüne atladı.

"Efendimin ölüsünü kendi bedenimle koruyacağım!"

Saplama sesi. Kılıç, Kortus'un göğsüne saplandı fakat saplandığı yerde kalınca Shou kılıcını geri çağırdı.

Rodius dizlerinin üstüne çöktü. Nanagi hıçkırıklara boğuldu. Kortus, ağzından kanlar gelirken efendisine dönüp gülümsedi. "Sonunda... Yanınıza geliyorum Şeytan Kral. Beni bekleyin."

Ve gözleri kapandı.

Rodius, artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını hissetti. İçindeki tüm manayı, yaşam enerjisini tek bir noktaya topladı. Damarları patlıyor, gözlerinden kan geliyordu ama umursamadı.

"Seni öldüremesem bile... Her şeyimi seni hapsetmek için kullanacağım! Altılı Su Büyüsü: Gelişmiş Su Hapishanesi!"

"Ölmeden önceki son çırpınışların mı? Göster bakalım!"

Rodius, normal bir su küresini kendi kanı ve zehriyle birleştirerek devasa, köy büyüklüğünde bir hapishaneye dönüştürdü. Bu büyü, içindekilerin gücünü emiyor, Rodius'unkini artırıyordu. Küre, Rodius'un hareketiyle havalandı ve Shou'yu içine hapsetti.

Rodius da sıçrayarak kürenin içine girdi. Dışarıdaki büyücüler ne kadar saldırsa da büyüleri küre tarafından yutuluyordu. İçeride Shou, kılıcıyla suyu kesmeye çalışıyor ama su anında iyileşiyordu. Rodius kahkaha attı.

"Ne kadar da aptal görünüyorsun Kahraman! Burası benim dünyam!"

"Senle benim son savaşımız burada olacak Rodius. Bu büyü senin de büyü yapmanı engelliyor!"

"Bu büyüyü kullanmak için kaybetmiş numarası yaptım. Sen benim düşmanım bile olamazsın Shou. Biz buradayken Şeytan Krallığı'nın asıl ordusu, Vikont Fujih ve askerleri buraya geliyor. Liderleri olmayan bir grup ne yapar sence?"

Shou'nun gözleri dehşetle açıldı. "Oyalama taktiği miydi? Beni serbest bırak şerefsiz!"

Shou kılıcıyla Rodius'a saldırdı ama suyun içinde hareketleri yavaştı. Rodius ise suda bir balık gibiydi.

Dışarıda ise, Fujih ve on bin kişilik ordusu savaş alanına girmişti. Kutsal Savaşçılar kuşatılmıştı. Fujih, yaralı Guter'i güvenliğe aldırdıktan sonra Nanagi'nin yanına gitti.

"Geç kaldığım için özür dilerim. Durum ne?"

"Efendimiz... Kortus..." Nanagi konuşamıyordu.

Fujih, yerdeki manzarayı ve havadaki su küresini görünce durumu anladı. Sonra gözü, bir köşede titreyen küçük kıza, Lilia'ya takıldı.

"Bu insan... Bir insanın burada ne işi var?"

Fujih, acımasız bir soğukkanlılıkla kızın yanına gitti. Lilia'yı boğazından tutup havaya kaldırdı. Lilia çırpınıyor, ayakları havada sallanıyordu. Nanagi durdurmak istese de askerler onu tuttu.

"Krallığımıza saldıran Tafavu askerlerinden bir tanesi olmalı. Temizleyelim."

Yukarıda ise savaş sona yaklaşıyordu. Shou, yavaşlamasına rağmen kutsal gücünü çağırdı.

"Tanrının kutsal gücü seni çağırıyorum. Excalibur'a yol göster ve karşımda ne varsa öldürmeme yardım et. Kutsal büyü: Tanrının İnfazı!"

Kılıcı kör edici bir ışıkla parladı. Shou, tüm gücüyle kılıcı indirdi. Rodius, saldırıdan kaçmak yerine göğsünü siper etti. Darbe, su küresini yardı ve Rodius'u biçti. Küre patlayarak dağıldı.

Shou ve ağır yaralı Rodius yere çakıldı. Rodius hareket edemiyordu. Fujih, Rodius'un düştüğünü görünce elindeki kızı bir çöp gibi duvara fırlattı. Kızın küçük bedeni duvara çarpıp yere yığıldı, hareketsiz kaldı.

Fujih kılıcını çekti ve Shou'ya doğru yürüdü. "İşgalciyi hallettikten sonra sizinle ilgileneceğim."

Tam o sırada, herkesin önündeki ekranlar kan kırmızısı bir ışıkla açıldı. Robotik bir ses tüm alanda yankılandı.

"UYARI: Şeytan Kral mühründen kurtuldu. Ruh transferi tamamlandı. Etrafta bulunan tüm mana Şeytan Kral tarafından çekilmeye başlanacaktır!"

Bu kelimelerden sonra ekranlar tamamen kapandı, bulutlar toplanmaya başladı. Tüm canavarlar can haliyle kaçarak uzaklaşmaya başladılar. Herkes Tokito'nun bedenine baktığında bir farklılık görememişti. Çoğu ekranın yanlış bir şey söylediğini düşünüyordu.

Ortalığı kaplayan sessizliği bir süre sonra kılıç sesleri almaya başladı. Shou ve Fujih birbirleriyle dövüşüyordu. Rodius efendisinin başına koşup kalan aurasını efendisini korumaya devam etmek için kullanıyordu. Efendisinin sağında dizinin üstünde oturarak onu koruyan Rodius onun geri döneceğini düşünmüştü.

Shou yavaşladığı için düşük seviye olan Fujih bile ona ayak uydurabiliyordu. Fujih ona saldırsa bile Shou kılıcını sürekli savurarak kendini korumaya devam ediyordu. Savaşın kozunu değiştirmesi gereken Tokito savaş sırasında ne yapıyor? Tokito ise bu savaş sırasında Kando ile savaşıyordu...

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar