Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 24 - Nefi'nin Kararı
Nefi'nin kendisini abisi için feda ederek mühürlemesiyle, o sahte cennet bir anda sessizliğe bürünmüştü. Rüzgâr bile esmeyi bırakmış, zaman donmuş gibiydi. Ruhunun kalan son kırıntısı da Tokito'nun sol kolunun üstünde, omzuna yakın bir yerde beliren sarı, parlayan ve üzerinde hüzünlü bir gülen yüz olan mühürde saklanıyordu. Tokito sol omzunda yanan bu mührü fark ettiğinde, Nefi'nin sıcak varlığının artık yanında olmadığını, bir boşluğun onu yuttuğunu hissetti.
Büyük, kadim ağaçların dallarından örülmüş o devasa ejderha yuvasının içinde volta atarak kara kara düşünüyordu. Sağ elini çenesine koymuş, boşluğa bakıyordu. Kafası bu tür duygusal ve metafizik olaylara yatkın olmadığı için, daha pratik bir çözüm bulmaya, cevapları aramaya karar verdi.
Yuvadan aşağıya inmek için önce yuvanın duvar gibi yüksek dallarına tırmandı, sonra kendini boşluğa bıraktı. Bulunduğu bu ruhani gezegende fiziksel olarak ölmeyeceğini bildiği için, yere çakıldığında acı bile hissetmeden, bir tüy gibi hafifçe kalktı. Üstünü silkeleyen Tokito, ormana doğru kararlı adımlarla yürümeye başladı.
"İlk Şeytan Kral Kando mu? O rüyalarımda gördüğüm, beni buraya çeken şeytan olmalı. Neden kızı, Nefi böyle bir şey yaptı? O kaybolunca omzumun üstünde bu mühür belirdi. Bu ne anlama geliyor?"
Hızlı adımlarla yürüyen Tokito, sessiz ormanda çok fazla ses çıkarıyordu. Öfkesi adımlarına yansıyor, toprağı savuruyor, nefesi yankılanıyordu. Etrafına göz gezdirip tekrar önüne bakarak, gökyüzüne uzanan devasa ağaçlarla dolu ormanda ilerliyordu.
Ormanda bulunan kuşların tiz sesi, bu yapay cennette Tokito'nun kulağına tuhaf bir şekilde huzur veriyordu. Yürüdüğü yolun kenarında bulunan pembe, sarı ve kırmızı renkteki çiçeklerin kokusu burnunda bayram ettirmişti. Ancak bu güzellik, içindeki huzursuzluğu bastıramıyordu. Ormandan çıktığında, çok uzakta bulunan bir tepede İlk Şeytan Kral'ın silüetini gördü. Tokito onu görünce elini salladı fakat karşısındaki onu görmemiş gibiydi. Kando arkası dönük bir şekilde, ufukta kaybolan bir şeyi izliyor gibiydi. Tokito yemyeşil çimenlerin üstünde koşarak onun yanına geldi.
Kando'nun baktığı yere baktığında dehşete düştü. Dünya, ufuktan başlayarak siliniyordu. Yeryüzü, gökyüzü, dağlar... Her şey dijital bir hata gibi siyah kareler tarafından yutuluyor, hiçliğe karışıyordu. Tokito, Kando'nun omzuna eliyle bastırıp onu kendine çevirdi. Kando'nun yüzü tamamen silinmişti; gözleri, burnu, ağzı yoktu. Sadece karanlık bir boşluk vardı.
"Kando? Yüzün... Burada neler oluyor böyle?"
"Artık her şey bitti Tokito. Bu dünya çöküyor. Bu gidişle ben de silineceğim, tarihten tamamen kazınacağım." Sesi, o yüzsüz boşluktan boğuk bir şekilde geliyordu.
"Ne demek istiyorsun? Neden siliniyorsun? Sen bu dünyanın yaratıcısı değil misin?"
"Nefi... O bu dünyayı ayakta tutan ana kolondu. Onun saf büyüsü ve hayal gücü sayesinde ruhum hayatta duruyordu. O gidince, temel çöktü."
"Nefi neden kayboldu? Benim yanımdaydı, beni kurtaracağını söyledi ve sonra..."
Kando, Tokito'yu beklenmedik bir güçle iterek yere düşürdü. Tokito tekrar kalkmaya çalışınca, yüzü olmayan Kando'dan siyah, zift gibi gözyaşları dökülmeye başladı.
"Nefi seni ve senin o sefil dünyanı kurtarmak için bedenini, varlığını mühürledi! Sol kolunda olan o şey bir mühür. O yanında olduğu sürece, yaptığımız o karanlık anlaşma baskılanacak, 'Zalimlik' seni ele geçiremeyecek. Ama bedeli onun varlığı oldu!"
"Peki nasıl geri getireceğim? Onun gibi küçük ve tatlı bir kızın ölmesine, yok olmasına asla izin vermem! O benim kardeşim gibiydi!"
"Geri döneceksin Tokito. Tek şansın bu. Bedenine dön ve yaşa."
"Peki nasıl geri döneceğim Kando? O kızı geri getirmek için her şeyi yaparım, gerekirse ruhumu satarım!"
"Nefi senin anlaşmanı yutmak için kendisini kısıtladı, parçaladı. Muhtemelen ruhu ikiye bölündü; yarısı sende, yarısı dünyada. Onu sen istemeden, farkında olmadan kurtaracaksın. Ama... Dünyaya buradan anı götüremezsin. Burayı unutacaksın."
Tokito, Kando'nun son söylediğini duyunca donakaldı. Gözleri tamamen açıldı ve ellerini sıkmaya başladı. Unutmak mı? Nefi'nin fedakarlığını unutmak mı? Kando yüzü kaybolduğu için ifadesizdi ama omuzları çökmüştü.
"Bu dünyayı kurtarmadan, Nefi'yi hatırlamadan asla dönmeyeceğim! Seni ve onu ölüme terk edemem."
"Aptal mısın? Burayı nasıl kurtaracaksın? Sen sadece bir insansın!"
"Sistemi kullanacağım. Nefi hâlâ sistemde yaşıyor, onun bir parçası olduğunu biliyorum!"
Tokito gözlerini kapatıp odaklandı.
"Yönetici kodu: Sanal Dünya!"
"Sistem: Yönetici hakları açılıyor. Lütfen kim olduğunuzu doğrulayın."
"Ben Tokito! Masajuka Tokito! Şeytan Kral!"
"Sistem: Erişim reddedildi."
"Ben... Ben Nefi'nin abisiyim!"
"Sistem: Yönetici hakları doğrulandı. Nefi Revilian'nın hakları kısa süreliğine Masajuka Tokito'ya devredildi."
"Yalvarırım Nefi... En azından burada ol. Kando'nun sana ihtiyacı var."
Mavi ekran tekrar kan kırmızısına döndü. Tokito ekranda yazan o soğuk gerçeği gördü. Yazan kelimeler onun kalbini dondurdu.
"Sistem: Nefi Revilian tamamen mühürlendi. Mührünü yavaş yavaş açmak için kendi dünyanızda seviye atlayın ve güçlenin. Bulunduğunuz sahte Dünya'nın silinmesi geçici olarak durduruldu. Tam onarım için Nefi'nin gücünün yüzde onluk kısmı gereklidir."
Ekran bu kelimelerden sonra tekrar maviye döndü ve yazılar silindi. Kando, Tokito'yu teselli etmek için elini uzattı ama yapamadı. Tokito'nun gözleri dolmuştu, eli titriyordu. Dizlerinin üstüne çöküp çimene, o sahte toprağa vurmaya başladı.
"Acını biliyorum Tokito... Aynı acıyla, aynı pişmanlıkla ben 5000 senedir yaşıyorum ama en azından şansın var. Seni dünyaya göndermenin yolunu bulmalıyız."
"Nefi'yi dünyaya getirmek artık benim vazifem fakat gidince unutacağım. Söylesene Kando, unuttuğum bir şeyi nasıl kurtarırım?"
"Ben bir tanrı değilim geleceği bilemem ama bildiğim tek şey; Nefi'yi geri getirmek senin kaderin. Ruhun unutsa da kalbin hatırlar."
"Onu nasıl geri getireceğim?"
Kando kafasında bulunan düşüncelerden arınmak, biraz olsun hafiflemek için manzarayı seyretmeye başladı. Aniden, histerik bir şekilde gülmeye başlayan Kando kafasını hafifçe kaldırmış bir şekilde, silinen gökyüzüne bakıyordu. Onu omzundan tutan Tokito kendisine çevirerek o yüzsüz surete bakmaya zorlamıştı. Kando Tokito'nun elini iterek, "Geri getirmek istiyorsan sadece yaşaman, hayatta kalman yeterli. O senin içinde yaşıyor," dedi.
Kando yürümeye başlayarak Tokito'dan uzaklaşmaya başladı. Tokito hâlâ cevapları almak istediği için Kando'yu arkasından takip etti. Çimenlerin üstünde yavaş yavaş yürüyen ikili, yolda havada asılı duran, etrafındaki ışığı yutan bir siyahlığa denk geldiler.
"Bu ne Kando? Siyah bir delik gibi ama havada duruyor."
"Sonunda... Onu elde etmeyi başardım. Karşılığında kızımı vermek fena bir takas değildi."
Kando'nun sesindeki o ani değişim, o soğukluk Tokito'yu ürpertti. Tokito onun yüzüne saf, anlamayan bir şekilde bakıyordu. Kando ona bakarken elini omzuna koyarak, "Bulduğumuz şey bir Boyut Açığı," dedi yüzünde beliren o eski, sinsi gülümsemeyle. Yüzü geri gelmişti.
"Boyut açığı dediğimiz şey de nedir?"
"Beni iyi dinle insan. Nefi'nin ruhu kaybolduğunda dünya silinmeye başlamıştı, hatırladın mı?"
"He, öyle olmuştu."
"O delikler a- Bir daha bana 'he' gibi bir üslupla cevap verirsen o bacaklarını kırarım velet!"
"Sus ve anlatmaya devam et bücür. Zaten küçücük bir şeysin."
"Ölmek mi istiyorsun lan sen?!"
Kando bir anda sıçradığında Tokito gülerek kaçmaya başladı. Kando sinirliydi fakat Tokito onun sinirini kullanıyordu, hatta bu kovalamacadan zevk alıyordu. Yeşil çimenlerin üstünde sanki bir köpekten kaçarcasına kaçan Tokito, yine siyah karelerden birine, bir açığa denk gelince durdu.
Peşinden gelen Kando onu tam yakalayacakken Tokito'nun ani manevrası sebebiyle Kando'nun eli siyah küpün içine girdi. Kando elini çekmeye çalıştı ama eli sıkışmıştı. Tokito onu tutarak çekmeye çalıştı fakat Kando'nun eli bir türlü geri gelmiyordu.
"Bu küp diğerinden farklı. Beni bırakmıyor!"
"Bu küp diğerinden farklı da ne demek?"
"Diğer küp boyut açığıydı fakat bu... Bu Nefi'nin Oburluğu. Dokunduğu her şeyi yiyor, siliyor!"
Kando tereddüt etmeden içeri sıkışan elini çekip kopardı. Kolu dirseğinden kopmuştu fakat kan akmıyordu; sadece siyah dumanlar tütüyordu. Tokito şaşırarak, "Bundan kan gelmiyor... Sen neyden yapıldın?" dedi. Kando sağlam elini Tokito'nun omzuna atarak sert, deli bir kahkahayla, "O iş öyle olmaz evlat. Burası basit bir yer değil, burası benim zihnim hahahahah!" dedi. Tokito ne dediğini hâlâ tam kavrayamıyordu...
Kando kahkahasını bitirdikten sonra elini Tokito'nun omzundan indirerek ciddileşti. "Burada olan kimse ölmez. Bedenimiz sadece bir yansıma. Sadece ruhu etkileyen saldırılar burada sana hasar verir ve o hasar kalıcıdır." dedi.
Tokito sağ elini yumruk yapıp sol eline vurarak, "Anladım, o halde ikimiz de burada ölümsüzüz. Peki bu bilgi neye yarayacak sayın Şizofren Bücür Kando?" dedi eğilerek ona alaycı bir şekilde bakarken.
Kando biraz uzaklaşıp sağ elini tamamen açarak havaya seslendi. "Gel bana Obur Kılıç!"
Tokito onun gözünde sadece boşluğa elini açmış bir deli gibi gözüküyordu. Kando eline bir şey gelmeyince hayal kırıklığıyla, "Biliyordum... Kılıç artık Nefi'nin kontrolünde değil, o da mühürlendi," dedi gökyüzüne bakarken.
Tokito arkasından bağırarak, "Şizofreni Bücür Kando şimdi de görünmez kılıçlarla mı oynuyorsun?" dedi. Kando Tokito'ya dönerek, gözleri parlayarak, "Senin o bacaklarını alırsam geriye sadece bücür bir gövde kalır, o zaman kim bücür göreceğiz!" dedi.
Tokito ona dil çıkardıktan sonra epey bir hızlı şekilde koşmaya başladı. Kando onu takip etmek yerine olduğu yere oturarak, "Hadi sıkıysa gel ve bana saldır. Kaçmak kolaydır," dedi. Tokito durduğu yerde oturmaya başlayıp, "Bücüre dokunursam deliliği bulaşır," dedi alaycı bir sesle.
Kando aslında içinden gülüyordu fakat o kibirli kişiliğinden dolayı Tokito'ya göstermiyordu. Nefi'nin gitmesi onu çok üzmüştü ama o Tokito'ya, onun potansiyeline tamamen güveniyordu. Ayağa kalkıp Tokito'ya yürümeye başladığında Tokito da ayağa kalkıp temkinli bir şekilde geri geri yürümeye başladı. Kando ona bağırarak, "Kaçmana gerek yok, gel. Bir plan yapalım, seni buradan çıkaralım," dedi sakin bir ses tonuyla.
Tokito yavaşlamaya başladığında Kando hafif fakat bir o kadar tatlı, babacan bir gülümsemeyle, "Sen benim tek umudumsun Tokito," dedi. Tokito'nun yüzü bir domates gibi kızardı, Kando biraz daha yaklaşarak elini uzattı.
Tokito, Kando'nun küçük elini görünce içinden, "Peki, kabul ediyorum. Sana güveneceğim," dedi ve elini sıktı.
Kando o küçük ve tatlı gülümsemesini koruyarak Tokito'nun yüzüne baktı ve fısıldadı:
"Hihihihih... İşte şimdi geri döndüm. Av tuzağa düştü."
Kando'nun vücudu bir anda değişmeye, büyümeye başladı. Sevimli çocuk formu parçalandı. Kan kırmızısı boynuzları daha da belirginleşip kıvrıldı. Kıyafeti yırtıldığında altından turuncu, üzerinde kurukafa simgeleri ve yasaklı rünler bulunan zırhlı bir kıyafet çıktı. Elma kırmızısı saçı uzayarak alev gibi dalgalandı. Kuyruğu bir yılan gibi uzayarak Tokito'yu boğazından yakalayıp havaya kaldırdı. Tokito kurtulmak için kuyruğunu tutmaya çalışsa da gücü yetmedi.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Kando? Hani anlaşmıştık?!"
"Hihihihih! Ne sen ne de Nefi... İkiniz de umurumda dahi değilsiniz! Nefi kendini mühürlediğine göre seni, o insan parçasını artık öldürebilirim ve bedenini tamamen ele geçirebilirim!"
"Gerçek yüzün buydu demek Kando! Sen bir hainsin!"
"Hihihihih, siz insanlar gerçekten düşündüğümden daha saf ve aptalsınız. Duygularınız sizi zayıflatıyor."
"Ne demek istiyorsun Kando? Amacın ne?"
"Dünyanızı, bu gördüğün siyah küpler, bu boyut açıkları sayesinde yok edeceğim! Yakında gerçek ordumla dünyanıza saldıracağım ve ne varsa, insan, şeytan, bitki... Hepsini dümdüz edeceğim! Kaos benim besinimdir!"
"Hah, ne de olsa şeytan şeytandır. İstediğin orduyla gel, hepsini durduracağım! Ben Şeytan Kralım!"
"Hihihihih, ne kadar da saf bir çocuk. Sen sadece bir kapsın."
Kando gülerek Tokito'nun boğazını sıkmaya devam etti. Tokito çırpınırken onu bir bez bebek gibi uzaklara fırlattı. Kando'nun vücudu biraz daha büyüyerek üç metreyi geçmiş, devasa bir iblise dönüşmüştü. Tokito acıyla ayağa kalktığında Kando üstüne saldırıp onu yerde dövmeye devam etti. Her darbesi ruhuna iniyordu.
"Zalimlik büyüsü olmadan, Nefi olmadan bir hiçsin insan! Hihihihi, Nefi şu halini görse sanırım ağlardı. Onu da mühründe yok edeceğim, ruhunu tüketeceğim!"
"Ben önemli değilim, zaten bir kez öldüm fakat o kız suçlu değil! Ona dokunmana izin vermem!"
"Bunların hiçbiri umurumda değil. Bir sene sonra... Geçit tamamen açıldığında zindanların kapıları kırılacak ve ordum serbest kalacak. Eğer 3 sene içerisinde ordumu durdurup zindanları kapatmazsan, ordum gerçek dünyaya adım atacak ve kıyamet kopacak."
"Ne gönderirsen gönder, hepsini durdururum! Duyuyor musun beni?!"
"Hihihihi, buradan çıktığında burayla ilgili anıların, Nefi, ben... Hepsi yok olacak. Silinecek. Gittiğin zamanki benliğin, o cahil halin bunu yapmazsa katledileceksin. Bir de... Buradan çıkman için küçük bir test: Bana bir kez bile olsa vurman lazım. Vurabilir misin küçük kral?"