Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 23 - Tokito'nun Kararı ve İlk Şeytan Kral
Tokito'nun bayılmasıyla beraber, Hafil Köyü'nü ve tüm Şeytan Krallığı'nı tehdit eden o uğursuz, kan kokulu sessizlik tekrar hâkim olmuştu. Rodius'un devasa aurası, Nanagi'nin sessiz gözyaşları ve Kortus'un hıçkırıkları arasında, Tokito'nun durumu hâlâ gizemliydi. Bedeni orada, savaşın ortasında hareketsiz yatarken, ruhu çok daha derin ve karanlık bir yolculuğa çıkmıştı. O hâlâ tahtta otururken, o ilk öfke anında gözlerini kapattığında her şey başlamıştı.
Gözleri kapandığında, kendisini nemli, küf kokan ve yosunlarla kaplı sonsuz bir tünelde bulmuştu. Tokito yavaş yavaş tünelde yürüyordu. Tavandan damlayan suyun tıp, tıp sesi ve duvarların kadim, çatlamış taşları Tokito'yu ürpertiyordu. Tünelin ortasında, loş bir ışığın altında bir şeytan kollarını birleştirmiş, sabırsız bir ifadeyle Tokito'ya bakıyordu.
Yavaş yavaş ona yaklaştığında karşısında duran şeytanın boyu küçüktü, bir çocuk gibiydi ama yaydığı aura asırlar kadar yaşlıydı. Boynuzları minnacıktı, saçı gece kadar siyahtı ve dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrılmıştı, dişleri ise testere gibi keskindi.
"Hihihihih, neden buradasın Masajuka Tokito? Yine mi kayboldun?"
Tokito kesinlikle emindi karşısında duran şey, sürekli rüyasında konuşan, zihninde yankılanan o gizemli varlıktı. Tokito onun önüne geldiğinde, çaresizliğin verdiği ağırlıkla dizlerinin üstüne çökerek ağlamaya başladı. Karşısında duran şeytan Tokito'nun ne yaptığını anlamamıştı, kaşlarını çattı. Tokito kafasını kaldırıp, yaşlı gözlerle şeytana bakmaya başladı.
"Lütfen... Bana tüm gücünü ver. Bu kadar güçsüz olmaya, sevdiklerimin zarar görmesini izlemeye dayanamıyorum."
"Hihihihi, sana verdiğim gücümün üçte biri yetmedi mi? Oysa onunla dünyayı fethedebilirdin."
"Yetmedi! Onu, o hain Guter'i ve bana karşı duran herkesi öldürmek için hepsine ihtiyacım var."
Şeytan gözlerini kıstı ve ellerini arkasında birleştirdi. Tokito'nun üzgün ama öfke dolu yüzüne yaklaşıp, bir sanat eserini inceler gibi süzdü. Tokito'nun gözlerindeki o karanlık kararlılığı görünce, memnuniyetle kulağına yaklaşıp fısıldadı.
"Kih, kih, kih... Bu gücü senin gibi bir insan kaldıramaz, küçük kral. Ruhunu kaybedersin, benliğin silinir. Bir canavara dönüşürsün."
Bu söylediği Tokito için bir şey ifade etmiyordu. Zaten bir kez ölen, ailesini kaybeden Tokito için zaman o öldüğünde durmuştu. Sevdiğini koruma uğruna ölen Tokito, bir kez daha sevdikleri için, Nanagi ve Kortus için bedenini ve ruhunu satmaya hazırdı.
"Yine de onları korumayı seçiyorum. Bedeli ne olursa olsun. Eğer tüm hainleri öldürürsem sevdiklerim güvende olacak. Ruhum umurumda değil."
"Sevgi? Güvende olmak? Bunlar gerçekten gerekli mi insan? Kih, kih, kih... Elimde bulunan güç kahramanı bile öldürebilir ama çok tehlikeli. İnsanlığından kalan ne varsa, o merhametli kalbin dahil, hepsini kaybedeceksin."
"Artık dayanamıyorum bu acıya. Lütfen sadece onları öldürmem için gücünü ver sonra ne istersen yapacağım. Kölen olurum."
"Pekâlâ, madem bu kadar istiyorsun... Sana tüm gücümü vereceğim. Ama anlaşma şartı ağır. Senin ruhunu rehin alacağım, bedenini ben yöneteceğim. Karşılığında bedenin, o muazzam güçle tüm hainleri ortadan kaldıracak."
"Bana sunduğun tüm şartları kabul ediyorum. Ne yapmam gerekiyor?"
Şeytan, zafer kazanmış bir komutan edasıyla Tokito'nun yüzünü tünelin sonuna çevirdi ve parmağıyla işaret etti.
"Sağ tarafında bulunan aydınlığa gidersen bedenine geri döneceksin, ama güçsüz kalacaksın. Sol tarafta bulunan o zifiri karanlığa gidersen... Senin ruhunu yutacağım ve benim dünyama, benim cennetime gideceksin. Bedenin ise dünyada işini bitirecek."
Tokito sağına, o zayıf ama onurlu yola ve soluna, o güçlü ama lanetli yola baktıktan sonra tereddüt etmeden karar verip sol tarafa, karanlığa doğru yürümeyi seçti. Şeytan o giderken arkasından bakıp gülümsedi. Gölgesi bir anda canlandı ve hareket etmeye başladı.
Gölgeden çıkan varlık bir kızdı. Tatlı, masum bir yüzü vardı ve kıyafetinde parlayan yıldızlar işlenmişti. Kolları yok gibi görünüyordu fakat aslında kolları bol kıyafetinin içindeydi. Başında pembe renkli, ayı kulakları içeren sevimli bir şapka vardı. Saçı açık sarı, gözleri ise hüzünlüydü. Şeytan kafasını okşayarak ona döndü.
"Hihihihi, bu insan bizi seçti kızım. Senin abin ve benim yeni oyuncağım, çocuğum olacak. Kod DHO aktif edilsin. Zalimlik büyüsünü aktif et ve tamamen, limitleri kaldırarak aktif hale getir."
Nefi'nin sesi titredi. "Abim bunu kaldıramaz baba. Bedeni bir daha büyü kullanamayabilir, yanıp kül olabilir. En kötü ihtimal olursa bir daha uyanamaz, sonsuza kadar arada kalır."
"Hihihihih, o aptal bunu kendisi istedi. Gitsin ve benim sahte cennetimde, yalanlar içinde hayatını yaşasın. Biz de dünyayı cehennemimiz yapalım, intikamımızı alalım."
"Tamam baba... Nasıl istersen. Yönetici hakları aktif! Masajuka Tokito'nun zalimlik büyüsünü aktifleştir."
"UYARI: Kod DHO zorla aktif ediliyor! Ruh bariyerleri kaldırılıyor. Zalimlik büyüsünün tam erişim hakkı elde edildi."
"Zalimlik büyüsü aktif ediliyor. Kullanıcı duyguları baskılandı."
Tokito gerçekleşecek korkunç olaylardan habersiz, karanlığın içine doğru yürüdü. Karanlığın sonunda göz kamaştırıcı bir aydınlık başladı. Kendisini bir anda cennet gibi bir yerde buldu. Gittiği yerde yemyeşil çimenler, rüzgârda dans eden rengarenk çiçekler, dalları meyvelerden sarkan ağaçlar ve neşeyle koşturan hayvanlar vardı. O, dünyada bedeninin yaşattığı vahşetten habersiz, sadece bu sahte cennetin tadını çıkarıyordu.
Şeytan onu uzaktan izleyerek durumunu kontrol ediyordu. Tokito gerçekten dünyayı, acıyı unutmuştu ve burada bulunmak onun için bir kaçıştı. Tokito cennette keyifli bir zaman geçirirken, bedeni gerçek dünyada Hafil Köyü'ne doğru bir ölüm makinesi gibi ilerliyordu.
"Neden sevdiklerini terk ettin?"
Şeytanın Tokito'ya sessiz bir şekilde, rüzgârla fısıldadığı sözlerdi bunlar. Şeytan Kral bu kadar kolay pes etmemeliydi, bu kadar çabuk kırılmamalıydı. Yemyeşil çimenlerin üzerinde yürüyerek Tokito'nun yanına gidiyordu. Tokito bir ağacın dalında oturmuş, elma yiyerek gökyüzünü seyrediyordu.
"Burada oyalanmanın anlamı ne? Bedenin orada savaşıyor!"
Şeytan ona bu sefer bağırarak söylemişti. Tokito onu fark edip aşağıya, boş gözlerle baktı. Şeytan onun bu vurdumduymazlığından, bu kabullenişinden nefret etmişti. Ağaca sert bir tekme attığında Tokito sallanarak dengesini kaybetti ve aşağı düştü. Sırt üstü düştüğü için canı yanmadı, normal bir şekilde geri kalktı.
"Gerçekten anlamıyorum. Neden sevdiğin insanlar için canını, ruhunu feda ettin? Değer miydi?"
Tokito elmasını ısırdı. "Sence can dediğimiz şey ne? Sadece nefes almak mı?"
Tokito bu sözleri söyledikten sonra çimene doğru kafasını eğdi, ilgisini kaybetti. Şeytan onun kafasına tekme atarak uzağa fırlattı.
"Senin yüzünden o krallıkta bulunan herkes savaşla yok edilecek! Bedenin kontrolden çıktı!"
Tokito hâlâ anlamıyordu, ya da anlamak istemiyordu; bu yüzden umursamadı. Ona göre bu yaptığı gerekli, zorunlu bir hareketti. Şeytan bir kez daha tekme attığında Tokito yuvarlanarak büyük bir kayaya çarptı. Şeytan onun önüne geldiğinde tekrar eğildi, yüzüne bağırdı.
"İnsan, sana soruyorum cevap ver! Neden ölmeyi seçtin? Neden savaşmadın?"
"Seni alakadar etmez! Ben huzur istiyorum!"
Tokito sinirliydi ve gözleri bir anlığına parladı. Eliyle şeytanı itti ve ayağa kalktı. Şeytan dişlerini sıkarak oradan ayrılmaya karar vermişti. Tokito artık ümitsiz bir vakaydı, kırılmıştı. Çimenleri öfkeyle parçalayan Şeytan oradan uzaklaştığında Nefi onu bekliyordu.
"Ne oldu baba? Vazgeçmiyor mu? Uyanmıyor mu?"
"O şerefsiz artık geri dönmeyecek. Ruhunu tamamen bıraktı."
İlk Şeytan Kral, gözyaşı döküyordu çünkü onun asıl istediği bu değildi. Tokito'nun güçlenip onları, bu laneti öldürmesini, özgür bırakmasını istiyordu.
"Onu ikna edemezsek Zalimlik büyüsü tam potansiyeline ulaşacak baba. Bu olduğunda dünya yok olur, amacımızın gerçekleşeceği bir yer kalmaz."
"O kadarını biliyorum! Ama beni dinlemiyor!"
Şeytan yanındaki ağacı eliyle parçalayıp dallarını aleviyle yok etti. Nefi babasının bu çaresiz durumundan çok fazla endişe duymuştu. Şeytan ona baktığında üzüldüğünü fark ettiği için sarıldı. Nefi babasının omzundan, uzaktaki Tokito'ya bakmaya başladı.
"Baba neden abimi geri göndermiyoruz? Zorla?"
"Ben de düşündüm onu kızım ama bunu yapamam, bir anlaşma yaptık. Kurallar, kurallardır."
"Şimdi ne olacak baba?"
Şeytan Nefi'nin söylediğini düşünmek için çimenin üstüne oturup ayağını uzattı. Nefi yanına hafifçe oturdu. Babasının yüzüne bakarken eliyle çimenleri koparıyordu. Şeytan yere tamamen uzanarak, kendi yarattığı sahte gökyüzünü seyretmeye başladı.
"Hihihihih, bir zamanlar geldiğim dünya böyleydi Nefi... Burayı eski evimi hayal ederek baştan yarattım. Ama o ev artık yok."
"Baba, Tokito ölürse biz ne yapacağız? Ben abimi sevdim."
"O aptalı boş ver, artık işimize yaramaz. Kararını veren birini döndüremezsin."
"İstediğimiz an durdurabiliriz. Abimi kaybetmek istemiyorum!"
"O anlaşmayı yaptığımızda ikimiz de mühürlendik kızım. Ben onun ruhunu rehin aldım ve karşılığında dileğini, intikamını gerçekleştirdim. Geri döneceğini, savaşacağını düşünmüştüm fakat o... O pes etti."
Şeytan Nefi'ye elinde bulunan, parlayan mor lanet mührünü gösterdi. Değişik bir alfabeyle yazılmış büyü harfleri vardı. Yavaşça ona elini sürdüğünde eli şeffaflaştı, yok oldu.
"Şimdi anladın mı? Bu mühür kaldırılamaz, artık geri dönüşü yok. Biz de burada hapsolduk."
Nefi abisinin yanına gitmek için kararlılıkla ayağa kalktı. Şeytan gözlerini kapattığı ve kendi acısına daldığı için Nefi'nin onun yanına gittiğini, aklından geçenleri bilmiyordu. Yavaş adımlarla ve üzgün bir yüzle abisinin yanına giden Nefi elbisesini düzelterek yanına oturdu.
Tokito aslında rüya görmüyordu, bilinci bu dünyadaydı; bu yüzden rüya görmek yerine uyuduğunda dünyanın zamanı hızlanıyordu. Gökyüzü kararmaya başlayıp gecenin başladığını haber ediyordu. Uykusunu alan Tokito kalktığında kendisine bakan bir kız çocuğu gördü.
"M-Melek mi geldi? Sen kimsin?"
Nefi'nin yüzü bir insana benzeyen sıradan yüz hatlarına sahip değildi aksine kusursuzdu. Nefi aslında hiçlikten gelen, kadim bir yaşam formuydu. Onu evlat edinen Şeytan Kral onun babası olmuştu ve ona şu an bulunduğu vücudu vermişti. Nefi tüm insanlardan daha fazla duyguya, saf bir kalbe sahip bir şekilde yaratılmıştı.
"Ben melek değilim abi. Bunları unutacak olsan da ben seni asla unutmam."
Tokito'nun aklı karışmıştı. Kafasını eliyle kaşıyarak Nefi'nin yüzüne uzun süre bakmaya başladı. Nefi'nin altın gibi saçları, kıyafetinde ve şapkasında parlayan yıldızlar onu resmen büyülemişti. Eliyle Nefi'nin yanağına dokundu. Nefi'nin yüzü utançtan elma gibi kızarmıştı.
"A-ABİ! Utanıyorum yapma şöyle şeyler."
"Sen gerçekten yumuşacık bir yanağa sahip tatlı bir kızsın. İsmin ne? Seni tanıyor muyum?"
"Bunca zamandır yanında durup koruyan, seni izleyen kişiyim. Ben senin bildiğin o mavi ekranım. İsmim Nefi."
"Sürekli bana bir şeyler gösteren, benimle konuşan ekran sensin demek... Hiç böyle hayal etmemiştim." Tokito kahkaha atarak gülmeye başladı. Nefi de aynı şekilde gülüyordu. İkisi beraber gözyaşları eşliğinde gülüyorlardı. Bu, iki yalnız ruhun buluşmasıydı. Tokito kalkıp normal bir şekilde oturmaya başladı. Nefi ona sarılmak isteyince Tokito onu şakayla karışık eliyle itti.
"Bu kadar samimi olamayız. Orada yatan o huysuz şeytan seni cezalandırır."
Nefi üzülmüştü ve gözleri ağlayacakmış gibi bakıyordu. Tokito onun bu yüzüne dayanamadığı için Nefi'yi elinden tutup kendine çekti ve sarıldı. Onu sıcak bedeniyle sarmalamıştı. Ellerini sırtında birleştirerek sarılmaya devam etti. İkisi de çok fazla duygusal oldukları için sessizce ağlıyorlardı.
Tokito aslında burada, bu huzur içinde ağlarken; bedeni gerçek dünyada diğer herkesi, Nanagi'yi, Kortus'u ağlatmaya devam ediyordu. Hapishaneyi yok edip Hafil Köyü'ne giden Tokito'nun bedeni, orada, o meydanda durdurulacaktı.
Tokito bunlardan habersiz bir şekilde Nefi ile sarılmasına devam ediyordu.
Bir süre sarılmaya devam ettikten sonra Tokito Nefi'den ayrılarak ayağa kalktı. Nefi'nin elinden tutup beraber yürümeye başladılar. Ağaçların yanından geçerek manzarayı izliyorlardı. Yemyeşil dağlar, büyük bir orman, tatlı hayvanlar ona geldiği dünyayı, kaybettiği evi hatırlatıyordu.
İlk Şeytan Kral Kando, onlar uzaklaştıktan sonra yavaş yavaş gözlerini açmaya başladı. Gözlerini ovduktan sonra kalktı ve su büyüsüyle yüzünü yıkadı. Etrafına baktığında kimse yoktu. Bağırarak kayıp iki salağı arıyordu.
"Tokito! Nefi! Neredesiniz! Oyun oynamayın!"
Cevap gelmeyince içi ürperdi. "Bir dakika yoksa... Sakın onu yapayım deme Nefi! O yasak!"
Evet, ilk şeytan kralın endişesi doğruydu. Nefi kendisini feda etmeye, yasak bir büyüyü kullanmaya çalışıyordu. Bu yüzden Nefi Tokito'yla uzaklara, babasının erişemeyeceği yere gitmişlerdi. İlk Şeytan Kral koşarak her yerde onları aramaya başladı. Nefi'nin yapmak üzere olduğu şeyi durdurması lazımdı.
"Lütfen, beni bırakma Nefi! Onun için, bir yabancı için kendini feda etme! Sen benim her şeyimsin!"
Ağlayarak etrafı gezen şeytan kral her yerde onları arıyordu. Ormanların içine girip etrafta bulunan her ağacın dalına, çalıların arasına, mağaralara kısacası bulunduğu dünyanın her bir noktasına bakıyordu. Ağlayan kral sinirlenip elini yere vurdu. Deprem yaratan kral sinirliydi ve bu öfkesi önüne çıkan her şeyi yok etmeye yeterliydi ama kızını bulamıyordu.
Nefi ve Tokito uzun bir yol yürüyerek, dünyanın sınırındaki o yüksek dağa ulaştılar. Dağ normal bir dağdı fakat tepesinde kadim bir ejderha yuvası vardı. Tokito, yorulan Nefi'yi sırtına alıp oraya tırmanmaya başladı.
Zıplayarak ulaştıktan sonra Nefi'yi yuvaya nazikçe bıraktı, sonra kendisi de yuvaya girdi.
"Burası bahsettiğin yuva olmalı Nefi. Peki ejderha yumurtalarının olduğu bu yuvaya neden geldik? Uzun bir yolculuk gerekti buraya gelmek için."
Nefi abisinin yüzüne, her bir çizgisine ezberlemek istercesine bakmaya başladı. Tokito fark edince Nefi'ye bakmaya başladı. Nefi onun yüzünü görünce kalbi sıkıştı. Karşısındakini kıyafetinden tutup kendi yüzüne yaklaştırdı. Tokito biraz utanmıştı fakat Nefi ciddi, hatta hüzünlü görünüyordu.
"Abi... Senin bedenini kurtarmanın, geri dönmenin bir yolu var deseydim ne derdin?"
Tokito şaşırmıştı çünkü bu soruyu beklemiyordu. Ellerini sıkarak kararsız bir cevap vermeye karar vermişti. Nefi heyecanlı ve umutlu bir şekilde yüzüne bakıyordu.
"Bilmiyorum... Burası çok güzel, acı yok, geri dönmek istemiyorum. Ama... Diğer tarafım da orayı, Kortus'u, Nanagi'yi özlüyor. Beni seven şeytanları, halkımı yüzüstü bırakmamam lazım."
"Biliyordum... Senin her zaman bir tarafın nazik, bir tarafın umursamaz. Burada durmana gerek yok abi. Biz sana geleceğiz, ruhun hep bizimle olacak. Karşılaştığın o huysuz şeytanın ismi Kando. Ona iyi bak, o aslında çok yalnız."
Nefi Tokito'yu göğsünden itti ve uzaklaştı. Tokito ne olduğunu anlamamıştı. Nefi'ye yaklaşmak istese de Tokito, Nefi'nin görünmez bir büyüsü tarafından durduruluyordu.
"Ne demek i-"
Tokito daha sözünü bitiremeden Nefi'nin önünde, havada bir ekran belirdi. Tokito'nun ekranına benziyordu fakat kan kırmızısı rengindeydi ve üzerinde karmaşık, yasaklı rünler vardı. Tokito ne yaptığını anlamadığı için sadece bekledi, hareket edemiyordu.
Nefi son kez Tokito'nun yüzüne, o mavi gözlere baktıktan sonra hüzünle gülümseyerek ekrana geri döndü. Gözünden bir damla yaş süzüldü.
"Yönetici kodu: Büyü Baskılama ve Ruh Takası."
"UYARI: Yönetici kodu aktifleştirildi. Masajuka Tokito'nun yaptığı anlaşma mühürleniyor. Bu işlem için Nefi Revilian'nın bütün büyü gücü, varlığı ve ruhu yakıt olarak kullanılacaktır. Bu işlem geri alınamaz. Bundan emin misiniz? E/H?"
Nefi, titreyen parmağıyla butona bastı. Evet.
"İşlem Onaylandı. Masajuka Tokito'nun ilk Şeytan Kral Kando Revilian ile yaptığı anlaşma mühürlenmiştir. Zalimlik büyüsü tamamen devre dışı bırakıldı."