Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 22 - Zombi Kral 3. Kısım
Kalede Kortus'un acı çığlığı yankılanırken, Tokito sadık hizmetkârının omzundan kopardığı kanlı et parçasını mideye indirmişti. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir tanıma belirtisi vardı; sadece saf, hayvani bir açlık ve öfke parlıyordu. Nanagi ve Rodius, efendilerinin bu canavarca dönüşümü karşısında dehşete düşmüş olsalar da Zombi Kral'ın karşısında dimdik durdular.
Tokito bir kuduz köpek gibi hırlıyor, ağzından salyalarla karışık kan akıtıyordu. Nanagi, Mutlak Kalkan büyüsünün işe yaramayacağını efendisinin o karanlık alevlerinin her şeyi erittiğini bildiği için risk alıp mesafeyi kapatmaya çalışıyordu.
Rodius ise kararsızdı. Dev pençeleri titriyordu. Karşısında duran bu yıkım makinesi, korumaya yemin ettiği efendisiydi. Kalbi Tokito'nun ruhunun hâlâ orada bir yerlerde hapsolduğuna inanmak istiyordu. Bu tereddüt, ona pahalıya mal olabilirdi.
Nanagi, kılıcının kabzasını terli iki eliyle kavrayıp, bir ok gibi dümdüz saldırdı. Kılıcıyla koşarken karşısındaki kıpırdamadı bile. Sadece onların yaklaşmasını, avının tuzağa düşmesini bekliyordu. Nanagi, son anda şaşırtmak için bir anda sol tarafa yönelip Tokito'nun kör noktasına geçmeye çalıştı.
Kılıcıyla arkadan saldırmak istese de Tokito'nun zayıf bir noktası yoktu. Sanki sırtında da gözleri vardı. Nanagi kılıcını savurduğunda, Tokito insanüstü bir refleksle eğildi ve kılıç boşluğu kesti. Nanagi, Guter savaşamayacak halde olduğu ve desteği olmadığı için dezavantajlıydı. Tokito'nun sürekli değişen saldırılarına karşı sadece hayatta kalmaya çalışıyordu.
Tokito kör ve sağır olmasına rağmen, aurası sayesinde düşmanının ayak seslerini, kalp atışlarını ve hatta kaslarının gerilmesini bile hissedebiliyordu. Nanagi, kılıcının kırılmaması için çok fazla aura kullanmak zorunda kalıyor, manası hızla tükeniyordu.
Tokito aurasını eline, o kapkara pençesine yoğunlaştırıp Nanagi'ye doğru vahşi bir sıçrayış yaptı. Nanagi'nin aurasını okuduğu için, önce üzerine gelen kılıcı çıplak eliyle tuttu. Metal gıcırdadı ve Tokito kılıcı bir dal parçası gibi bükerek ortadan ikiye kırdı.
Diğer eliyle Nanagi'nin kafasını tutup ezmek üzereyken, Rodius kükreyerek savaşa dahil oldu. Tokito'nun dikkati dağıldığı için Nanagi'yi bir bez bebek gibi duvara fırlattı ve Rodius'a döndü. Rodius, sıçrayarak devasa yumruğuyla Tokito'nun karnına vurdu. Darbe o kadar sertti ki Tokito'nun karnında kocaman bir delik açıldı. Ancak Tokito ne geri çekildi ne de acı belirtisi gösterdi.
Tokito'nun kanı yerleri siyaha çalan bir kırmızıya boyamıştı fakat o canavar hâlâ savaşabilecek güce sahipti. Yenilenmesi baskılanmış bir Şeytan Kral'ın, saf öfkenin gerçek gücü buydu. Rodius, efendisinin kafasını duvara sıkıştırıp, onu bayıltmak umuduyla seri yumruklar atmaya başladı. Saniyede yaklaşık otuz defa inen yumruklar duvarı oyuyordu. Tokito ise aurasını kafasına yönlendirerek kafatasının parçalanmasını engelledi. Rodius yorulup yumrukları yavaşladığında, Tokito elini tuttu ve fırlattı.
Deprem olacak büyüklükte bir sarsıntıyla koca aslan ağzından kan tükürdü ve yerde, kraterin içinde öylece kaldı. Rodius'un gücü buraya kadardı. Artık en önemli görev, kılıcı kırılmış Nanagi'ye kalmıştı.
Tokito, onların savaşamayacağını auralarından anlayıp asıl hedefine, köşede sinmiş titreyen Guter'e doğru yürümeye başladı. O artık sadece Guter için değil, bütün dünya için bir tehditti. Guter'e yaklaşmak için topal, aksak ama durdurulamaz bir şekilde yürüyordu. Onun saçlarından tutup havaya kaldırdı ve tekrar yere, yüzüstü yapıştırdı. Parmağındaki tırnakları zorlayarak daha da uzatan Tokito, onları birer bıçak gibi Guter'in kafasına saplamak üzere kaldırdı.
Tam o sırada, Guter bir anda gölgelerin içine çekilip kayboldu.
Kortus... Sonunda kendisine gelmiş ve silahı olan yelpazesiyle, kanayan omzuna rağmen efendisinin karşısına dikilmişti. Tokito, bunun ısırdığı kişinin, kendi kanını taşıyan kişinin manası olduğunu anlamıştı. Kortus kanayan omzunu yırtık bir kumaşla kapatmıştı ve baygın Rodius'u uyandırmıştı.
Rodius kalktıktan sonra Nanagi'nin yanına gidip fısıldadı.
"Efendimizi Kortus bir süre oyalayabilir. Işık büyüsü onu şaşırtıyor. Şeytan Krallığı ordusu şu an Hafil Köyünde olmalı. Oraya çekilmeliyiz. Merak etme Guter güvende olunca onu köye yaklaştırmayacağız, tuzağa çekeceğiz."
Nanagi istemese de Kortus aralarında en az hasar almış kişiydi. Ciddi dövüşürse efendisini yarım saat oyalayabilirdi. Nanagi, Kortus oyalarken Guter'i sırtlayıp koşmaya başladı.
Tokito, Kortus'un aurasını okuduğu için Guter'in kaçırıldığını, onun kokusunun uzaklaştığını anlamamıştı. Tek odak noktası önündeki kişiydi. Kortus, yelpazesinin en güçlü tekniği olan "Donucu Kesik" büyüsünü kullanarak aurasını saklamaya çalışıyordu.
Tokito hem vücudu bir volkan gibi kaynadığı için hem de anormal derecede hızlı olduğu için mesafeyi kapatıyordu. Kortus yelpazesini kapatıp yıkık bir duvara doğru koştu. Tokito arkasından sanki bir kanguru gibi sıçrayarak, yıkıntılar üzerinden takip ediyordu. Hızları o kadar yüksekti ki, etraflarında yanan alevler yarattıkları rüzgâr nedeniyle sönüyordu.
Duvara geldiğinde Kortus duvara yaslandı ve ellerini iki yana açarak, hüzünlü bir gülümsemeyle, "Gelin ve beni öldürün efendim. Sizin elinizden ölüm, benim için ödüldür." dedi.
Tokito parmaklarını birleştirip keskin tırnaklarıyla Kortus'un kalbini delmek için aurasını odakladı. Ancak Kortus aslında ona bir tuzak hazırlamıştı.
Son saniyede yana çekilen Kortus, duvara kendi aurasının sahte bir kopyasını bırakıp, kendi aurasını gizleyerek oradan ayrıldı. Tokito, sahte auraya aldanıp duvara tüm gücüyle vurdu. Eli taş duvarı delip içine girecek kadar güçlüydü ama sıkışmıştı. Elini çıkartmaya çalışsa da Kortus taşı dondurarak güçlendirmişti. Efendisinin bu aciz durumundan nefret ediyordu fakat onu durdurmak için başka çaresi yoktu.
Tokito elini çıkaramayınca içindeki o karanlık zekâ devreye girdi ve büyü kullanmak zorunda kaldı. Kortus'un kanından emdiği ışık büyüsünü çalarak kendi yelpazesini üretti. Bu yelpazeyi kullanarak sıkışan elini tereddüt etmeden bileğinden kesti. Ve yelpazeyi telekinezi kullanarak havada hareket ettirmeye başladı.
Kortus kendi büyüsünün, efendisinin elinin kopması ardından havada süzüldüğünü görünce dehşetle donakaldı.
"Benim yeteneğim... Efendim benim yeteneğimi nasıl çaldı? B-Bir dakika... Beni ısırdığı zaman gücümü mü çaldı!"
Tokito artık iki elini de kaybetmişti ama keskin dişlerini göstererek, havada süzülen yelpazelerle Kortus'a doğru yürüyordu. Kortus şaşkınlıkla yelpazelere bakarken, Tokito sağ ayağını onun böbrek kısmına vurarak onu bir mermi gibi duvara fırlattı.
Kan tüküren Kortus'un tüm kaburgaları kırılmıştı. Hapishane duvarı o çarptıktan sonra gürültüyle yıkıldı ve Kortus tamamen yere düştü, bilinci kapandı.
Tokito, Kortus'un aurasının azaldığını görünce savaş bittiği için Guter'e doğru, asıl avına geri dönmek istedi fakat aradığı kişinin manası etrafta yoktu. Deliren Tokito, molozların üstünde baygın düşen Kortus'un yanına gidip ayağıyla karnını ezerek hırladı.
"Hedef... Nerede?!"
Kortus baygın olduğu için cevap verememişti ve bu Tokito'yu daha da sinirlendirmişti. Kalkması için Kortus'un karnını ezmeye devam etti.
Acıyla uyanan Kortus kan kusarak doğrulmaya çalıştı. Tokito kör olduğu için havaya bakıyordu fakat Kortus efendisinin o boş, karanlık yüzünü görebiliyordu. Son bir hamleyle Tokito'nun sağlam ayağını tutarak onu yere düşürdü. Fırsattan istifade ederek kaçmaya çalışırken Tokito, havada süzülen yelpazesiyle Kortus'un kafasını gövdesinden ayıracaktı fakat yelpaze nedensizce hedefini şaşırdı.
Kortus'un kalan manası bitince yeniden bayıldı. Tokito kalkıp Nanagi ve Rodius'un manalarını aradığında, Rodius'un güçlü manasını yakalamıştı. Bir anda o yöne döndü ve ayak kaslarını patlayacak kadar şişirerek koşmaya başladı. Rodius'un gittiği yönde Hafil Köyü bulunuyordu.
Rodius ve Nanagi, Tokito oyalanırken ayrı yönlerden koşarak efendilerini şaşırtmaya ve daha fazla oyalayarak tuzağa çekmeye çalışıyorlardı. Nanagi Hafil Köyü'nün arkasından dolaşarak, sivillerin tahliyesi ve son savaş için hazırlanıyordu. Rodius ise Hafil Köyü'ne doğru giderek efendisine yem oluyor, onu peşinden sürüklüyordu. Rodius, köyün yakınındaki ormanda hazır bir şekilde bekliyordu.
Tokito koşsa bile o sakat bacaklarla en erken 20 dakika sonra Hafil Köyü'ne ulaşacaktı. Bu süre içinde Nanagi kendisini basit büyülerle iyileştiriyor ve kırık kılıcını tamir etmeye çalışıyordu. Tokito bir süre koştuktan sonra bacağında bulunan kaslar artık dayanamadığı için yine topallamaya başladı ama hızı azalmıyordu.
Rodius efendisinin manasını izleyerek ağacın üstünde durumu kontrol ediyordu.
"Kortus dayanamadı demek... Gayet normal, efendimiz şu an benden bile daha güçlü ve acı hissetmiyor. Burada son savunmayı yapacağız."
Kortus bayıldığı için, hayatta kalan gardiyanlardan bir tanesi onu ata bindirerek efendisinin arkasından, güvenli bir mesafeden götürmeye başladı. Tokito'yu kurtarmanın anahtarlarından bir tanesi, onun en sevdiği hizmetkârı Kortus'tu. Gardiyan atı hızlanması için zorluyordu.
Rodius efendisini tüm gücüyle karşılamak zorundaydı. Bulundukları yer onlar için son noktaydı çünkü Tokito daha fazla sinirlenirse bambaşka bir varlığa, durdurulamaz bir felakete dönüşebilirdi. Efendilerini geri getirememeleri onları kahretse de durdurmak için tek yol kafasının tek darbede yok olması gibi görünüyordu. Tokito bir bilinci olmasa bile içgüdüsel olarak kafasının zayıf noktası olduğunu biliyordu. Aurası sürekli kafasına gelen darbeleri emiyordu bu yüzden S+ seviye birisi bile kafasının dayanıklılığını aşamazdı.
Tokito yavaş yavaş Hafil Köyü'ne doğru yürümeye devam ediyordu. Eli olmayan bu canavar, havada süzülen 4 yelpazeyi birer kılıç gibi hareket ettirerek kendisini korumaya alıyordu. Ayağındaki deri parçalanmaya başlamıştı. Bu ölüm makinesi şu an da kocaman bir orduyu aurası ile öldürebilecek kadar güçlüydü.
Hafil Köyü'ne yaklaştığında Rodius karşısına çıktı. Aslan adam, kendisini tamamen aurayla güçlendirmiş, devasa bir boyuta ulaşmıştı. Tokito yelpazeleri saldırması için yönlendirdi. 4 yelpaze, birer testere gibi farklı noktalardan sürekli saldırıyordu. Rodius, Kortus gibi olmadığı için hem efendisi hem de yelpazelerle hiç zorlanmadan, dans eder gibi savaşabiliyordu.
Rodius yelpazelerden ikisini pençeleriyle havada yakaladı. Onları tutmayı başardı ve Tokito'ya birer bumerang gibi geri fırlattı. Yelpazeler Tokito'nun vücuduna saplansa bile tamamen eriyorlardı ve Tokito eriyenleri kendi kanından tekrardan oluşturabiliyordu. Tokito, vücudunda bulunan hücreleri parçalayıp, kemiklerini uzatarak kendine yeni, pençeli bir el oluşturdu.
Rodius bunu fark etmemişti. Tokito, bu yeni ve beklenmedik uzvuyla Rodius'un yüzünü avucuyla tamamen kavradı ve onu arkasındaki asırlık ağaca yapıştırdı. Rodius'un bile bu öngörülemez canavara karşı şansı yoktu.
Tokito yine bir zafer elde ederek köye doğru, sendelese de kararlı bir şekilde devam etmeye başladı çünkü Guter'in manası köyden, o küçük kızın olduğu yerden geliyordu. Yavaş bir şekilde yürüyerek 10 dakikada köye vardı.
Köyün girişinde tüm köylülerin ve askerlerin gözü ona yönelmişti. Şeytan Komutanı bile onun aurasından korkuyordu çünkü o sadece bir C seviyeydi, karşısındaki ise bir felaketti.
Nanagi onların arkasından gelip komutanın omzuna sağ elini atarak karşısındakine baktı.
"Sizin araştırmaya geldiğiniz canavar bu. Nasıl, çok güçlü değil mi? Siz dokunmayın sadece köylüleri tahliye edin, burası bizde. Bu bizim günahımız."
Nanagi'nin vücudu biraz daha toparlanmıştı fakat etrafta Rodius'u göremiyordu. Efendisinin eline baktığında, elinde Rodius'un kopmuş kolunu gördü.
"R-Rodius? Gördüğüm şey doğru olamaz... Rodius'a zorlanırsan kaç demiştim, yoksa..."
Nanagi'nin şüpheleri doğruydu. Rodius tek bir hamlede kaybetmişti. Tokito onun gücünü çalmak için kolunu koparmıştı. Nanagi'nin aurası baskın hale gelmeye başlamıştı.
Tokito kopardığı kolu güçlenmek için yedi. Kaybettiği derisi geri geliyor, kaybettiği hücrelerin yerine yediği hücreler geliyordu. Artık tamamen S seviye bir büyücüyle eş değer güce sahipti.
Nanagi, gelen askerlerden birinin kılıcını almıştı. Onunla efendisini son kez durdurmaya çalışmak istiyordu. Ancak o sırada ormanın derinliklerinden iki mana daha yükselmeye başladı. Bunlar Kortus'la Rodius'un manalarıydı. Onlar hayattaydı... Rodius kolunu yenilemiş, Kortus sonunda uyandırılmıştı.
Bu sefer yapacakları savaş, gerçek bir ölüm kalım savaşıydı. Kaybetmeleri sadece kendilerini değil, krallığın ve diğer ülkelerin geleceğini, hatta dünyayı tehlikeye atacaktı.
Üçü birden saldırdı. Kortus, son gücüyle Tokito'nun yelpazelerini tutmak için kendi yelpazelerini kullandı. Rodius, tek koluyla Tokito'nun elini tuttu ve Nanagi efendisinin vücudunu arkadan sararak sabitledi. Tokito kükreyerek direnmeye çalışsa da kasları artık yorulduğu ve üç sadık hizmetkârının birleşik gücü karşısında hareket edemiyordu.
Lilia, o küçük kız, abisi sandığı kişinin bu durumunu görünce yine aynı hisle doldu. Korkmadan oraya giderek, karşısında duran canavarın hüzün dolu kanlı yüzüne baktı. Canavar, dişleriyle ona saldırmaya, ısırmaya çalışıyordu. Rodius, tereddüt etmeden elini feda ederek Tokito'nun ağzına soktu ve onu durdurdu.
Küçük kız, Tokito'nun hareketsiz ayağını basamak olarak kullanıp tırmandı ve kafasıyla aynı seviyeye geldi. Tokito'nun kanlı yanağından öptü ve tekrar inip üzgün, masum bir yüzle ona baktı.
"Abi...?"
Bu öpücük ve kelime, bir büyü gibi etki etti. Tokito'nun vücudu aniden kasılmayı ve hareket etmeyi durdurdu. Eli artık tamamen boştaydı ve sol elinden kan akmaya başlamıştı. Rodius efendisinin hareketi bıraktığını anladığında elini ağzından çekti.
Tokito'nun etrafında bulunan herkesi büyük, ağır bir sessizlik kapladı. Kortus Tokito'nun sağında dizinin üstüne çökmüş sessizce ağlıyordu. Rodius arkadan efendisine sarılıyordu, Nanagi ise efendisine önden sarılmış ağlıyordu. Lilia ise abisinin önünde ayakta, gözyaşları içinde ona bakıyordu.
Tokito tamamen ölmüş gibi duruyordu.
Rodius efendisinin manasının hızla azaldığını hissetti. Tokito'nun etrafında olan mana, bir buhar gibi doğaya geri dönüyordu. Rodius panikle efendisinin manasını kendi aurasıyla tutarak, onu bir koza gibi sararak hayatta tutmak istedi. Eğer Tokito tüm manasını kaybederse, beyni ve ruhu tamamen ölecekti.
"Efendim! Lütfen bizi bırakmayın! Geri dönün!"
Rodius'un çığlıkları dağlarda yankılanıyordu. Efendisine sertçe sarılmaya devam eden Rodius'u duyan Kortus, dehşetle Rodius'un yüzüne bakmaya başladı.
"Ne demek istiyorsun Rodius? O sadece bayıldı değil mi?"
"Efendim... Eğer bir şey yapmazsak tamamen ölecek! Ruhu bedeninden kopuyor!"
Kortus duyduklarından sonra bu ağırlığı kaldıramamıştı. Sol eliyle ağzını kapatıp daha şiddetli ağlamaya başlamıştı. Nanagi efendisine sarılmayı bırakıp Rodius'un yüzüne baktı. "Efendimiz ölecek mi? Şaka yapacak zamanda değiliz Rodius!"
"Bana neden inanmıyorsunuz? Efendimin manası vücudunu terk ediyor. Ruhu içeride değil demek oluyor bu! Eğer efendim bedenine dönene kadar manasını vücudunda hapsedemezsek, beyni oksijensiz kalmış gibi ölecek."
"Olamaz... Şeytan Kral!"
"Abi?"
"Efendim..."
Tam o umutsuzluk anında, Rodius aurasını odakladığı vakit köyün ortasında devasa bir çember belirdi. Sarı, kutsal ışıklar saçan ve karmaşık büyü sözleri içeren büyük bir çemberdi bu.
Çember kaybolduğunda Rodius, gelenlerin o ezici "kutsal" aurasını tamamen hissetti. Bir kaplan gibi hisleri açılan Rodius hırlamaya başlamıştı. Pençeleri gittikçe büyüyordu ve vücudunda bulunan kaslar, son bir savaş için kalınlaşıyordu.
Diğer herkesin acıdan fark edemediği bu misafirler Kutsal Savaşçılardı. Tafavu İmparatorluğu'nun en güçlü, en elit 12 savaşçısı, Şeytan Krallığı'nda tozu dumana katmak için gelmişlerdi.
İçlerinden bir tanesi, grubun lideri, öne çıktı. Bol, siyah bir hakama giyiyordu. Tertemiz görünen, örgülü sarı saçları adeta bir güneş gibi parlıyordu ve rüzgârda dalgalanıyordu. Yüzünde merhametle karışık bir kibir vardı. Sol belinde duran, kabzası sade duran kılıcı sol eliyle tutarak en önde, bir tanrı gibi duruyordu.
Yaralı, bitkin ve umutsuz olan Rodius, Nanagi ve Kortus'u nasıl bir kader bekliyordu? Bu halde savaşmalarına imkân yoktu. Şeytan Kral ölüyorken Tafavu'nun en güçlü 12 savaşçısını yenmek için nasıl bir mucize gerekecekti?
Kahraman Shou, Şeytan Kral'ın işini bitirmek ve bu trajediyi sonlandırmak için gelmiş gibi görünüyordu.