Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 19 - Eğitim Molası

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 19 - Eğitim Molası

Eğitiminin ilk ve en acı verici kısmını tamamlayan Tokito, kısa süreli de olsa, yaşadığı şok ve öfke nedeniyle ara vermek zorunda kalmıştı. En son taht odasına, bir gölge gibi sessiz ve tehditkâr girip, Rodius ve Kortus'la Nanagi'nin durumu yüzünden sert bir tartışma yaşamıştı. Küçük elleriyle gözlerini ovuşturup, sinirini tahttan çıkarmaya, o sert obsidyeni yumruklamaya başladı. Her vuruşunda taht değil sanki kendi kalbi çatlıyordu.

Kortus efendisinin kendine zarar verdiğini fark edip durdurmaya, ona sarılmaya çalıştı.

"Efendim lütfen durun! Kendinizi incitiyorsunuz!"

Ancak Tokito'nun gözü dönmüştü. Kortus'u elinin tersiyle, sanki bir bez bebekmiş gibi iterek taht odasının soğuk taş duvarına yapıştırdı. Kortus nefesi kesilerek yere yığıldı.

Kortus acıyla inleyip kendisine gelmeye çalışırken Tokito, içindeki karanlık mananın etkisiyle daha da sinirlenip ayağa kalktı. Rodius, efendisinin bu kontrolsüz halini görünce müdahale etmedi, sadece saygıyla diz çökerek onu uğurladı ve takip etmedi. Kortus ise efendisi hakkında derin bir endişeyle ellerini göğsüne koyarak arkasından yaşlı gözlerle baktı.

Kapıdan bir fırtına gibi çıkan Tokito, solda nöbet tutan devasa zırhlı muhafızı göğüs zırhından tutup kendisine yaklaştırdı. Küçük boyuna rağmen muhafızı havaya kaldırmıştı.

"HAPİSHANE NEREDE?!" diye kükredi. Sesi bir çocuğun değil, kadim bir canavarın sesiydi.

Muhafız korkudan titreyerek bilmediğini söylediğinde, Tokito onu bir çöp gibi duvara fırlattı. Zırhın metali taş duvarda ezildi. Tokito yere tükürerek, "İşe yaramaz domuzlar. Hepiniz aynısınız," dedi. O artık bildikleri, sevdikleri Tokito değildi.

Gözleri yine tamamen siyahlaşmış, beyazı ve irisi kaybolmuştu. Önünü görmüyor, sadece manayı ve nefreti hissediyordu. Kafasında dönüp duran tek bir görüntü vardı: Nanagi'nin kanlar içinde yatarken, efendisini gördüğünde yüzünde beliren o acı dolu ama sadık gülümseme. O durumda bile neden güldüğünü, neden sadık kaldığını anlamamıştı. Bu fedakârlık Tokito'nun insan mantığına ağır gelmiş, düşünme yetisini kaybetmesine neden olmuştu.

Kafasını duvarlara sürterek dengesiz adımlarla yürüyen Tokito adeta yürüyen bir çocuk zombiydi. Manası o kadar düzensiz ve kana susamıştı ki, koridorlarda kırmızı ve siyah kıvılcımlar saçıyordu. Saray içinde devriye gezen askerler krallarının bu halini görünce yanından geçerken korkudan titriyor, gözlerine bakamıyorlardı.

Tokito taht odasını terk edince Kortus, acısını unutup arkasından koşmaya kalktı fakat Rodius, onun omzundan sertçe tutarak durdurdu.

"Efendimizi yalnız bırak Kortus. Şu an o tanıdığın Şeytan Kral değil. Bu, efendimizin 'Gerçek Formu', saf öfkesi. Yaklaşırsan seni parçalar."

Kortus, Rodius'un elini hırsla iterek yere çömeldi. Eliyle yüzünü kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlayarak, boş odada haykırdı.

"Efendim bizim için o volkanlarda yanarken, biz onu koruyamadık! Sevdiği kişiler olarak başarısız olduk. Yaşamamızın anlamı ne Rodius? Efendimiz mutlu olmayacaksa, gülmeyecekse biz neden varız?"

Rodius, söyleyecek söz bulamayınca sessizce Kortus'un yanına oturdu. Efendilerinin taht odasına, o kapıdan içeri eski haliyle geri dönmesini beklemekten başka şansları yoktu. Bir umut, onun dönüşü için gözleri sürekli kapıdaydı. Rodius gözünü silmesi için Kortus'a bir mendil uzattı fakat Kortus reddetti. Rodius, çaresizce Kortus'a sarılarak, bir baba şefkatiyle teselli etmeye çalıştı.

Zombi gibi sarayı gezen Tokito hâlâ hapishaneyi, Guter'in tutulduğu yeri arıyordu. Devriye gezen muhafızları teker teker durduruyor, boğazlarına yapışıp hapishanenin yerini soruyordu. Hepsi korkudan kekeleyip bilmediğini söyleyince saraydan çıkma kararı aldı. Büyük, mermer merdiveni inerek çıkış katına indi. Muhafızlar efendilerinin bu perişan halini görünce yardım etmek için tutmaya çalıştılar fakat Tokito onları bir sinek gibi iterek kendinden uzaklaştırdı.

Dışarı, ana avluya çıktığında kapıda duran nöbetçi muhafızlardan birini ayaklarından tutup, havaya kaldırarak boynunu eliyle tutabileceği hizaya getirdi. Muhafızı boğmaya başlayarak, siyah, ruhsuz gözleriyle karşısındakini felç etti.

"Bana derhal hapishanenin yerini söyle yoksa bu şehri başınıza yıkar, her taşı kaldırır yine bulurum!"

Muhafız nefessiz kalarak, titreyerek, "Komutan Rodius... Onu güneyde bulunan gizli hapishaneye gönderdi... Şehirde değil!" dedi.

Tokito boğazını daha çok sıkarak, "Bana yalan söyleme! Onu bu şehirde tutmanızın imkânı yok, kokusunu alıyorum!" dedi. Muhafızın yüzü morarmaya başlamıştı. Diğer muhafız efendisinin önünde diz çökerek, "Efendim lütfen onu bağışlayın, o muhafız bilmiyor, sadece emirleri uyguluyor!" dedi ter dökerek.

Tokito elindeki yarı baygın muhafızı bir kenara atıp diğerine, diz çökmüş olana yöneldi. Onun korku dolu suratına bakarak, "O hâlde beni oraya götür. Eğer yalan söylüyorsan ailen, çocukların dâhil herkesi öldürürüm. Soyunu kuruturum." dedi.

Muhafız başını hızla eğerek onayladı ve titreyen bacaklarıyla ayağa kalktı.

Tokito muhafızı önüne alarak hapishaneye doğru yola çıktı. Muhafızla iç kaleyi terk ederken ahırdan kendilerine en hızlı atı aldılar. Tokito muhafızın arkasına bindi ve böylece iç kaleden çıkmıştılar. Şehre doğru yola çıktıklarında Tokito etrafına, halka bakmıyordu bile. Tek isteği, tek amacı Guter'i bulmak ve onu parçalamaktı.

Şehre ulaştıklarında onu gören herkes, efendilerini tekrar görünce mutlu olmuşlardı. El sallıyor, tezahürat yapıyorlardı. Fakat efendilerinin gözü siyahtı, teni solgundu ve bir ölü gibi muhafıza yaslanıyordu. Şeytanlar ona bir şey olduğundan şüphelenmişti. Fısıltılar yayıldı: "Şeytan Kral kötü gözüküyor, hasta mı? Yoksa bir lanet mi?"

Muhafız hâlâ titriyordu çünkü arkasında bir çocuk değil bir yok etme makinesi taşıyordu. Tokito arada mırıldanarak, anlamı olmayan, kadim dilde lanetler okuyordu fakat ne dediğini muhafız anlamıyordu. Atın nallarının sesi taş yolda yankılanırken, Tokito etrafına baktığında şehirden çıktıklarını fark etti.

Muhafızın omzuna buz gibi eliyle dokunarak konuştu.

"Nereye götürüyorsun? Bana şehirde demiştiniz fakat oradan çıktık. Oyun mu oynuyorsun?"

"H-Hayır efendim! Vikont Guter, Hafil Köyü'nün oradaki yeraltı hapishanesinde tutuluyor. Büyük rütbede olan suçlular orada saklanır, şehirden uzakta."

"Atı hızlandır. Yoksa seni öldürüp, cesedini sürükleyerek giderim oraya."

"Emredersiniz efendim!"

Atı daha fazla hızlandırmaya çalışsa da hayvan, arkasındaki karanlık auradan dolayı korkudan titriyor, daha fazla hızlanamıyordu. Muhafız içinden dua ederek, "Eğer dediğini yapmazsam kesinlikle öleceğim. Arkamda sanki bir canavarla gidiyorum..." dedi. At, sahibinin korkusunu ve arkasındaki baskıyı hissederek limitlerini zorladı.

Ovadan rüzgâr gibi geçen at, kestirme yoldan Hafil Köyü'ne doğru gidiyordu. Tokito, orada bulunan Guter'i öldürmek için ruhunu, bilincini ve insanlığını baskılıyordu. Sistem, onun yaşadığı bu aşırı yüklenmeyi hissedince kırmızı bir uyarı ekranı açtı.

"UYARI: Kullanıcı büyük bir zihinsel ve ruhsal baskı altında. Ruh çekirdeği çatlamaya başladı. Hızlandırılmış yaşlanma ve mana zehirlenmesi kontrol altına alınamıyor!"

Tokito ekranda yazan kırmızı yazıları bile görmüyordu; tıpkı volkanın orada yaşanan olay gibi, bilinci kapanmıştı. Kalbi atmıyordu, manası beynini beslediği için hayatta kalıyordu.

Muhafız Kara Orman'a girip kestirmeden gidiyordu. Dört saat süren, ölüm sessizliğindeki yolculuğun sonunda, köyün tabelası sislerin arasından görünmeye başladı. Tokito, köy tabelasını görür görmez atın durmasını emretti.

At durduğunda yere atlayan Tokito, köyün içine doğru, sendeleyerek ama kararlı bir şekilde yürümeye başladı. Köy eski, yıkık dökük ve hasarlı binalarla doluydu. Gelişmemiş ve bir o kadar fakir, savaşın unuttuğu şeytan ve insanlarla doluydu.

Şeytan Kral köyün girişine geldiğinde, köylüler onu görünce üstü başı dağınık, yaralı bir şeytan sanıp yardım etmek için yanına gittiler.

"Hey şeytan, kayıp mı oldun? Yaralı mısın?"

Tokito, bulanık zihninde onları düşman sanıyordu. Onu durdurmaya, Guter'e ulaşmasını engellemeye geldiklerini düşünüyordu. Parmaklarında bulunan her bir tırnak uzayıp keskinleşti, birer bıçak halini aldı. Yüzünde bulunan damarlar siyahlaşarak belirginleşmişti. Elinde, volkandaki o kavurucu ateşler yeniden yanmaya başladı.

"Yolumdan çekilin aşağılık varlıklar!"

Gelen iyi niyetli köylü insan ve şeytanların bazılarını, bir refleksle savurduğu alevlerle öldürdüğünde eli artık masum kanına bulanmıştı. Ne yaptığının farkında değildi çünkü bir ruhu, bir vicdanı kalmamıştı. Köylüler çığlık atarak ondan kaçmaya, evlerine saklanmaya başladılar.

Kaçarlarken, insana benzeyen küçük, kirli yüzlü bir kız ayağı takılıp yere düştü. Şeytan Kral, onun küçük vücuduna pençelerini batırmak üzere elini kaldırdığı esnada, kız korkuyla ona bakmaya başladı. Bir süre sonra gözlerini tamamen açan kız, Tokito'nun yüzünde tanıdık bir şefkat arayarak kısık sesle, "A-Abi...?" dedi.

Bu kelime, Tokito'nun zihninde bir şimşek gibi çaktı. Bir anda elini havada durdurdu. Gözleri tamamen yok oldu, sadece beyaz bir boşluk kaldı.

Kız ona baktığında abisini görmüştü ve bu, Tokito'nun hasarlı hafızasını, eski dünyasındaki ailesini geri getirmeye çalıştı. Kafası daha çok ağrımaya, zonklamaya başladı. Bu sefer acı, onu artık tamamen ruhsuz ve kalpsiz bir varlık yapmıştı. "Abi" kelimesi, insanlığını geri getirmek yerine, kaybettiği şeylerin acısını tetiklemişti.

Kızı öldürmek için tekrar toparlandığında kız ortada yoktu; çünkü onu getiren muhafız, fırsattan istifade kızı kucaklayıp kaçırmış ve evlerden birine saklamıştı.

Kızın kaybolduğunu görünce hasarlı hafızası düzelmedi fakat gözü de geri gelmedi. Elleri normalleşti ama yürüyüşü yine bir zombi gibi düzensizdi. Kafası çatlayacak gibi ağrıyordu ve bilinci artık tamamen yoktu. Sadece içgüdüsel olarak, Guter'in olduğu yerin, hapishanenin manasını takip ediyordu.

Tokito şehirden çıktıktan sonra taht odasında kalan Kortus ve Rodius, çaresiz ve üzgün bir şekilde oturmaya devam ediyorlardı. Nanagi ise çoktan ayaklanmış, üstünü giyinmiş ve odasından çıkmıştı. Yaralı halde koridorda yürüyen Nanagi'yi gören muhafızlar yardım etmek istese de o gelen yardımların hepsini sertçe reddetti.

Yavaş yavaş, topallayarak taht odasına gittiğinde muhafızlar kapıyı açtı. Kapı sesini duyan Rodius ve Kortus efendileri sanıp heyecanla ayağa kalktılar fakat kapıyı açan Nanagi'ydi. Kortus, Nanagi'yi ayakta görünce ağlayarak ona koştu. Nanagi ne olduğunu tam anlamasa bile Kortus sarıldığında, dostunun sıcaklığıyla biraz olsun huzur buldu.

"Nanagi... Sonunda geldin. Efendimizin sana ihtiyacı var, o, o çok kötü durumda."

"Biraz sakinleşin, ne oldu? Anlatın bakayım."

"Efendime Guter'in buraya geldiğini söyleyip getirdim. Geldiğimizde senin boynunun kesilmeye başladığını görüp Guter'i durdurdum. Başta efendim normaldi, Guter'i cezalandırdı. Fakat senin o kanlar içindeki halini gördüğünde... Bir şeyler koptu."

Kortus devam etti: "Beni bile, Kortus'unu bile duvara fırlattı! Ve bir anda çıkıp gitti. Arkasından gidemedik çünkü manası dağınık ve siyahtı, bizi itiyordu."

Nanagi'nin yüzü bembeyaz oldu. "Siyah ve dağınık mana mı... Yoksa... Şeytan Kral gelişimini tamamlamış olabilir mi? Bu imkânsız... Onun bu kadar kısa sürede gelişememesi lazım."

"Bu yüzden takip edemedik, yaklaşamadık."

"Derhal gitmeliyiz! Nereye gittiyse bulalım onu, yoksa geri dönüşü olmayan bir şey yapacak!"

Nanagi, Kortus ve Rodius hızla ilk kapıdan çıkıp kapı muhafızlarına "Efendimizi gördünüz mü?" diye sordular. Muhafızlardan biri, "Bize hapishanenin yerini sordu, biz de bilmiyoruz dedik. Çok sinirlendi," dedi. Nanagi, hapishanenin yerini bilen tek muhafızın saray girişinde nöbetçi olduğunu bildiği için oraya doğru koştular.

Muhafızın olduğu yere geldiklerinde, bilen muhafız kayıptı. Diğer muhafızı yakasından tutan Nanagi nefes nefese kalmıştı. Biraz kendine geldikten sonra, "Diğer muhafız nerede? Konuş!" diye bağırdı.

Muhafız titrek sesle, "Efendi Tokito geldi... Gözleri... Gözleri yoktu. Bize hapishanenin yerini sordu, ben güneyde dedim fakat beni öldürmeye çalışarak bilgi almaya çalıştı. Arkadaşım yerini bildiğini, onu götürebileceğini söyleyip beraber gittiler. Hafil Köyü'ne..." dedi.

Nanagi hemen Rodius'u omzundan tutarak, "Bir an önce ulaşmamız lazım yoksa ya Guter ya da efendimiz bugün ölecek. Efendimiz katil olursa ruhu tamamen kirlenir!" dedi. Rodius bunu duyunca gözlerini dehşetle açtı. Kortus elini ağzına koyarak hıçkırıklara boğuldu. Hepsi efendilerinin kaybolma, canavara dönüşme ihtimalini duyunca kendilerini kaybetti.

Rodius pençelerini tamamen çıkartmıştı ve gözü siyahlaşmaya, savaş moduna girmeye başlamıştı. O da kendisini kısıtlayarak güçlenecekti fakat kendisini etkiler başladığında, elini göğsüne sokup kalbini sıkarak, acıyla iradesini geri kazandı. Pençelerine baktıktan sonra Nanagi'ye dönerek, "Efendimizi durduracak kadar bile gücümüz yok. O Nanagi'den intikam almak için, seni koruyamadığı için bu forma dönüştü. Tek yapabildiğimiz sakin kalmak ve ona ulaşmak," dedi gözü kısıkken.

Nanagi onu avutmak için yaklaştı ve elini sağ omzunun üstüne koyarak, "Efendimiz kararlılığını göstererek o canavar formuna büründü. Onun bu sevgisine ve öfkesine saygı duymamız, onu kurtarmamız gerek." dedi.

Kortus söze atlayarak, "Peki şimdi ne yapacağız? Efendim kısıtlanmış haldeyken bile kahraman kadar güçlü. Onu bu krallıkta, bu halde kim durdurabilir?" dedi gözünden yaşlar akarken.

Nanagi biraz düşündükten sonra, acı verici de olsa sakin bir kafayla çözüm yolunu bulmuştu. Rodius'a dönerek "Efendimizle bu krallıkta tek dövüşebilecek, onun gücüne dayanabilecek kişi sensin Rodius. Onu bayıltarak, gerekirse güç kullanarak kendisine getirmeye çalışmamız lazım. Eğer gelmezse..." sözüne devam ederken sesi titredi.

Kortus araya girerek "Gelmezse ne? Efendimizi mi öldüreceksiniz? Eğer kılına bile dokunursanız sizi yaşatmam! Sizi parça parça ederim!" dedi bağırarak.

Nanagi üzülen Kortus'u anlıyordu fakat yine de başını eğdi ve sessizce durdu. Rodius ise yere oturup elleriyle zemini yumruklamaya başladı. Nanagi başını kaldırarak kararını vermişti. Kortus onun yüzündeki ifadeden gerçeği anladığında sinirlenmeye başladı.

"Sinirlenme Kortus, ben de bunu istemiyorum ama başka çaremiz kalmadı. Krallığın selameti için..."

"O şeyi hâlâ efendimiz olarak görüyor musun? Askerini öldürmeye çalıştı o canavar! Ama o bizim efendimiz!"

"Sizler hainsiniz... Kesinlikle hainsiniz..."

"Efendimiz artık yoksa, o bedenin içindeki şey sadece bir yıkım makinesiyse ve kurtaramıyorsak ne yapalım Kortus, ölelim mi? Hepimizin ölmesine izin mi verelim?"

"Eğer ben bile onu öldüremezsem hayatlarımız biter."

"Ben de sizinle geleceğim fakat efendimi öldürmeye niyet ederseniz canım pahasına koruyacağım. Sizinle savaşırım!"

"İnatçı kadın."

"Yapacak bir şey yok. Durum o hale gelirse seni ben oyalayacağım Kortus."

Zor bir kararın gölgesinde birleşen bu üçlü, Rodius'un çağırdığı su ejderhasına binerek Hafil Köyü'ne doğru, fırtınalı bir yolculuğa başladılar. Asıl hedefleri efendilerini durdurmaktı.

Zalim bir Şeytan Kral'a dönüşen Tokito'yu kim durduracaktı? Tokito durdurulabilir miydi, yoksa her şeyi yakıp kül mü edecekti? Bizim sadık üçlü, taptıkları efendilerine karşı savaşabilecek miydi? Bu soruların kanlı cevabını, 3 saat sonra başlayacak olan trajedi belirleyecekti.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar