Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 18 - Tokito'nun Cehennem Dolu Eğitimi 3. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 18 - Tokito'nun Cehennem Dolu Eğitimi 3. Kısım

Volkanın yanında yorgun düşen Tokito, Rodius'un gözetimi altında derin bir uykuya dalmıştı. Rodius gökyüzünü izlerken, arada dönüp efendisinin masum görünen yüzüne bakıp gülümsüyordu. Ancak Tokito'nun zihninde huzur yoktu; o, kendi dünyasına, eski hayatına dair tuhaf bir rüya görüyordu.

Rüyasında, modern dünyadaki evindeydi. Odasında, tanıdık masasında oturmuş kitap okuyordu. Her şey o kadar gerçekti ki, burasının bir rüya olduğunu unutmuştu.

Annesi kapıyı tıklayıp o yumuşak sesiyle, "Yemek hazır oğlum in aşağı," dedi. Tokito kitabın başından kalkıp gözlüğünü düzeltti. Odasını, sanki hiç terk etmemiş gibi toparlayıp kapıyı açtı ve koridora çıktı.

Merdivenlerden yavaş yavaş inerek salona doğru yürümeye başladı. Babası salonda, o her zamanki koltuğunda televizyon izliyordu. Tokito babasının yanına oturdu ve onun yüzüne, özlediği o çizgilere baktı. Babası televizyonda anlamsız bir reklam izliyordu. Tokito'ya doğru kafasını çeviren babası, her zamanki sıcak gülümsemesiyle ona bakmaya başladı. Tokito'nun omzuna elini atarak, "Nasılsın oğlum? Neden üzgün görünüyorsun?" dedi.

Tokito ellerini ovuşturarak, boğazındaki düğümü yutkunmaya çalıştı. "Sizi özlediğimi hissediyorum baba. Sanki çok uzun zamandır yokmuşum gibi."

Babası gülmeye başladı ve tekrar oğlunun gözünün içine, bu sefer hafif alaycı ama sevgi dolu bir tavırla baktı. "Hahahah, bizi özledin mi? Yan odadan buraya gelmek ne kadar sürdü ki? Zaten sürekli beraberiz oğlum."

Tokito da gülerek karşılık verince baba oğul kahkaha atmaya başladılar. Bu an, Tokito'nun içindeki tüm o "Şeytan Kral" yükünü hafifletmişti.

Yemeği hazırlayıp sofraya koyan annesi onları çağırdı. Baba oğul karşı karşıya oturup yemek yemeye başladılar. Tokito yemeğine dokunmuyor, sürekli ailesine bakıyordu. Annesi onun dalgın dalgın baktığını görünce gülerek "Bir şey mi oldu oğlum dalmışsın, çorban soğudu," dedi.

Kendisine gelen Tokito elindeki kaşığı bıraktı. Babasının ve annesinin gözlerinin içine derin derin baktı.

Elini masaya koyup birleştiren Tokito, içindeki tüm sevgiyi sesine yansıtarak, "Anne ve baba, sizi çok seviyorum... Sonsuza kadar beraber kalalım mı?" dedi.

Tam o sırada, mutfak kapısının arkasından bir şey onu izliyordu. Tokito, ensesinde hissettiği o soğuk bakışı fark edince oraya baktı fakat orada kimse yoktu. Sadece gölge vardı. Babası şaşkın bir şekilde elindeki çatalı bırakarak konuşmaya başladı.

"Bir sorun mu var oğlum? Gerçekten garip davranıyorsun."

"Sizi gerçekten çok seviyorum baba ama... Sanki ben başka bir dünyaya aitmişim, burası bana yasakmış gibi hissediyorum."

Babası gülümsedi ama bu gülümseme artık sıcak değildi. Soğuk ve mesafeliydi.

"Sen artık bizim oğlumuz değilsin zaten."

Tokito donakaldı. Babasının ağzından asla çıkmayacak bir cümleydi bu. "N-Ne?"

Babası devam etti ama sesi mekanikleşmişti. "Sen bizim eski oğlumuzsun. Sen artık öldün."

Tokito elini masaya vurarak ayağa fırladı. "Eski oğlumuzsun ne demek baba? Ben buradayım!"

Babası gözleri kararmış bir şekilde tekrarladı. "Sen öldün dedim. Biz öldükten yıllar sonra sen de öldün! Burası ölülerin sofrası!"

Annesi ve babası bir anda çürümeye, iskelete dönüşmeye başladılar. Oda karardı, duvarlar eridi ve yerini volkanik kayalara bıraktı.

Tokito çığlık atarak gözlerini açtı.

Uyandığında, onu masmavi bir gökyüzü ve Rodius'un endişeli yüzü karşıladı. Rüya olduğunu anlayınca derin bir nefes alarak doğruldu. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Rodius ise efendisinin kalktığını görünce hemen toparlandı.

"Kâbus mu gördünüz efendim?"

Tokito yüzünü göldeki soğuk suyla yıkarken, "Sadece... Geçmişin hayaletleri..." dedi. Rodius efendisine havlu vererek konuyu uzatmadı. "Efendim sanırım artık daha iyisiniz. Eğitiminiz de iyi gidiyor mananız dengelendi."

Tokito havluyla yüzünü sildi ve Rodius'a geri uzattı. Havluyu geri alan Rodius kuruması için bir dala astı. Tokito gölde yansıyan suratına baktığında, o eski "insan" ifadesinin yerini daha sert, daha kararlı bir "kral" ifadesinin aldığını gördü. Artık yaşantısının bu olduğunu, geriye dönüşün olmadığını kabullenerek derin bir nefes aldı.

"Rodius, yine mi derse gidiyoruz?"

Tokito ona yüzünü, bu sefer sahte olmayan, kararlı bir gülümsemeyle dönerek, "Evet bu işi sonlandırmam lazım. O volkanı dize getireceğim." dedi.

Rodius gururla gülümseyerek efendisini sırtına aldı ve yine volkanın yanına, o cehennem çukuruna koştular. Akşam oluyordu, gökyüzü kızıla boyanmıştı ama bu son ve en önemli ders olabilirdi.

Volkanın yanına geldiklerinde Rodius yavaşladı ve durdu. Efendisini indirdi. Tokito kıyafetlerini düzeltip artık korkmadığı volkanın kraterinin yanına geçti. Rodius ise her zamanki gibi zıplayarak uzaktaki dağın tepesine, gözetleme noktasına çıktı.

Ancak Rodius'un zihni sadece eğitimde değildi. Aurası bir radar gibi ormana yayılmış durumdaydı. Buraya geldikleri andan beri ormanı saracak kadar büyük bir algı ağı kurmuştu. Efendisi onuncu dakikaya geldiğinde, Rodius'un ensesindeki sarı tüyler bir anda dikeldi. Aurası bir engele, yabancı ve düşmanca bir manaya takılmıştı.

Efendisi iyi gidiyorken mana kaynağını araştırmak için sessizce dağdan aşağı inmeye başladı. Zemine geldiğinde manayı bir tazı gibi takip etti.

Ağaçların arasından gölge gibi süzülüyordu. Aurasıyla bedenini kaplayarak ses çıkarmadan, kokusunu gizleyerek onları arıyordu. Kaynağa yaklaştığında ağır zırhların şakırtısı ve düzenli adım sesleri gelmeye başlamıştı. Biraz daha yaklaşan Rodius, askerlerin zırhlarındaki armadan onların General Guter'e ait olduğunu anladı.

Guter... O hain buraya kadar geldiyse hedef bellidir. Ama şu an onlarla yüzleşirsem efendimin eğitimi yarım kalır.

Yakalanmamak için geri dönme kararı aldı. Koşarak efendisinin olduğu yere tekrar dönen Rodius, bu hayati haberi zamanı gelene kadar içinde tutmaya karar verdi. Döndüğünde efendisi hâlâ aurasıyla volkana karşı geliyordu. Her zamankinden daha güçlü, daha istikrarlıydı. Ona rahatsızlık vermemek için yine zirveye çıkıp beklemeye başladı.

Tokito ilk saatini tamamladığında manası hâlâ doluydu. Volkanı tutabileceğine, hatta ona hükmedebileceğine inancı tamdı. Ayağa kalkıp aurasını biraz daha genişletmeye, volkanı baskılamaya karar verdiğinde Rodius uzaktan elini yüzüne koyarak, "İşte bunu yapmayacaktınız efendim. Volkanla savaşılmaz, onunla dans edilir. Eğer fazla aura kullanırsanız volkan sinirlenir," diye mırıldandı.

"UYARI: Yer zemini sallanmaya başladı. Volkan, auranızın baskısına tepki veriyor. Püskürme tehlikesi!"

Sinirlenen volkan sıcaklığını ve basıncını aniden yükseltmeye başlamıştı. Lav fokurduyor, dumanlar gökyüzünü siyaha boyuyordu. Bulunduğu zemin şiddetle titremeye başlayınca Tokito yere oturarak dengesini sağlamaya çalıştı. Rodius volkanı durdurmak için atılmak istese de Tokito'nun inatçı aurası lavı baskılamaya devam ediyordu.

Tokito'nun lavı geri göndermesi için hâlâ zamana ihtiyacı vardı fakat lav volkandan taşarak bir sel gibi aktı ve ilk önce Tokito'nun ayaklarını yuttu. Ayaklarının yandığını hissetmesine rağmen umursamayan Tokito, acıyı zihninden silip aurasını yönlendirmeye devam etti.

Aslında aurası lavı baskılamıyordu; lavın geldiği yere, kaynağına doğru bir bariyer, bir tünel oluşturuyordu. Tokito'nun aurası lavın içinde bir boru gibi ilerleyerek gezegenin derinliklerine kadar inmişti.

Ve orada, lavın kalbinde bir varlık vardı.

Tamamen lavdan ve ateşten oluşmuş gibi görünen, gözleri kor gibi yanan bir kız... Gezegenin çekirdeğinin ruhuydu o. Aurayı fark eden kız, şaşkınlıkla lavın akışını durdurdu.

"Demek bu Şeytan Kral'ın gücü... Beni, bu derinlikte bulabileceğini düşünmemiştim. Eğlenceli görünüyor."

Tokito'nun aurası aslında teknik olarak başarısız olmuş, volkanı tetiklemişti fakat bu gizemli kız durumu ilgi çekici bulduğu için volkana giden lavları geri çekme kararı almıştı. Lav yavaş yavaş geri çekilmeye ve soğumaya başladı. Tokito aurasının yok olduğunu fark ettiğinde başarısız olduğunu sanmıştı fakat volkan sakinleşmiş, dumanlar dağılmıştı.

Uzaktan izleyen Rodius, Tokito'nun kendi gücüyle başardığını sanıyordu. Mutluluktan ayağa kalkarak pençelerini havaya kaldırıp kükredi: "İşte gerçek Şeytan Kral böyle olur! Doğaya bile hükmeder!"

Tokito onu duyarak arkasına dönüp, yorgun ama gururlu bir şekilde Rodius'a bakıp gülmeye başladı.

Rodius bacak kaslarını sıkıştırıp bir anda sıçradı. Havada sanki uçuyor gibiydi. Tokito onu uçarken gördüğünde içinden, Ne kadar da havalı! Bir gün ben de yapabilirim umarım, dedi heyecanlı bir sesle.

Rodius düşerken su kafesini yastık olarak kullandı ve yara almadan indi. Tokito'ya sıkıca sarıldı ve "Sonunda başardınız efendim. Sınırınızı aştınız..." dedi. Tokito mutluluk gözyaşlarıyla sarılarak karşılık verdi. Bu onun için sadece bir eğitim değil, bir zaferdi.

Bir süre bu halde kaldıktan sonra Rodius ciddileşti, efendisinin önünde diz çöktü.

"Efendim bilmeniz gereken bir durum var. Kutlamayı ertelemeliyiz."

"Şu an çok mutluyum Rodius. Haberin ne söyle bakayım, hiçbir şey keyfimi bozamaz."

"Efendim, ikinci dersten önce derhal Veldoria'ya geri dönmeliyiz. Durum acil."

"Neden geri dönüyoruz? Bir sorun mu var?"

"General Guter... Ordusuyla Veldoria'ya gidiyor. Ormanda izlerini gördüm. Komutan Nanagi'ye bir şey yapabilirler. Hedefleri sizsiniz ama Nanagi'yi koz olarak kullanacaklar."

Tokito'nun yüzündeki gülümseme dondu. Gözleri anında o korkutucu, soğuk haline büründü.

"O halde hemen oraya gitmeliyiz. Ejderha kullanabilir misin? Manan kaldı mı?"

"Elbette kullanabilirim efendim. Sizin için manam asla bitmez. Kısa sürede yetişeceğiz."

Su ejderhasını yeniden çağıran Rodius, efendisini alarak Veldoria şehrine doğru, bir ok gibi uçmaya başladı. Gökyüzü masmaviydi ama Tokito'nun zihni fırtınalıydı.

Bulutlardan inip alçaldıkları zaman şehir ve kaos görünmeye başladı. İç kaleden dumanlar yükseliyordu.

Rodius iç kalenin olduğu kısma, avluya geldiği zaman silahını çekerek, ejderha daha yere inmeden aşağı atladı. Tokito ise ejderha tarafından güvenle aşağıya indirildi.

Rodius indiği anda manzara korkunçtu: Guter, kılıcını Nanagi'nin boynuna dayamış, kesmek üzereydi.

Rodius'un pençesi, Guter'in kılıcını tuttuğunda çıkan metal sesi avluda yankılandı.

"Biraz daha ileri gidersen seni işgalci sayıp askerlerinin önünde infaz ederim Guter! Haddini bil!"

Guter'in gözü döndüğü için fark edememişti. Tokito aurasını, volkanda eğittiği o yoğun ve baskıcı aurayı serbest bırakarak Guter'in üzerine yürüdü.

"Burada ne halt yediğini sanıyorsun domuz bozuntusu? Burada kim var sanıyorsun? Karşında bir çocuk yok, Kralın var!" dedi bağırarak. Sesi, gök gürültüsü gibiydi.

Guter, bu baskı karşısında kılıcını bıraktı ve istemsizce dizinin üstüne çöktü. Askerleri de silahlarını indirdi. Guter ve askerleri tutuklanmıştı. Eli zincirli olan Guter'in yanına giden Tokito, askerlere bırakmalarını emrederek yüzüne yaklaştı.

"Senin cezanı bizzat ben keseceğim Vikont Guter. Ama şimdi değil. Şimdi, o pis kanını sarayımdan temizleyin!"

Guter ağzında bulunan kanı yere tükürerek umursamadı ama gözlerindeki korku okunuyordu.

Nanagi'nin yanına koşan Tokito, boynundaki derin kesiği fark etmişti. Kan, zırhından süzülüyordu. Biraz daha geç kalsalardı Nanagi ölebilirdi. Kapıdan dışarı çıkan Kortus, efendisini ve bu kaosu görünce şok olmuştu.

Tokito, yerde yatan Nanagi'nin boynuna küçük elleriyle bastırıyor, kanı durdurmaya çalışıyordu. Rodius ise öfkesini kontrol edemeyip, pençesini kullanmadan yumrukla Guter'i dövüyordu.

Tokito, Nanagi'nin solgun yüzüne tokat atarak bağırdı. Gözleri dolu doluydu.

"Sakın öleyim deme pislik! Ben sana ölmeni emretmedim! Ölürsen ihanet etmiş olursun! Kalk ayağa!"

Ve ona sarıldı. Şifacılar geldiğinde Tokito'yu zorlukla kaldırdılar. Tokito, Kortus'un desteğiyle, üstü başı kan içinde taht odasına doğru yürümeye başladı. Rodius ise, Guter'i sürükleyerek arkalarından geliyordu.

Yarayı kapatan şifacılar Nanagi'yi tedavi ettiler ve odasına taşıdılar. Guter ise büyü kelepçesiyle zindana atılmak üzere götürüldü. Rodius son kez arkasına dönüp Guter'e bakarak, "Seninle daha işim bitmedi Guter. Dua et efendim merhametli olsun," dedi.

Tokito sinirli bir şekilde taht kapısını tekmeleyerek açıp içeri girdi. Muhafızlar bile onun sinirli aurasında boğuluyordu. Tahta, elleri arkada yürüdü ve bu sefer boyu yetmese de bir şekilde oturup bacak bacak üstüne attı. Kortus efendisinin yanına, Rodius ise efendisinin önünde ayakta duruyordu.

"Bunu neden yapar Guter anlamıyorum. Koloton yokken bölgeyi basmak da ne oluyor? Bu açık bir darbe girişimi!"

"Sanırım Nanagi'ye sizin yerinizi öğrenmek için gelmiş olmalı efendim. Nanagi bilgi vermeyince, onu konuşturmak için öldürmeye çalışmıştır."

"O şerefsizi asla affetmeyeceğim. Kral olduğumda onu rütbesinden azat edeceğim, süründüreceğim."

"Bu hiç iyi olmaz efendim. Bu, diğer vikontları kışkırtır ve iç savaşa neden olur. Stratejik düşünmeliyiz."

"Güçsüzleri öldürmelerine izin mi vereyim? Politikayı umursamıyorum! Saçmalama Rodius!"

"Efendim siz de yorgun görünüyorsunuz, mantıklı düşünemiyorsunuz. Dinlenmeniz gerekiyor, siz dinlenirken Rodius buraları koruyacaktır."

Tokito, Kortus'a dönerek buz gibi bir sesle cevap verdi.

"Kapa çeneni Kortus."

Tokito sinirle verdiği cevabın karşısındakini üzeceğini bile anlamayacak kadar gözü dönmüştü. Volkanda Rodius'la yaşadığı o zorlu anlar, bu ihanetin yanında mutlu bir anı gibi kalırdı. Nanagi'ye olanlar, kalbini bir kez daha köreltmişti. Kortus bunu bildiği için efendisinin söylediklerini ciddiye almadı, sadece sessizce başını eğdi.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar