Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 16 - Tokito'nun Cehennem Dolu Eğitimi 1. Kısım

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 16 - Tokito'nun Cehennem Dolu Eğitimi 1. Kısım

Güneşin ilk ışıkları Veldoria'nın sisli tepelerini aydınlatırken, Tokito kahvaltı masasında oturuyordu. Hizmetkârlar tarafından özenle hazırlanan sofra, taze meyveler, kızarmış etler ve egzotik içeceklerle donatılmıştı. Rodius, karşısındaki sandalyede, bir dağ gibi heybetli duruşuyla kahvaltı yapıyordu. Çiğnediği kemiklerin sesi odada yankılanıyordu. Kortus ise bir anne şefkatiyle Tokito'nun yanında duruyor, o yiyemediği zamanlarda yardım edip eliyle yediriyordu.

Bir asker içeri girmek için kapıyı tıkladı. Tokito muhafızlara açmasını emrettiğinde kapı açıldı ve içeri zırhlı, nefes nefese kalmış bir asker girdi. Elinde kırmızı mühürlü bir mektup tutuyordu. Nanagi'ye yaklaşıp mektup olduğunu söylediğinde Nanagi eliyle, masanın başında oturan küçük ama otoriter figürü gösterdi.

"Buranın efendisi ben değilim, buranın efendisi Şeytan Kral. Rütbeni bil asker."

"Karışıklık için özür dilerim efendim! Sınırdan gelen acil bir mektup bu."

"Ver bakalım asker, sonra çıkabilirsin."

Tokito mektubu askerin elinden aldıktan sonra asker selam verip odadan çıktı. Tokito mektubun mührünü kırıp açtı, parşömen hışırtısı sessiz odada duyuldu. Okumaya başladı.

"Sayın Veldoria Bölgesi Lideri. Ben Sınır Vikontu Beril. Yarı insanlarla olan savaşımızda büyük bir kayıp verdik ve düşman beklediğimizden daha dirençli. Sizin bölgenizden, özellikle efsanevi büyücülerin desteğinden yardım istiyoruz. Lütfen bize yardım edin, aksi halde sınırı kaybedeceğiz."

Tokito kaşlarını çattı. "Bu mektup hangi vikonta ait?"

Nanagi cevapladı: "Tanımıyorum efendim, muhtemelen sınıra geçici olarak atanan bir komutandır. Normalde bölgelerin sınırlarda bulunan savaşlara karışması zorunlu değil, her bölge kendi savunmasından sorumludur. İsterseniz görmezden gelebiliriz."

Fena bir fikir değil... Fakat en azından güçlenmem lazım. Şu an o küçük bedenimle ve sınırlı gücümle sınıra gidersem ayak bağı olurum sadece. Orduyu komuta edemeyecek, bir kılıç bile tutamayacak birisinin savaşa gitmesinin anlamı yok. Ama onları ölüme bırakacak kadar da kalpsiz değilim! Babamın mirası bu topraklar.

Tokito mektubu sararak parmağını ısırdı ve kendi kanıyla tekrar mühürledi. Nanagi'ye mektubu verdi ve yüzünü Rodius'a döndü. Gözlerinde yeni bir ateş yanıyordu. Savaşa katılmak için kararını vermişti.

"Rodius, sence A seviye bir büyücü olarak sınıra gidersem işe yarar mıyım? Yoksa sadece bir yük mü olurum?"

"Eğitiminiz bittiğinde ve potansiyeliniz açığa çıktığında, tek başınıza bir orduya bedel olacaksınız efendim. Ancak önce Loropis'e, başkente doğru yola çıkmanız lazım. Taht sizi bekliyor."

Tokito beklemeden elini kaldırdı. "O iş bekleyebilir. Taht kaçmıyor ama halkım ölüyor. Nanagi, Kortus ve diğer vikontlara elçi gönder. Şeytan Kral geç kalacak diye söyle. Mazeretim savaş."

Nanagi endişeyle araya girdi. "Savaşa katılmayı mı düşünüyorsunuz efendim? Bu çok tehlikeli!"

"Şehrimde, kuş tüyü yastıklar üzerinde oturarak bir ülkeyi yönetemem Nanagi. Savaş cephesine giderek, kan ve barut kokusunu soluyarak düşmanlarımızı korkutmam lazım. Liderlik budur."

"O halde size eşlik etmek zorundayım. Yalnız bırakırsam efendimin görevine, yeminime ihanet etmiş olurum."

"Sen burada duracaksın Nanagi. Bu kaleyi ve şehri koruyacaksın. Savaşa yanımda Rodius'u götüreceğim."

"Bundan emin misiniz efendim? Benim gibi emekli, paslanmış bir komutan..."

"Ölene kadar bize hizmet edeceksin Rodius. Emeklilik senin için bir seçenek değil. Babam gibi rahat bir şekilde, yatağında ölmene izin vereceğimi mi sandın? Savaş meydanında öleceksin!"

Rodius bu sözler üzerine gülümsedi, gözleri parladı. Sevinerek dizinin üstüne oturdu ve efendisinin yüzüne baktı. Tokito onun yüzündeki o vahşi kararlılığı görmüştü.

"Sizin için kalan her şeyimi, son nefesimi ve canımı vereceğim efendim. Emriniz başım üstüne."

"Bittiyse yavaştan başlayalım. Eğitimi nerede yapacağız? Bahçede mi?"

"Burada değil efendim... Sizi, gücünüzün sınırlarını zorlayacak bir yere, su büyümle götüreceğim."

Tokito nasıl bir büyü göreceğini düşünürken heyecanlı bir yüzü vardı. Kahvaltılarını bitirdikten sonra ikili saray girişine, geniş avluya çıktı. Rodius açık alana doğru yürüdü ve devasa elini yere koydu. Zemin titredi.

"Altılı Su Büyüsü: Su Ejderhası!"

Yerin altından fışkıran suları bir daire şeklinde toplayan Rodius, büyüsüyle suya devasa, şeffaf bir ejderha şekli verdi. Ejderha, Tokito ve Rodius'u nazikçe kanatlarıyla üstüne aldı. Kanatlarını çırpan su ejderhası, kalktığı yeri sırılsıklam bırakarak gökyüzüne yükseldi. Havaya kalktığında Tokito, aşağıda kalan yuvarlak şeklindeki şehri ve karınca gibi görünen askerleri izledi.

Ejderha hızlanarak bulutların üzerine çıktı ve uçmaya başladı. Gittikleri yeri bilmiyordu fakat şehirler, nehirler ve ormanlar ayağının altındaydı. Ufukta, dağların üstü yoğun, gri bir sisle kaplıydı; ejderha da o sis kaplı, uğursuz dağlara yöneldi. Ejderha yavaşça iniş yaparak onları, dağlardan birinin zirvesinde, dumanı tüten aktif bir volkanın kraterinin yanına indirdi.

Onları bıraktıktan sonra ejderha formunu kaybedip normal suya dönüştü ve toprağa karıştı. Tokito etrafına baktığında, önünde duran ve fokurdayan lavlarla dolu volkanı fark etti. Cehennemin kapısı gibiydi. Sıcağa dirençli olduğu için terlemiyordu fakat bu ısıya dayanmak için manasını harcıyordu.

"Senin ejderhan çok kullanışlıymış Rodius. Taksiden daha hızlı."

"Bu büyü benim en iyi büyüm efendim. Çok fazla mana tüketir, günde sadece 2 defa kullanabilirim."

"Peki şu an neredeyiz? Bir volkanla ne yapmayı planlıyorsun? Mangal mı yapacağız?"

"İlk dersimiz manayı, hayatta kalma içgüdüsüyle öğrenmek olacak. Burada, bu kraterin kenarında 4 saat kalana kadar duracaksın. Manan bittiğinde ve vücudun iflas ettiğinde seni su hapsiyle soğutup dinlendireceğim. Sonra tekrar başlayacaksın."

"4 saat olana kadar böyle mi devam edecek? Bu delilik!"

"Hücreleriniz yanacak, kavrulacak ve mananızla kendi kendine iyileşecek. Bunu artık iyileşemeyeceği, mananızın tükendiği zamana kadar yapacaksınız. Mananızın sınırlarını böyle genişleteceğiz."

B-Bu adam aptal mı? Yoksa sadist mi? Bir çocuğa böyle şeyler... Hiç acıması yok hem de hiç. Bir volkanın dibinde, lavın kavurucu sıcaklığını hissederek 4 saat geçirmek mi? İmkânsız olduğu belli! Ama... Pes edersem o tahtı hak etmem.

"Tamam kabul ediyorum. Bir volkan beni durduramaz. Ben ateşten doğdum!"

"O halde volkanın gücünü salıyorum. Hazır olun. Su büyüsü: İptal!"

Rodius, etraflarındaki koruyucu, serin su tabakasını kaldırdığında volkanın gerçek ısısı Tokito'ya çarptı. Nefesi kesildi. Tokito tekrar Rodius'a baktığında ortada yoktu, gitmişti. Volkan çok sıcaktı ve Tokito'nun derisi anında kızarmaya, sonra yanmaya başlamıştı fakat Tokito dişlerini sıkarak sürekli manasıyla kendisini yeniliyordu.

Vücudunda bulunan her bir deri hücresi soyulmaya başladığında, mana ile yenilenerek tekrar eski haline dönüyordu. Ancak volkan acımasızdı; onun hızına uyum sağlamaya başlamıştı sanki. Volkanın derisini yakma hızı, yenilenmesini aşmaya başladığında Tokito yenilenmesini sürekli, aralıksız kullanmak zorunda kaldı. Acı dayanılmazdı.

Yarım saat durduğunda Tokito'nun manası tükenmeye, bilinci bulanıklaşmaya başlamıştı. Artık yenilenmesi sönmüştü ve yenilenmeye çalıştığında iç organları iflas ediyor, iç kanama geçiriyordu. Son manasını da kullandığında artık yenilenemiyordu.

Tokito su kaybettiği için derisi kurumuş yapraklar gibi kat kat oldu ve soyulmaya başladı. Derisinin rengi siyah, kömür gibi olmaya başladığında saçı da alev alıp yanmaya başladı. Bitti... Rodius beni terk etti... diye düşünüyordu ki, tam bilincini kaybedip lavlara düşecekken serin bir su kafesi etrafını sardı.

Gözleri kapandığında kendisini su dolu, şifalı bir kürenin içinde buldu. Küre üzerinde bulunan sıcaklığı emdi ve azalttı. Söndüğü zaman yavaş yavaş mana kanalları açılmaya başladı. Vücudu, suyun şifalı etkisiyle otomatik olarak yenileniyordu.

Rodius küreyi, volkanın biraz aşağısında, su dolu ve ağaçlarla çevrelenmiş serin bir gölün kenarına getirip patlattı. Tokito yavaş yavaş, acı içinde yenileniyordu. İlk yenilenen bölgesi göğsü olmuştu, yanık derilerin altından taze deri çıkıyordu. Kıyafetleri de yanmış, geriye sadece küller kalmıştı.

Bir saat dinlendikten sonra yenilenmesi tamamlanmıştı ve manası geri gelmişti. Rodius bir ağacın dalına tünemiş, sakin bir şekilde elma yiyordu. Tokito kalkıp etrafına şaşkınlıkla baktığında, Rodius ağaçtan atladı.

"Sonunda uyandınız efendim. Bu çocuk halinizle, o cehennemde yarım saat dayanmak çok etkileyici."

Gözlerini açtığında esnemeye başlamıştı. Vücudunun uzun süredir yattığını hissetmişti, kasları kaskatıydı. Rodius'a dönerek ona öfke ve hayranlık karışık bir bakışla bakmaya başladı.

"Ne kadar süredir yatıyordum?"

"Bir saattir yatıyorsunuz efendim. Ölü gibiydiniz."

"Beni ölüme terk ettiğini düşünmüştüm. Sanki sen kaybolmuş, beni o ateşe bırakıp gitmiş gibiydin."

"Merak etmeyin efendim, ben etrafımda olan tüm varlıkların kalp atışlarını duyabilirim. Sizin kalbiniz bir serçe gibi atıyordu."

"Kalbim durduğunda mı kurtardın beni?"

"Hayır, Şeytan Kralların vücutları özeldir. Kalbiniz atmıyorken beyniniz yaşar, iradeniz savaşır. Ben beyniniz hasar görmeye, yanmaya başladığında kurtardım. Sınır orasıdır."

N-Ne kadar da vahşi bir öğretmen. İnsan olsaydım on kere ölmüştüm. Ders almak isteyerek yanlış seçim mi yaptım? Hayır... Artık geri dönüşü yok, güçlenmek zorundayım.

"Sen ne kadar durabiliyorsun bu volkana karşı Rodius?"

"Ben kendi eğitimimi tamamladığımda 14 saat, su hapsi olmadan volkanın içinde uyudum. Lavlar bana battaniye gibi geliyordu."

Volkanın içinde mi uyumuş? Bu delilik... O sıcaklığın içinde nasıl durabilir? Bu imkânsız olmalı. Ne kadar manası var bunun?

"Şaşırmış olmalısınız efendim fakat ben de sizin gibiydim. 3 yıl süren cehennem eğitimi sonucu bu hale geldim."

"Hadi devam edelim. Senin skorunu 1 ayda geçeceğim, görürsün! Seni geçeceğim aslan adam!"

"Acele etmeyin efendim, 4 saat yeterli A seviye için. Hırsınız sizi yakmasın."

Tokito inatla tekrar volkanın girişinin yanına geldi. Sıcaklık yine bedenini yakmaya, nefesini kesmeye başladı. Beklerken Rodius'un verdiği elmadan bir ısırık almak istedi ama elma elinde yanarak anında kül oldu. Elması yandığı için sinirlendi, ayaklarını elleriyle sararak cenin pozisyonunda oturmaya başladı. Zaman geçtikçe bedeni ısınıyordu, ardından mavi ekran yeniden önünde belirdi.

"UYARI: Kullanıcıda yüksek sıcaklık tespit edildi. Doku hasarı kritik seviyede. Otomatik yenilenme protokolü devrede."

Bunu başaracağım ve en güçlüsü olacağım! Volkana yavaş yavaş uyum sağlıyorum sanırım. Sıcaklığı bir nebze de olsa azaldı... Ya da sinir uçlarım yandığı için hissetmiyorum. Sanırım bunu yapabilirim!

Tokito ilk onuncu dakikada kendisini iyi hissediyordu fakat manasını çok hızlı kullandığı için kalitesi azalmıştı. Yenilenmesi bu sefer daha yavaştı fakat mana kapasitesinde, o baskı altında zorlanan kaslarda bir artış vardı.

Yirminci dakikaya geldiğinde Rodius onu uzaktan izlemeye karar verdi. Dağın en üstüne, bir kartal gibi oturup keskin gözüyle iki kilometre uzakta, lavların kenarında titreyen Tokito'yu izlemeye başladı.

"Gerçekten küçük efendi bana babasını hatırlatıyor... Ama babası burada eğitim gördüğünde onun gibi inatçı değildi. Yarım saat geçtiğinde ölmeye yaklaşmamıştı ama pes etmişti. Küçük efendi babasını geçebilir. Onda farklı bir ateş var."

Rodius izlerken bir elma daha yemeye başladı. Tokito ise manasına odaklanmak için gözünü kapattı. Düşündüğü tek şey 4 saat durabilmekti.

Yirmi beşinci dakikaya geldiğinde manası hâlâ vardı fakat yenilenmesi yine zayıflamıştı. Derisi siyahlaşıyordu, kalbi yavaşlıyor ve duruyordu. O kadar odaklanmıştı ki, kalbinin durduğunu fark etmemişti bile. Sadece iradesiyle ayaktaydı.

Sıcaklık Tokito'nun kafatasını aşıp beynine nüfuz etmeye, bilincini kapatmaya başlayınca yine Rodius tarafından bir su kırbacıyla yakalanıp kurtarıldı ve gölün serin sularına çekildi.

Tokito yine iyileştiğinde, öksürerek kalktı. Bu sefer Rodius'u gölün üstünde, herhangi bir tahta veya destek olmadan, suyun üzerinde bir yaprak gibi dururken gördü. Rodius, suyun üstünde yoga yapıyordu.

"Rodius, o pozda durarak ne yapmaya çalışıyorsun? Suda mı yürüyorsun?"

"Buna 'Mana Dinlendirme' denir efendim. Ejderha büyümü kullandığımda yapmam gereken bir meditasyon. Manayı doğayla birleştirip yeniliyorum."

"Ben de yapabilir miyim?"

"Bu da dersinizin bir kısmı olacak efendim fakat güçlenmek için bu yöntem olmadan, acı çekerek dersinizi tamamlamanız lazım. Konfor, gelişimin düşmanıdır."

Bu kadar zor bir ders vereceğini düşünmemiştim. Sanki beni eğitim için değil, ölümüne bir dövüşe hazırlıyormuş gibi hissediyorum.

Rodius gölden çıkıp, sular üzerinden süzülerek efendisinin yanına geldi. Vücudunun durumuna, titreyen ellerine baktıktan sonra onu kucakladı. Tokito şaşırmıştı, bu ani şefkat karşısında donakaldı ve Rodius'un omzuna dokundu. Rodius efendisinin gözünün içine bakmaya başladı.

"Bir şey mi oldu efendim?"

"Neden beni kucağına aldın? Ben yürüyebilirim! Nereye gidiyoruz?"

"Bugün için bu kadar yeterli. Bir mağaraya girelim efendim, gece çöküyor."

Efendim yanımda olmasaydı ilgilenirdim ama bu dağdaki büyülü canavarlar, efendimin yaydığı o lezzetli kraliyet manasına çekilmeye başladı. Onları hissedebiliyorum. Yarın devam etmek zorundayız gibi görünüyor. Bunu yaptığım için özür dilerim efendim, güvenliğiniz önceliğim.

Tokito, o koşarken omzuna dokunarak yüzüne baktı. Rodius aceleci ve tetikte görünüyordu.

"Daha devam edebilirim, ben süreyi uzatmayı bile başaramadım. Pes etmek istemiyorum!"

"Mana kaliteniz düştüğü için süre azaldı. Zorlarsanız kalıcı hasar alırsınız. Yarın devam ederiz efendim."

Rodius zıplayarak dağın eteklerinden geçerek, ayaklarıyla yere vurup mağara sesi çıkaran zemini anlamaya çalışıyordu. Geldiği ikinci dağın zemininin altında boşluk olduğunu hissedince girişi aradı. Giriş, dağın en aşağısında, sık ağaçlıklı bir ormandaydı.

Su büyüsüyle kayarak en aşağıya indi ve gizli mağara girişini buldu. İçeriye girdiler ve bu geceyi orada geçirmeye karar verdiler. Rodius su büyüsüyle mağara girişini buzdan bir duvarla kapattı. Mağaranın derinliklerine inip duvarları suyla zayıflatıp çıplak elle kazarak kömür damarı buldu. Taşlarla küçük bir ocak yapıp kömürleri düşük seviye ateş büyüsüyle yaktı.

Ortam ısınmaya başlayınca Tokito'nun yorgunluğu ağır bastı ve uykusu geldi. Tokito uyurken Rodius dışarı çıktı ve yarın için et arayışına girdi. Gördüğü vahşi canlıları sessiz adımlarla yakaladı ve tek hamlede öldürdü. Hepsinin derisini yüzüp mağaranın içine su hapsiyle taşıdı.

Kendisi efendisi çalışırken hep dinlendiği için bir gözü açık, tetikte uyudu. Sabah olduğunda Tokito kalkmıştı ve Rodius'u girişteki buz duvara bakarken gördü. Yanına gitmeye karar verdi.

Yanına gittiğinde Rodius endişeli görünüyordu. Tokito, Rodius'un kürkünden tuttu. Gözlerini ovuşturan küçük kralı gördüğünde Rodius'un endişesi sona erdi, yüzü yumuşadı.

"Günaydın efendim. Neden bu kadar erken kalktınız?"

"Uyumak sadece enerjimi toplamak içindi. Güçlenmem lazım."

"Biraz et yiyin efendim, sonra cehennem dersimize başlayalım. Enerjiye ihtiyacınız olacak."

"Tamam Rodius, sen de gel ve ye."

Şu anda efendimin hayatı önceliğim olmalı. O dersteyken ona saldırabilecek her şeyi bulabilmem lazım. Manamı bu ormana bir ağ gibi saldım, tehlikeden haberdar olurum ama yine de endişeliyim. Sanırım yaşlandığım için kendime güvenemiyorum ya da efendimi kaybetme korkusu beni zayıflatıyor.

Rodius ve Tokito sessizlik içinde yemeklerini yediler, sonra volkana geri döndüler. Tokito'nun cehennem eğitimi, volkanın öfkesiyle birlikte artarak devam ediyordu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar