Novel Türk > Bilinmezin İçinde Bölüm 15 - Kimliği Gizli Kaçaklar

Bilinmezin İçinde Bölüm 15 - Kimliği Gizli Kaçaklar

Çantayı sırtıma attığım gibi tekrar yola koyulduk.

“Hey,” dedim yeni elbisesi ile mutlu mutlu ilerleyen Firdevs’e. “Şans tanrıçası ayakkabı göndermemiş mi?”

“Hmm? Görmedim ki abiii. Sadece bunlar vardı.” diye yanıtladı önündeki bir kökün üzerinden atlarken.

Bakışları yalın olan ayaklarıma döndü. “Canın acımıyor mu?”

“Yani pek değil.”

Bu doğruydu. Cüssem güçlendiğinden beri yalın ayak yürümek bana engel değil. Doğru düzgün bi hasar almam için buraya ilk geldiğim zamanki gibi tepeden aşağı yuvarlanmam gerek.

“Bu arada abi, sen niye çıplak geziyordun?”

..bunu sormak şimdi mi aklına geldi?

Neyse ki, bu sorunun cevabını çoktan düşünmüştüm.

“Seni kurtarmaya gelirken o kötü tanrının inananları ile savaştım. Bütün kıyafetlerim yandı.”

“Aaa!” Üzülmüş bir ifade takınırken bağırdı. “Çok üzüldüm abi. Özür dilerim.. benim yüzümden zırhların gitti.” Sonra sırtımdaki çantaya baktı. “E peki deri zırhı neden giymedin abi?”

..ona soyum yüzünden giyemediğimi söyleyemem.

“Çünkü.. kaslarım ondan daha dayanıklı.”

“Voaaay.” dedi ağzı beş karış açılırken. “Çok güçlüsün abii! Babamın sağ kolu Kemal amcadan bile daha güçlü olabilirsin!”

Burada ne çok türk ismi var yav.. oyunlarda avrupalı ismi görmeye o kadar alıştım ki, biraz garibime gidiyor.. sanki hâlâ kendi ülkemdeymiş gibi hissettiriyor.

“Abi peki ya neden o giydiğin iç çamaşırı benzeri şey ateşte yanmadı?”

Hmm?

Harbi lan.

Neden baksırım o ejderha ısırığında ve iğneler çarptığında zarar görmedi?

Bunun dışında.. o kadar düştüm kalktım debelendim. Ancak çizik bile almadı.

Lan. Yoksa!

Yoksa dede baksırıma bir şeyler mi yaptı!?!?

Bu fikir kafamda deli gibi dönmeye devam ederken, “Söylesene neden abi?” diyen Firdevs’in sesini duydum ve gerçek dünyaya döndüm.

“Öhm, bu.. büyülü bir eşya.”

“Ohaaa! Büyülü bir iç çamaşırın mı var!?!?” gözleri hayal gücünün parlak yansımasını dışarı salıyordu. “Sen gerçekten bir prens olmalısın! Yoksa kimin iç çamaşırı büyülü olur ki!?”

Sırıttım. “Kim bilir belki de öyleyimdir.”

Bu sözlerim ile Firdevs hayaller dünyasına daldı.

Bir saat kadar yürüdükten sonra, artık gına gelmeye başlamıştı.

Bıkkın bir ifade ile, “Kasabanın bu tarafta olduğuna eminsin değil mi?” dedim.

Firdevs de ter içindeydi. Başta şatafatlı görünen kıyafetleri de bu ter ile ıslanmıştı. “Bu tarafta olmalı.. yani o iki dağ bizim şehrin oradaki dağsa.”

“Ne!?” dedim şaşkınlık ile. “Emin olmadan mı bu yorumu yaptın!?”

“Bağırma ya!” diye çıkıştı. “Çok benziyorlar tamam mı? Konağın bahçesinden baktığımda onları görebiliyorum.. yani açı biraz farklı ama aynıdır.. büyük ihtimalle.”

Derin bi nefes aldım. 30 günlük görev sürem başta gözüme çok görünse de şimdi şüpheliydim. Ya bu Akçamera şehri düşündüğümden daha uzaksa? Ya 30 günlük süreç bu uzaklıktan dolayı verildiyse? Eğer şimdi yanlış yola saptıysam görev başarısız olabilir..

Neyse ya, bize görev mi yok?

Biri gideer biri gelir.

İki üç tane kızı kurban edilmekten kurtarsam yeter.

O sırada, ağaçlık alanın içinden çıkarken değişik bi yola denk geldik. Önceki engebeli yoldan farklı olarak ot bitmemişti ve daha geniş bi alanı kaplıyordu. Sağ tarafta yokuş yukarı giderken solda yokuş aşağı gidiyordu. Ancak düz bir çizgide değildi.

“Firdevs.”

“Efendim abi?”

“Doğru yerde miyiz bilmiyorum ama en azından medeniyeti bulduk gibi.”

“Ah? Nerede? Birisi mi var?” merakla etrafa bakmaya başladı.

“Hayır. Bak.” dedim zemini gösterirken. “Çevremiz bitkilerle doluyken burada hiç uzun ot yok.. bunun anlamı bu yerden son bir senede sık sık geçilmiş. Bu bir patika. Sonu da bir yerleşime çıkıyor olmalı.”

“Oo! O zaman bulduk mu?”

“Görücez..”

Daha sonra iki tarafa baktım. Sağımdaki yol bir tepeye doğru uzanıyor gibiydi. Eğer orada yerleşim olsa sanırım buradan görebilirdik.. tabii öbür tarafında da olabilir ama.. Sağımdaki yol ise aşağı bölgelere iniyordu. Bulunduğumuz yer bayadır düz. Yani biz zeminin normal kısmındayız. Bu yol ise aşağı bir bölgeye gidiyor..

“Bahsettiğin kasaba o dağlara kıyasla alçakta mıydı?”

Firdevs birkaç saniye düşündü. “Hmm bilmiyorum. Orayı hiç görmedim ve babamın bana bahsettiğini hatırlamıyorum. Ancak dağlar bizimle hemen hemen aynı hizadaydı.”

Bu bilgi bana yardımcı olmaz.

Ancak yukarı çıkıp yorulacağıma aşağı inmeyi tercih ederim.

Tabii eğer yanlış yolsa.. sıçtık.

“Gidelim madem.” dedim yokuş aşağı patikayı takip ederken.

Firdevs hoplaya zıplaya beni takip etti ve sonra geçti.

“Yavaş ol.” diye seslendim. “Yolun nereye çıktığını bilmiyoruz. Bir anda kendini uçurumdan uçarken bulabilirsin.. evine cesedini götürmek istemem.”

“Ayy!” diyerekten bir anda duraksadı.

Yanına kadar geldiğimde yolun yokuşa bakmayan tarafına geçti.

Daha sonra yola devam ettik.

Beş on dakika yürüdükten sonra, sonunda ağaçların seyrekleşmesiyle bulunduğumuz yerin aşağısındakileri seçebildim.

Gülümsedim. “Görünüşe göre doğru yoldayız.”

Firdevs, “Hani hani?” diyerekten güvenli bölgesinden çıktı. Seyrek ağaçların arasından aşağıya baktı. “Aa! Kasabaa!”

Evet. Orada bir kasaba vardı.. daha net söylemek gerekirse, serbestçe dağılmış yapılardan oluşan bir yerleşim vardı. Yapılar kiremite benzeyen çatılara sahipti. Gecekondu gibilerdi. Ancak aralarında diğerlerinden farklı görünen yapılar da vardı. Kasabanın etrafındaki çayırlarda da hareket eden varlıklar görünebiliyordu. Belki çalışanlardı, belki de hayvanlar. Kasabanın içinde de bir sağa bir sola giden karartılar mevcuttu. İnsanlar olmalıydı. Burası gerçekten ilginç bir yerdeydi. Şimdi bulunduğum pozisyondan fark ettiğim kadarıyla biz keskin kenarlara sahip bir tepeden iniyorduk.. gerçekten baya yüksek. Belki de bir dağdır? Kasaba ise bu dağ kadar tepenin hemen ucundaydı.

Bu diyarın insanları heyelan nedir bilmiyorlar mı?

Bu nasıl bir yerleşim noktası?

“Burası babanın anlattığı yer mi?” diye sordum Firdevs’e. Ancak onun bakışları başka bir yerdeydi. Yüzü heyecanlı gibiydi.

Hemen onun baktığı tarafa döndüm.

Orada.. çok uzakta bir yeri görebiliyordum. Bir tepenin sonundaydı. Alçalan pozisyonumdan tam seçemesem de bu.. surlu bir şehir gibiydi.

“Evim!” dedi parmağı ile orayı göstererek. “İşte orası Akçamera! Şu ortadan uzanan kule de benim evime ait!”

Evet.. şöyle bir bakınca şehrin tam ortasında tepeye uzanan bir kule vardı. Garip bir mimariydi. Nasıl bir kule, kalenin surlarından daha uzun olur ki?

Her halükarda, doğru yoldayız gibi. O zaman bu yer de o bahsettiği Çeşmebaşı kasabası olmalı.

“Bak! Bu alttaki kasaba da bahsettiğim Bayırbaşı kasabası olmalı!”

Ah, doğru. Bayırbaşı.

“Tamam. Şimdi detayları konuşma vakti Firdevs.”

“Hmm?” Bana merakla baktı. Bu şekilde bakarken çok saf görünüyordu.

“Oraya indiğimiz zaman babandan ve kimliğinden bahsetmek yok.”

“Aa? Neden kii?”

“Çünkü, babanın senin korumak istemesinin başka sebepleri de olabilir.”

“Nasıl yani?”

“Düşmanları olabilir.. sana zarar vermek isteyen kişiler.”

“Ne!?” dedi Firdevs korku ile. “Bana neden zarar vermek istesinler ki? Ben kimseye bir şey yapmadım!”

“Sen yapmamış olabilirsin. Ancak babanı bilemeyiz.. her halükarda, düşmanlarına burada olduğumuzu belli edemeyiz. O yüzden, iki gezgin gibi konuşucaz.. hatta sen konuşma işini bana bırak. Benim üstün zekam bu duruma daha uygun.”

“Ben de zekiyim!” diye çıkıştı.

“Öyle mi gerçek babası ile kaçan kız?”

Bu sözümden sonra susup başını eğdi. “O.. o bir hataydı.”

“Evet hataydı. Bu hata bir daha olmasın diye de konuşmaları ben yapıcam.”

“Of ya.” dedi kaybetmiş bir ifade ile. “Tamam öyle olsun..”

“Ah ve adın Firdevs değil artık. Bundan sonra adın Fidan.”

“Aa! Çok güzel bir isiim!” dedi mutlu bir ifade ile.

..ruh hali ne kadar çabuk değişiyor yaw.

Devam etti. “Kendi adımı da seviyorum ama bu da çok güzel beğendim. Fidan! Hehe! Benim adım Fidan~”

“Benim adım ise,” omuzlarımı gerip kahraman vari bir duruş takındım. “TARKAN!”

“Oo! Kulağa çok havalı geliyooor!” dedi Firdevs alkışlarken. “Ama.. sen neden isim değiştiriyorsun ki abi? Senin de mi düşmanların var?”

..bu soruyu beklemiyordum.

“Belli olmaz.. belki de prensi olduğum krallığın düşmanları vardır?”

Firdevs bu sözlerim ile heyecanla ağzını kapattı. “Aman tanrıım! Biz şimdi.. biz şimdi kimliğini gizleyen kaçaklar mıyıııız. Çok havalı..!”

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar