Novel Türk > Bilinmezin İçinde Bölüm 11 - Dişime Göre Rakip

Bilinmezin İçinde Bölüm 11 - Dişime Göre Rakip

Firdevs tekrar köşesine döndüğünde ben de asıl olaya odaklanabildim.

"Uyandığına göre artık aç karnımızı doyurabiliriz."

"Ah şimdi sen söyleyince," dedi hüzünlü bir ifade ile midesini ovalarken. "Ben de çok açım. Ne yiyeceğiz? Şöyle güzel bi biftek çok iyi olurdu!"

"..ormanın ortasında bifteği nereden bulucam ben?"

Firdevs bana garipserce baktı. "Ormanda biftek yok mu? O zaman.. somon var mı?"

"Yani olabilir. Ancak ben onu nasıl yakalayacağımı bilmiyorum."

Hayatı boyunca el bebek gül bebek büyütülmüş bir kız bu.. hayatında ilk defa sossuz bir yemek yiyecek olmalı.

Of tam baş ağrısı olacak. Umarım şu Akçamera şehri uzakta değildir.

"Burada bekle." diyip yerimden kalktım.

Açıklıkta biraz dolanıp ince ağaçlar buldum ve kaslı kollarımla yerlerinden söktüm! Köklerindeki toprakla elime geldiler!

Birkaç tane böyle ağaç bulduktan sonra Firdevs'i bıraktığım mağara girişine döndüm ve girişi kapatacak şekilde yığmaya başladım.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Firdevs, meraklı bir ses ile.

"Ben dışarıdayken güvende olmanı sağlıyorum." Konuştuğum sırada ağaçları yığmayı bitirdim.

Mağaranın girişi.. derme çatmaydı. Yani bi hayvanın dikkatini çekmeyebilir ama bir insan gördüğünde gariplik olduğunu anlayacaktır.

Buradan çok uzaklaşamam.

Ben yokken onu birisi bulursa.. görevim başarısız olu- öhm yok yani kızın başına kötü şeyler gelebilir..

Ağaç dallarının arasından kızın meraklı gözlerine baktım. Kaşlarını çatmış ve kafasını yana yatırmış hali ile çok tatlı görünüyordu.

Bu görüntü karşısında istemsizce gülümsedim. "Ben dönene kadar sakın ses çıkarma tamam mı Firdevs'cim?"

"Ne yapacaksın? Ben de geleyiim!"

"Şşş! Bağırma..!"

Kız uyarım ile bir anda ağzını kapattı.

"Yemek bulmaya gidiyorum. Burası sizin malikaneye benzemez. Kendi yemeğimizi kendimiz bulmalıyız."

"Ne? Nasıl yani? Yemekler mutfakta yaratılmıyor mu?"

"…" ne diyeceğimi bilemedim. Belki kız doğruyu söylüyor bile olabilir. Sonuçta burası büyülü bir dünya. Belki de gerçekten mutfaklarında yemek yaratan bir büyü vardır.

"Eğer öyleyse bile.. ben o büyüyü bilmiyorum Firdevs'cim. Yani, kendim bulmam gerek."

"Ayy çok kötüüü." dedi Firdevs acıyan bir ifade ile.

..narin bir kız tarafından acındığıma inanamıyorum. Pis zenginler.

"Şimdi gidiyorum. Ben dönene kadar sakın ses çıkarma. Kim gelirse gelsin yanıt verme. Seslenme. Tamam mı?"

"Tamam tamam abi.. aa abi senin adın neydi hiç soramadım."

"Adım.."

Burada gerçek adımı mı kullanmalıyım? Yoksa fantastik bir isim mi uydurmalıyım? Ah yok kendi adımı kullanayım. Destanım falan yazılırsa boşa gitmesin.

"Adım, Kağan Bozkurtoğlu."

Kızın gözleri parladı. "Çok havalı bir ismin var Kağan abi! Özellikle soy adıın. Yoksa sen.. Ulurkurt Krallığının prensi falan mısıın!?" sesi çok heyecanlı çıkıyordu.

Ulurkurt Krallığı da ne be?

Ben daha bulunduğum yeri bile bilmiyorum ki..

"Aa şöyle ki canım, ben aslında hafızamı kaybettim."

İyi bir bahane değil mi? Her duruma gider.

"NEE?!" Kız şok olmuştu. Ancak hala heyecanlı görünüyordu. Tam ağzını açacaktı ki, onu böldüm.

"Şimdilik bu kadar yeter tatlı şey. Gelince detayları konuşuruz." Sözlerimin bitimi ile ardımı dönüp ilerledim.

"Ne duur! Burada bırakılmaz kii!"

Onun bağırışlarına kulak vermedim.

Ormana baktım. Etrafı dolduran çeşitli hayvan sesleri vardı.

Yeteneklerimizi konuşturma vakti geldi!

Daha sonra kendime yemek için koca bir kurt aramaya çıktım!

Beş dakika kadar yürüdükten sonra. Çimenlerin arasında bi hareketlenme gördüm.

Çimenlerin arasına çömelip bekledim. Yarım dakika kadar sonra 20 metre ötemde.. bir tavşan gördüm. Bu tavşan, normalden farklı olarak minik bir boynuza sahipti.

Bu olmaz!

Bu şey çok zayıf!

Gerçek bir avcının yemeği de avcıdır!

Çimenlerin arasından çıkıp yürümeye devam ettim.

O anda tavşan beni fark etti. Ancak kaçmak yerine bana karşı dönüp tavşan vari bir gard aldı.

"Endişelenme küçük şey. Bugün ölmeyeceksin." Elimle ona kış kış işareti yaptım. "Hadi ailene git."

Yürümeye devam ettim.

Ancak tavşan kaçmadı. Bunun yerine.. bir anda üzerime atladı! Küçük boynuzu bana doğru bakıyordu!

Bu ne cesaret lan!?

Küçük vücudu suratıma doğru yaklaşıyordu!

O anda refleks olarak elimi kaldırıp tokadı çaktım!

Tokadım tam vucuduna isabet etti ve.. onu parçalara ayırdı!!

[Boynuzlu Tavşan Sv.0 öldürdünüz. 0.1 Tecrübe.]

Üstüm başım bir anda kan oldu!

Buranın tavşanları bile manyak galiba..

Temiz kalan elim ile suratımdaki kanı silmeye çalıştım.

Ancak pek başarılı olduğum söylenemez.

Üzerime iğrenç bir koku sinmişti. Belki de parçalanan iç organlardan kaynaklıdır.

"Berbat.." buraya geldiğimden beri kan ile ilk temasım buydu.

Ancak.. garip bir şekilde rahat hissediyordum. Sanki umurumda değil gibiydi.. ne zamandan beri ölüme karşı bu kadar kayıtsızım? Oysa ki ben diyardaki bütün canlıları eşit görürüm.. yani insanlara karşı da mı böyleyim?

Bu durum beni şaşırttı. Ancak tahminim doğruysa, en azından o filmlerdeki kişiler gibi sonradan kabuslar görmeme gerek kalmayacak. Bu sevindirici.

Yürümeye devam ettim. O sırada önüme gelen yazıları da inceledim.

Yani, bu küçük şey bile bana tecrübe puanı kazandırıyor. Oyunlardan dolayı bu kavramı anlamak zor değil. Yeterince tecrübe puanı yani xp alınca seviye atlayacağım.. acaba ne kadar tecrübe puanı gerekiyor?

Bu düşüncelerim ile öğrenmeyi arzuladım.

O anda aynı geçen sefer gibi gözlerimin önüne bir bilgi geldi.

Sv.0 [0.1/300]

Ah demek bu.. yani seviye atlamak için 300 Tecrübe Puanı lazım. O yaratıktan aldığım 0.1 de 1 tecrübe puanına kıyasla.. bu durumda seviye atlamak için 3000 tane Boynuzlu Tavşan öldürmem yeterli.

Gözlerim parladı. Ancak bir an sonra bu fikirden vazgeçtim. Bu zayıf canlıları katlederek güçlenmek istemiyordum. Hem, eğer o kadarını öldürürsem bu ormanda onlardan tek bir tane bile kalmaz. Resmen soykırım.

Sonra Firdevs'i şehire götürmenin ödülünü düşündüm. 300 xp alacaksın yazıyordu. Yani hiçbir şey yapmayıp sadece bu görevi tamamlasam bile seviye atlayacağım.

Bu sırada ilerlerken bir boynuzlu tavşana daha denk geldim.

Bana karşı gardını alarak baktı.

"Dostum, bunu gerçekten yapmak istemiyorum." dedim ellerimi çekinerek kaldırırken.

Ancak yaratık beni anlamadı ve üzerime atladı.

"Off."

Tokadı geçirdim ve onu da tek vuruşta öldürdüm.

[Boynuzlu Tavşan Sv.0 öldürdünüz. 0.1 Tecrübe.]

Üstüm başım yine kan oldu.

"Bunu gerçekten istemiyorum.."

İlerlemeye devam ettim ve bu şekilde.. bir düzine daha boynuzlu tavşan öldürdüm.

Bunlardan ne çok var lan böyle!?

Kamikaze gibiler!

İntihar uçaklarını andıran savaşma şekilleri beni rahatsız etti.

Bu kadar öldürmeden sonra artık hevesim kaçmaya başladı.

Ancak tam vazgeçmek üzereyken, onunla karşılaştım.

İleride, açıklığın ortasında, ağaca sürtünmekte olan.. bir ayı vardı!!

İşte!

İşte dişime göre bir rakip!

Hiç düşünmeden açıklığa çıktım.

Ayı beni hala fark etmemişti.

"Hey kocaoğlan!" diye seslendim ona.

Ayı bir anda 4 ayağı üzerine geri indi ve sesin kaynağı olan bana döndü.

Bir ayının ifadesinden ne çıkarmam gerek bilmiorum ama.. sanki ihtiyatlı gibiydi.

"Korktun mu yoksa? Yani normal." dedim ellerimi birbirine çarparken. "Ben de bir gece vakti kendimi görsem korkardım."

"Roaar! Roa, Rooar!" Ayı kükreme benzeri sesler çıkarmaya başladı. Ancak bu.. tehdit eden bir varlığın kükremesi mi? Neden bana bir şeyler anlatmak istiyor gibi hissediyorum?

"Bayadır elim kaşınıyor. Güreşmek istemez misin?" dedim kaslarımı sıkarken.

Ayı kükremeye devam etti.

Daha fazla bekleyemedim ve üzerine atıldım!

Ayı ben atıldığımda bir anda ayağa kalktı!

Havaya kalkan pençelerini ellerimle yakaladım!

Ayı ile yüz yüzeydim!

"HAAAAAĞ!!!"

"ROAAAAAAR!"

Suratlarımıza doğru kükredik!

İşte bundan bahsediyorum bebeğim!

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar