Novel Türk > Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 15 - Eğitim Başlıyor

Yanlışlıkla Zalim Şeytan Kral Olarak Reenkarne Oldum Bölüm 15 - Eğitim Başlıyor

Binanın çatısında karşı karşıya duran Tokito ve aslan adam Rodius, birbirlerini süzüyorlardı. Ancak Tokito'nun dikkati, Rodius'un yüzündeki derin yara izlerine takılıp kalmıştı. Bu izler, sadece fiziksel bir savaşın değil, ruhsal bir mücadelenin de kanıtı gibiydi. Tokito, Şeytan Kral olmanın getirdiği soğukkanlılığa rağmen, eski bir doktor olarak içinde bir sızlama hissetti. Gözyaşı dökemese de bakışlarındaki hüzün Rodius'un dikkatinden kaçmadı.

"Geçmişin izleri, geleceğin haritasıdır efendim. Onlara üzülmeyin," dedi Rodius, kalın ve güven verici sesiyle.

Binanın çatısından inmek için Rodius, Tokito'nun elini nazikçe ama sıkıca tuttu. "Tutunun efendim." İkili boşluğa atladığında, Rodius havada parmağını şıklattı. Etraflarında oluşan su küresi, yer çekimine meydan okuyarak onları yavaşça zemine indirdi.

Yere indiklerinde Tokito hâlâ şaşkındı. Büyü komutanının o vahşi görünümünün altındaki bu zarafet ve kontrol, onu etkilemişti. Kırmızı, alev gibi yanan gözlerinde kaybolmuştu ki, Kortus ve Nanagi'nin endişeli çığlıkları sessizliği bozdu.

"Askerler! Onu gördünüz mü? Efendimiz nerede?!"

"Biz de bilmiyoruz efendim, birisini yakalayacağını söyleyip çatıya çıktı!"

Nanagi, keskin gözleriyle sokağın ucunu taradı. "Orada Kortus! Gördüm onu. Yanında devasa birisi var!"

Kortus, rüzgâr gibi koşarak efendisinin olduğu yere geldi. Gözlerinde saf bir öfke vardı. Yelpazesini bir bıçak gibi Rodius'un boynuna dayadı.

"Efendimizin elini tutarak ne halt yediğini sanıyorsun sen? O eli koparmadan önce açıklama yap!"

Rodius gülümsedi, boynundaki ölümcül silaha aldırmadan sakinliğini korudu. "Sorun yok Kortus, bu aradığımız kişi. Bırak onu." Tokito'nun sesi emrediciydi.

"İzninizle kendimi tanıtayım leydim, fakat silahınızı boynumdan çekin lütfen. Pas lekesi bırakabilir."

Kortus, efendisinin emriyle yelpazeyi şak diye kapattı ama gözlerini Rodius'tan ayırmadı. Rodius üstünü silkeledi ve hafifçe eğilerek konuşmaya başladı.

"Ben eski büyü komutanı Rodius Victur. Beni aradığınıza göre, efendimizi eğitmem ve ona layık olduğu gücü kazandırmam içindir."

Tokito, bu devasa aslanı süzdü. "Sen çok mu güçlüsün Rodius? Efsanelerdeki kadar var mısın?"

"Sizin potansiyelinizin yanında ben sadece sönük bir kıvılcımım efendim. Normalde çoktan ölmüş olmam gerekiyordu fakat eski efendim, babanız, sizin için ayakta kalmamı ve bugünü beklememi emretti."

Gerçekten çok savaş görmüş... Yüzündeki o derin yaralar, iyileştirilemeyecek türden lanetli yaralar olmalı. Acaba ne kadar güçlü? Bana en iyi büyücü olduğunu söylemişti fakat duruşu, zırhı ve kaslarıyla daha çok bir savaş lorduna benziyor.

"O hâlde bizimle gel ve anlaşma yapalım. Gücünü bana ver."

"Memnuniyetle majesteleri. Sizin için cehennemin dibine bile gelirim."

"Karar verildiyse yola çıkalım. Kaleye ne kadar kaldı Nanagi?"

"İç kaleye 2 saatte ulaşırız efendim. Ordumuz olmadığı için daha hızlı hareket edebiliriz."

Büyü komutanıyla beraber arabaya binen Tokito'nun gözü sürekli ona bakıyordu. Kendisi adeta onun manasına, o yoğun ve kadim enerjiye kapılmıştı. Rodius, bu küçük çocuğun delici bakışlarını fark edince yüzünü ona döndü. Tokito, yakalanmış olmanın verdiği utançla kafasını hızla sola çevirip cama bakmaya başladı.

"Benim yüzümde bir sorun mu var efendim? Yaralarım sizi rahatsız mı etti?"

"Hayır... Sorun yok, sadece... bakmak istedim. Bir aslanın konuşması garip."

"Soru sormak istiyorsanız çekinmeyin, yolculuk boyunca cevaplayabilirim."

Tokito bu sözle heyecanlanıp yüzünü tekrar Rodius'a çevirdi. Merakı, utancını yenmişti. Biraz daha onun yüzüne yaklaşıp fısıldadı.

"Sen gerçekten büyücü müsün? Kasların bir savaşçı gibi."

"Evet efendim ben bir büyücüyüm. Ama büyü, sadece asayla yapılmaz."

"Yalan atıyorsun. Bir büyücü senin kadar hızlı olamaz, az önce havada süzüldük."

Rodius gülümsedi, gözleri uzaklara daldı. "Meleklere inanıyor musunuz efendim?"

"Melek mi? O da ne? Masallardaki kanatlı bebekler mi?"

"Açıkçası ben de çok bir şey bilmiyorum. Ben aslında Veldoria'nın taşrasında doğmuş, sıradan bir şeytandım efendim. Her şey o gün, köyden kaçıp yasak ormana girdiğimde başladı."

Anılarını anlatmaya başlayan Rodius, o zamanki halini hatırladı. 967 yıl önce olan olay, dün gibi aklındaydı. Gözleri parladı ve anlatmaya başladı.

Taşralı, fakir bir köyden gelen genç Rodius, bir gün yasakları çiğneyip dışarı çıkmaya, denizi görmeye karar vermişti. Köylüler onu ormandaki canavarlar hakkında uyarsa da o, içindeki maceracı ruhu susturamamıştı. O zamanlar şimdiki gibi devasa değildi; gelişmemiş, sıska bir kaplan gibi duran vücudu ve eski, yırtık kıyafetleri vardı.

Çitlerden atlayarak ormanın derinliklerine daldı. Zayıf bacakları çalılar tarafından çizilse de koşmaya devam etti. Tek rehberi, rüzgârın taşıdığı tuzlu deniz kokusuydu.

Kokuyu net olarak aldığında, o yöne doğru hızlanan Rodius, birdenbire tüylerini diken, diken eden bir mana hissetti. Sahil tarafından gelen, hayatında hiç deneyimlemediği hem korkutucu hem de huzur verici bir aura vardı. İçgüdüleri "Kaç!" dese de merakı onu sahile çekti.

Ağaçların arasından sahile baktığında, orada bir çocuk gördü. Ama bu sıradan bir çocuk değildi. Balık yüzgeci gibi kulakları, üzerinde dalgalanan su gibi görünen, içi mavi kürelerle süslü hırkaya benzer bir yelesi vardı. Yüzünde saf bir şaşkınlık ifadesiyle, sanki ilk kez görüyormuş gibi denize bakıyordu.

Rodius, heyecanla bir adım atınca kuru bir dala bastı. Çıt! Ses sessizliği bozdu. Tekrar baktığında, o gizemli çocuk yoktu.

Panikle etrafına bakmaya çalıştığında, arkasından gelen serin bir el gözlerini kapattı.

"Burada ne arıyorsun küçük şeytan? Kayıp mı oldun?" Ses, suyun şırıltısı gibiydi.

"S-Sadece denize girmek istemiştim. Hiç görmedim."

"Deniz... Onu seviyor musun? O, dünyanın aynasıdır."

"Deniz en sevdiğim şey benim. Özgürlük kokuyor."

"Sen... Güçlü bir ruha benziyorsun. Adın ne?"

"Adım Rodius. Veldoria bölgesinin köyünden geliyorum. Konuşmakta neden zorlanıyorsun? Kelimelerin... ıslak."

"Ben... Kelime... Tam olarak söyleyemiyorum. Diliniz zor. Şeytan Kral, nerede biliyor musun?"

"Bu bölgede değil, başkentte, Loropis isimli bölgede olmalı. Herkes bilir bunu."

"Ben, sadece sormak istedim. Sen... Güç ister misin küçük şeytan?"

"Elbette güçlenmek istiyorum! Şeytan Kral gibi güçlü olup dünyayı gezmek istiyorum!"

"Güç, kolay elde edilebilir ama taşıması zordur. El... Onu bana uzat."

Daha küçük ve saf olduğu için tehlikeyi sezemeyen Rodius, arkasına dönerek onun yüzüne baktı. Yüzü, ilk gördüğündeki o masum ve dünya dışı güzelliği koruyordu. Elini yavaşça uzattığında, karşısındaki varlık Rodius'un elinin üstüne parmağıyla karmaşık bir büyü çemberi çizdi. Çember mavi bir ışıkla parladı.

Büyü çemberi derisine işleyip kaybolduktan sonra, Rodius o muazzam manayı kendi damarlarında hissetmeye başladı. Kanı kaynıyor, kasları geriliyordu. Karşısında duran balığa benzeyen bu varlık gülümseyerek baktı. "Sen, artık bir meleğin gücünün tohumuna sahipsin. Ben, Su Meleğiyim. Sen de... Artık suyun elçisisin."

Dediklerini tam anlamasa da damarlarında akan gücü hissedince onu efendisi olarak gördü. İsmini sorabilecek cesareti toplayınca, gitmemesi için yelesinden tuttu.

"Benim efendim olur musun? Sana itaat etmek, seninle gelmek istiyorum!"

"Bu, olmaz. Ben sadece bir meleğim, bir gezginim. Siz şeytanlar, kendi efendinize itaat etmelisiniz. Güç... Onu sadece kendi yolun için kullan."

"En azından ismini öğrenmeme izin ver!"

"İsim? Ben, Su Meleği. Bu kadar, başka bir ismim yok. İsimler sınırlar yaratır."

Rodius yelesini bıraktığında, deniz bir anda taşarak dev bir dalga halinde bulundukları yere geldi. Dalga geri çekildiğinde, Su Meleği köpüklerin arasında kaybolmuştu. O gittikten sonra Rodius'un önünde mavi bir ekran açıldı.

"Kullanıcının ulaşabileceği en yüksek seviye S olarak değiştirildi." "S seviye Su Büyüsü 'Degriz' elde edildi."

Aldığı büyüleri deneyen Rodius, her gün bıkmadan usanmadan talim yaparak güçlendi ve 30 yıl sonra efsanevi S seviyeye ulaştı. Yüzyıllarca Şeytan Krallara hizmet etti, savaşlara girdi ve 700 yıl sonra emekli oldu. Emekli olduğunda Koloton tarafından Veldoria şehrinde, huzur içinde yaşaması teklif edilince memleketine geri dönmüştü...

"Anlatacaklarım bu kadar efendim. O gün, kaderim değişti."

Tokito düşünceli bir şekilde çenesini ovuşturdu. "Bu Su Meleği sayesinde güçlendin demek... Sence ben mi daha güçlüyüm yoksa o melek mi?"

Rodius hafifçe gülümsedi. "Siz bir Şeytan Kralsınız, potansiyeliniz sınırsız. Bu yüzden S seviyeye kadar rahatlıkla çıkabilirsiniz. Fakat o melek... O, bu dünyanın kurallarının ötesinde bir varlık. O, sizden katbekat daha güçlü."

Eskiden kralları aradığına göre şeytan kralları sürekli ziyaret ediyor olmalı. Acaba beni de ziyaret eder mi? O 'hiçlikteki' sesle bir bağlantısı olabilir mi? Eh, her şekilde karşılaşacağım gibi görünüyor. Şimdi eğitim daha önemli.

Sohbet etmeyi bırakan Tokito camdan şehri izlemeye devam ediyordu. Evlerin mimarisi, Dralon'un kasvetli yapısının aksine daha organik ve canlıydı. Merkez kale görünmeye başladığında Tokito kafasını uzatarak hayranlıkla baktı. Büyük, siyah taşlardan örülmüş surları, gökyüzünü delen dört adet büyük gözlem kulesi ve kapısında iki devasa taş kurt kafası olan ihtişamlı bir girişti.

Nanagi inmeden el hareketiyle bir işaret yaptı ve kapıdaki mekanizma gürültüyle çalışmaya başladı. Yavaş yavaş açılan kapı, sanki yüzyıllardır uykudaymış gibi ses çıkardı. At arabası içeri girmeye başladığında Tokito, kalenin içindeki cenneti gördü. Kocaman, egzotik çiçekler ve şifalı bitkilerle dolu devasa bir bahçeydi burası.

Bahçede devriye gezen askerler Nanagi'yi görünce, saygıyla dizlerinin üstüne çöküp selamladılar. Kalenin yaşlı kâhyası kapıya koşarak çıktı ve o da dizlerinin üstüne oturdu.

Nanagi arabadan inip kapıyı açtığında, arabanın içerisinden çıkanlar bir çocuk, bir kadın ve efsanevi Rodius'tu. Askerler bu manzarayı görünce diz çökmekle yetinmeyip, tam bir teslimiyetle yere uzanarak yüzlerini toprağa gömdüler.

Tokito, arabada bastırdığı aurasını serbest bıraktı. Tüm askerler, B seviye olmasına rağmen bu yoğun ve asil mana karşısında titremeye başladı. Nanagi kâhyanın önüne geçerek o da dizinin üstüne çöktü.

"Kalenize hoş geldiniz Yüce Komutan ve Majesteleri. Hepimiz, canımızla emrinize hazırız."

Gerçekten bu kadar büyük bir karşılama beklemiyordum. Kendimi sanki bir tanrı gibi hissediyorum. Bu kadar sadık askerlere sahip olmak, bir kral için en büyük hazine.

Tokito, sesine olabildiğince otoriter bir ton vererek konuştu.

"Kafalarınızı yerden kaldırın! Ben buradayken herkes kafası dik gezecek! Şeytanların onuru yerde sürünmez, göklere yükselir!"

Askerler, bu sözlerle cesaret bularak ayağa kalktı ve silahlarını havaya kaldırıp birbirlerine vurdular. Hepsi bir ağızdan "Çok yaşa Şeytan Kral!" diyerek yeri göğü inlettiler.

Tokito, Rodius ve ekibiyle beraber içeri girdiğinde, askerler de artan bir moralle görevlerine döndüler.

Tokito saraya girerek koridorda yürümeye başladı. Dralon'da gördüğü o zengin, altın varaklı süslemeler burada yoktu. Duvarlar sade siyah taştandı, sadece kırmızı sancaklar asılıydı. Zemin de siyah mermerdendi ama tertemizdi.

Taht odasının girişine geldiğinde, kapı bile gösterişten uzaktı. Nanagi'yi yanına çağırıp sordu.

"Bu saray neden bir kraliyet sarayına göre çok sade? Hazinemiz mi yok?"

"Efendimiz Koloton, diğer bölgelerin aksine, halkına ve ordusuna daha çok değer veren bir vikonttur. Sarayın süsüne harcanacak altını, şehrin altyapısına ve askerlerin donanımına harcadı."

Dışarıda bulunan bahçe çok güzeldi fakat saray sade... Böyle bir lider zor bulunur. Koloton, gerçekten saygıyı hak ediyor. Acaba içerisi nasıl?

Kapıyı askerler açtığında yavaşça içeriye girmeye başladı. Gözüyle gördüğü ilk ve tek şey tahttı. Odanın ortasında, siyah obsidyenden yapılmış, kısa ama heybetli bir taht duruyordu. Köşelerinde parlayan kırmızı çarpı işaretleri vardı. Tahtın iki yanında duran, devasa zırhlara bürünmüş muhafızlar dizlerinin üstüne çökerek efendilerini karşıladı.

"Hoş geldiniz efendim. Bizler, 'Sessiz Muhafızlar', tahtı canımız pahasına koruyanlarız."

"Herhangi bir emriniz, almamız gereken bir kelle varsa söyleyebilirsiniz."

Bunlar taht muhafızları demek... Zırhlarından taşan manaları hissedebiliyorum. Çok yoğun. Gayet güçlü olmalılar. Bunlar buradayken sırtım yere gelmez.

"Sizler beni koruyacaksanız sorun yok. Kapının iki tarafında nöbetinize devam edin."

"Emredersiniz efendim."

Tokito içeri girerek etrafa göz gezdirdi. Oda neredeyse bir spor salonu büyüklüğündeydi ve tavanı çok yüksekti. Duvarlarda üçgen şeklinde, vitraylı camlar vardı ve içeriye loş, renkli ışıklar süzülüyordu.

Tahta doğru yürüyerek etrafına göz gezdirdi. Yavaşça tahta oturmaya çalışsa da boyu yetmediği için bacakları havada kaldı. Kortus gülümseyerek onu kucaklayıp oturttu. Ancak Tokito yanlışlıkla Kortus'un kuyruğunun üzerine oturunca, Kortus acıyla inledi ve gözleri doldu.

"Ah! Özür dilerim Kortus!" Tokito hemen kalktı.

Kortus, acısını gizleyerek efendisini tekrar yerleştirdi. "Sorun yok efendim, kuyruğum... mutluluktan sızlıyor."

Tokito gözlerini silen Kortus'a baktıktan sonra, Rodius'a geçmesi gereken yeri gösterdi. Nanagi Tokito'nun soluna, Kortus ise sağına geçti.

"Sonunda oturabildim. Bu taht işi, savaşmaktan zormuş."

"Size daha büyük ve ihtişamlı tahtlar lazım efendim. Bacaklarınızın yere değdiği bir taht..."

"Koloton seçtiği için bu taht güzel. Peki, yanda duran şu parlayan çarpı işaretleri ne anlama geliyor Nanagi?"

"Efendimiz Koloton hiçbir zaman bu tahta oturmaz efendim. Oturmak sadece ve sadece Şeytan Kral'a, yani size izin verilir. Başkası, hatta biz bile otursak, taht muhafızlarının gözleri kırmızı olur ve oturan kişiyi sorgusuz sualsiz parçalarlar."

Sanırım bir çeşit büyü kullanılıyor. Ekran bana bu şeyi tanımla.

"Taht Analizi: Oturduğunuz tahtta antik bir 'Kan Bağı ve Mühür' büyüsü vardır. Sistem tarafından taht sahibi ve onun kan mührüne sahip olarak belirlenen kişiler oturabilir. Muhafızlar da bu tahtın ebedi koruyucusu olarak büyülenmiştir."

Gerçekten dediği gibi bir tahtmış. Neden Koloton krallara bu kadar sadakatle bağlı? Benim en iyi müttefikim olacak o halde.

"Tamam anladım. Sıra sende Rodius. Eğitim istiyorum hem de hızlı ve acımasız bir eğitim olmalı. Düşmanlarım beklemiyor."

Rodius bir adım öne çıktı ve başını eğdi. "Sizi A seviye yapacağımın, hatta ötesine geçireceğimin garantisini veririm efendim. Fakat bu, hayatınızın en zorlu süreci olacak. Kemikleriniz sızlayacak, ruhunuz yorulacak."

"Beni zorlayacak bir eğitim fikri... Sanırım bu fikri beğendim. Acı yoksa kazanç da yok."

"Baştan uyarayım efendim, eğitim sonunda mananız aşırı yüklemeden dolayı 'küseceği' için bir süre, belki bir hafta, mana kullanamayacaksınız. Savunmasız kalacaksınız."

"Fark etmez. İki ay sonra manamı kullanabileceksem ve o zaman herkesi ezeceksem, ne dersen onu yapacağım."

"O hâlde yarın kahvaltıdan sonra birlikte eğitiminize başlayacağız. İyi dinlenin."

Tokito tahttan zıplayarak indi ve Rodius'un kocaman, nasırlı elini sıktı. Rodius, efendisini yetiştirebileceği, mirası devredeceği için içten içe çok mutluydu. Bir sonraki gün olduğunda, güneş Veldoria'nın üzerine doğarken, kahvaltı masasında sessiz ama kararlı bir hava vardı. Eğitim başlıyordu.

Bir hata mı var? Şimdi bildir!
Yorumlar